17 Mayıs 2016 Salı

Unutkan Ayna, Gürsel Korat, 230/CX
---------------------------------------------------------------------------------
Mine G. Kırıkkanat’ın, Hiç Kimse adlı kitabından sonra işte size, kolu kırılmış ama yeninin içinde bırakmamış, gözleriyle gören, kulaklarıyla duyan, kalbi her türlü mühre direnen bir roman örneği…
Böyle diyor, böyle yazıyorum, çünkü, eğer bir yazar, edebiyatta öznel yargılarla tarih tezi yazmaya, bir siyasetçi ve ideolog dili kullanmaya başlarsa roman anlatılanların, anlama ve anlatma gerçeğinden kopar. Oysa ve özellikle tarihi olayları anlatan bir yazarın görevi ve elbette ki yer aldığı safı, gerçeği ahlakî ve vicdanî bir sorumluluk altında aramaktır.  
İşte bu nedenle ki; Göksel Korat…
·       aynasının sırının, sırrında unutulanları, eğmeden, bükmeden, acılar üstüne mutluluk, ölüler üstüne bir yaşam yansımalarına izin vermeden olduğu gibi yansıtmış,
·    yaşayanların insan gerçeği, yaşananların insanlık gerçeğinden ne bir fazla, ne de bir eksik uzaklaşmamış, 
·       ve başına felaket gelmiş insan gerçekleri ile fırsat gelmiş insan gerçeklerinin değerler mücadelesindeki boyutları, kadrajının net ve mutlak dengesinde görkemli bir filme de zemin hazırlamış ki; kendisine ve emeğine bin şükran.
Romanın konusuna gelince… 1915’de İttihat ve Terakki kanunsuzlukları temelinde aynada unutulmuş Ermeni ve Rum, Çanakkale şehit ve gazilerinin ile aynanın önündeki Türk şehit ve gazilerinin birbirlerine uzanan ellerinin dekorunda, Kapadokya kırsalında, Nevşehir’de kapı, kapı insanlığa vurulan dipçik darbelerinin zulmeden sesleri ile zulme direnenlerin seslerinin, aşağıdaki satırlarından, anlarsınız elbette içeriğini…    
“ Bir devlet adamı ortalığa zulüm yaysa da ağzından kanun ve adaletten başka bir şey çıkmamalıydı… onun zulmü devleti koruduğu için yüceydi ve devlet vatandaşların üstündeydi… devlet onlara emrederdi. “ s.95  
Oysa “ Doğma büyüme buralıyım ben; Yunan nedir bilmem Yunancayı da okulda öğrendim, tıpkı Müftü Efendi’nin Arapçayı öğrendiği gibi… Yani ne ben Yunanım. Ne de Müftü Efendi Arap… bu durumda siz, Müftü Efendiye, ‘Bizi, Yemen’de kurşunluyor seninkiler diyor musunuz?’ Demiyorsunuz… Biliyorsunuz ki o buralıdır. Peki, ben niye değilim? Papaz Haçadur Efendi niye değil? Dedi Dimitri Efendi. S. 188
Kitabı aldıktan sonra, aynanızı alın, sırının sırlarına birkaç sır da siz damlatın…
-------------------------------------- 

Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2016

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Hiç Kimse, Mine G. Kırıkkanat,  978-79/CIX
---------------------------------------------------------------------------------
Mine G. Kırıkkanat’ın, Hiç Kimse adlı kitabını okuduğumda… aklıma önce, Aziz Nesin’in Türk Solu’nda büyük fırtınalar koparan Büyük Grev([1]), adlı kitabı geldi. Kitap, DİSK’in o günlerde yaptığı büyük bir grev sayesinde derin bir satış krizi içinde,  stokları artmış, üretimlerini hemen hemen durmuş büyük sermayeye bilerek ya da yanlış bir öngörü ile yardım ettiği savlanıyor, Haslet Soyöz de zamanın Vatan gazetesinde yayınladığı bir karikatür ile bu sava destek verirken karikatüründe Vehbi Koç “Yaşasın Grev”, Kemal Türkler ise “Yarasın Grev” yazan dövizler taşıyordu.
Yukarıdaki paragraftan kinaye Hiç Kimse adlı kitapla ilgili olarak da aklıma şu tekerleme geldi…
Bir, iki, üçler, Yaşasın Türkler,
Dört, beş, altı, Polonya battı.
Yedi, sekiz, dokuz, İngilizler domuz,
On, on bir, on iki, İtalya tilki,
On üç, on dört, on beş Almanlar kalleş,
ve
Kırıkkanat’ın kitabının özetiyle
Onatlı, on yedi, on sekiz,
İyisi de kötüsü de
Zalimi de halimi de
Eli kanlısı da kansızı da
Biz, Türkler Kardeşiz…

ve yoktur Türk’ün Türk’ten başka dostu.([2])

Kitap hakkındaki yorumum mu? Başa dönün, birinci paragrafı bir daha okuyun,  satırları doldurun…  ama kitap hakkında en azından şunu söyleyebilirim ki, “Yaşasın İstihbarat”, “ Yarasın İnşaat” kurgusundaki kitaba sanki Rufâiler karışmış.

-------------------------------------- 
Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Baskı, Nisan 2016




[1] ) Nesin Vakfı, Hikâye Kitapları Dizisi: 34, İstanbul 1978
[2] ) Bkz. S. 124

14 Nisan 2016 Perşembe

Ağaçların Özel Hayatı, Alejendro Zambra, 18/CVIII
---------------------------------------------------------------------------------
Türkçede Eve Dönmenin Yolları ve Bonzai adlı iki kitabı daha olan, benim yeni tanıştığım, Alejandro Zambra'nın beni, sayfalarının içtenlik dolu sıcaklığında saran bu kitabı, çokbilmişlerin deyişi ile ‘novella’sı da ‘insanın kendine yabancılaşmasının’ bir başka örneği…
“Juliàn, Daniela’yı oyalamaya çalışıyor… uydurduğu bir dizi hikayeyle, Ağaçların Özel Hayatı’yla… kahramanları bir kavak ağacıyla bir baobap ağacı, geceleri kimse onları görmezken fotosentez hakkında… aptal beton parçaları olmaktansa ağaç olmanın getirdiği sayısız faydalar hakkında…” s.13
Bence kitabın adı, yukarıdaki alıntının içinde… ve yazar için hayat, kendi özelinde,   diyalektik temelinde akıp giden bir süreç, ağacın farklı dallarından oluşan nitelikli bir toplam… bu kadar basit yani… ve özetle
“Daniela, her şeyi altüst etmek üzere geldiğinde Verònica üniversitede Güzel Sanatların ikinci yılındaydı.” S.20
“Juliàn… uyuyan kızın, Daniela’nın babası olma ve hâlâ resim kursundan dönmemiş kadının, Verònica’nın kocası olma rolünün düştüğü bir dünyadan davet aldı.” S.19
“Verònica, yolun ortasında lastik değiştiren bir kadın… kimse ona yardım etmek için durmuyor. Böyle olmuştur, diye düşünüyor Juliàn, Verònica’nın kaybolmuş, uzak bir caddede tek başına lastik değiştiren görüntüsüne tutunarak işin içinden çıkıyor.” S.42
“’Daniela’… sevmekten vazgeçmek için seviyor ve başkalarını sevmek ya da bir süreliğine veya sonsuza dek yalnız kalmak için sevmekten vazgeçiyor. Bu temel doktrin.” S.69 “ Bu bir aşk hikâyesi, pek de özel sayılmaz: iki kişi, isteyerek ve masumane bir şekilde, kısa bir süre içinde doğal olarak düşüşe geçecek paralel bir dünya kuruyor. Sınıfına ait izler yakaladığı, ortalama… ezbere aşk cümleleri… kaybolan ve sonra tekrar kurulan hayaller…” s.79
…ve bu kitap, ağacın farklı dallarından oluşan nitelikli bir toplam… bu kadar güzel yani…
-------------------------------------- 
Notos Kitap, 1. Baskı, Haziran 2015


5 Nisan 2016 Salı

Doppler, Erlend Loe, 142/CVII
---------------------------------------------------------------------------------
Norveç edebiyatının en çok okunan yazarlarından biri olan Erlend Loe’nin baskısı  bir kitabı daha var Türkçede, Naif Super… bu da ikinci romanı dili çok temiz… hikaye varlığını korurken, mizah ve hiciv satır arasından ustalıkla kendisini hissettiriyor.

Romanın ana teması Marx’ın İnsanın Kendine Yabancılaşması kavramında gizli ki;

İnsan, doğadan koparak kültürel-toplumsal alanda kendine ikinci bir doğa kurmak anlamında, doğaya yabancılaşır. Bu insan oluşu açıklayan niteliğiyle olumlu karşılanan yabancılaşmadır, zorunlu bir süreç olarak anlaşılır. İkinci yabancılaşma ise, bizzat kapitalist pazarın ve kapitalist toplumsal sistemin yarattığı yabancılaşmadır. Bunun sonucu olarak insan kendi doğasına yabancılaşır. Böylece insan kendine, kendi emeğine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. Kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelir.

Kitap da bu sürecin tam bir tarifi sanki…
“ Bu ülkenin dışında hiç tanımadığım bir dünya var. Yardıma muhtaç… Norveç’te yaşıyorsan, koşullar hakkında doğru bir fikrin olmuyor diye düşünüyorum… Norveç’in bankalarda milyonlarca kronu var… paraları istifliyoruz. İnsanların arasına karıştığımız da yok… Norveç ise dünyanın önemsiz bir banliyösü… “ s.116

“Yaşamında eğlence ve oyuna çok az yer vermiş…Uzun bir yaşamdan sonra insan birdenbire kendini tanıyamaz oluyor.. Beden kendini yabancı ve korkmuş hissediyor. Alışkın oldukların birden itici gelmeye başlıyor ama öyle zırt diye başka biri de olamıyorsun, çoktan iş işten geçmiş…” s.92

“Başarılarla yattım, başarılarla kalktım. Başarılarla uyudum. Başarı soludum ve yavaş yavaş yaşamımı yitirdim. Şimdilerde olana bitene böyle bakıyorum. Allah çocuklarımı benim kadar başarılı olmaktan korusun.” S.30

“Ormandayım çünkü orada olmalıyım. Beni anlayamazsın çünkü orada olmak zorunluluğunu hiç hissetmedin. Sen hayatını gayet güzel idame ettiriyorsun, bense zar zor… benim onlarla geçinmeye artık gönlüm yok.” S.26
“ orman sakin ve dostanedir… başka her yerden daha az kafa karıştırır… yaşamını ormanın ellerine bırakabilirsin çünkü orman dinler ve anlar… yıkmaz, yeniden kurar ve her şeyin büyümesine izin verir.” S.50

--------------------------------------- 

Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, Ocak 2016

21 Mart 2016 Pazartesi

Aradaki Nehir, Ngùgî Wa Thıong’o,  473/CVI
---------------------------------------------------------------------------------
“ Tanrı’nın adamları dost olarak gelmişlerdi. Onlara bir yer verildi. Şimdi ne olduğunu görüyoruz. Bütün toprakları almaları için kardeşlerini davet ettiler. Ülkemiz işgal edildi. “ s.90

“Ne yaptıklarını anlamıştı…” s.92

Torağı götürüyor.(lardı.)
Toprağı çürütüyor, yiyip bitiriyor.(lardı.)
Toprağı çalıyor.(lardı.)
Kitap bu sözlerle başlamasa bile, Kenya’nın merkezî topraklarına çoktan yerleşmiş, toprağa kendini ortak görmüş, hepsini almak için kabileleri çürütüp,  içten içe yiyip bitirmenin derdindeki beyaz adama kananlarla, direnenlerin yaşadıklarının, özetini yukarıdaki satırlar çok iyi anlatıyor.  

Nairobi’nin kuzeydoğusuna yakın, kutsal Kenya Dağı güneyindeki bölge, Muranga’ya, kitapta Livingstone adıyla simgeleşen, beyazların adım atmalarıyla başlayan süreci,  geleneklerine bağlı olanların yaşadığı Kameno ile misyonerlerin etkisinde olanların yaşadığı Makuyu, biri olmadan diğeri olmaz iki dağ sırası karşıtlığında, anlatan bu kitap… beyaz kelebekler gibi giyinenleri gözleyen çalıların arasında, tanrı katında ulu ve kadim ağaçların dallarında, çocukların kahkahaları ile kıpraşan,   ergenlerin ikinci doğum kanları ile gururlanan, aşıkları sinesinde barındıran nehrin, hem yazarın hem de çevirenin tertemiz ve akıcı dilinin sularında, okuyanı da satırlarının arasında nefes almaya bile izin vermeden koşturuyor.

Aşağıda sunduğum alıntılardan da izleyebileceğiniz gibi ezelden ebede, dünyanın her yerinde, adı ve tanımı neyse sömürünün üçayağından birisi olan dinin ve dinlerin yaşanan süreci ve bölgedeki duru ve masum insanları simbiyotik bir ilişkiyle nasıl etkilediğini, eşitliksiz ve adaletsiz uygulamaları ‘kelebekler gibi kıyafet giyenlerin’ gelmesiyle kabilelerde yaşanan sarsıntıları anlatan Ngùgî Wa Thıong’o’nun bu kitabı aslında günümüzde dünyada ve Türkiye’de yaşananlarla güncel bir referans kitabı da denilebilir. Ben bu kitabı çok sevdim. Size de okuyun derim…

-o-

Baba Chege’den, oğlu Waiyaki’ye…  “ Ayağa kalk. Kehanete kulak ver. Misyona git. Beyaz Adam’ın bütün bilgeliğini ve bütün sırlarını öğren. Ama onun kötülüklerine uyma. Halkına ve kadim geleneklere sadık kal. “ s.35

“ İki dağ sırası Kameno ve Makuyu arasındaki Honia nehri, buradaki hayatın ruhuydu…. Ve iki dağ sırası da… bu ıssız bölgenin liderliği için girişilcek bir ölüm kalım savaşına hazır bekleyen iki rakip gibiydiler…  Uzun zaman önce başlamıştı her şey. Makuyu’dan bir adam çıkmıştı ve Gikuyu ve Mumbi’nin, ‘kabile için Adem ile Havva’nın’ Mukuruwe wa Gathanga’ya ‘Cennet Bahçesi’ne’ giderken Murungu’yla ‘Tanrı’ ile Makuyu’da konakladıklarını ve sonucunda da liderliğin Makuyu’da kaldığı söylenmişti.” S.8  “ Kameno, kabilede güzel olan ne varsa ona ev sahipliği yaparke, Makuyu Hıristiyanların evi olmuştu.” S.78

“ Chege, Kameno’nun önde gelenlerindendi… Diğer ihtiyarlar ondan korkar ve ona saygı duyarlardı. Bu toprağın âdetlerini ve kabilenin sırlarını ondan daha iyi bilen kimse yoktu.” S.16 “

“ Rahip Joshua… Bir Hıristiyan olarak hükümete itaat etmenin ve Sezar’ın hakkını Sezar’a, tanrı’nın hakkını Tanrı’ya vermenin görevi olduğunu biliyordu.” S.49

“’Joshua’nın kızı Hırıistiyan Muthoni’ … kabilenin usullerine göre güzel bir kadın olmak istiyorum…” s.66 “’ ve kabilenin geleneklerine uygun olarak ikinci doğumda bütün erkek ve kız çocukları gibi sünnet olan, Bkz.s.15 dipnota, ve sonrasında enfeksiyon nedeniyle ölen rahip Joshua’nın kızı’ Hıristiyan Muthoni, Makuyu ihtiyarlarına göre inananları sınamak için gönderilmiş bir kötü ruhtu.”s.83 “ Waiyaki’yi şaşırtan, Muthoni’nin ölümü üzerine ‘her iki tarafta da” yükselen eşi görülmemiş nefret duygularıydı.”

Simbiyotik bir ilişkiyle; “ Livingstone da bir bakıma Chege’ye benziyordu… Diğer tarafın duran haliydi… İkisi de birbirine karışıyordu… “ s.69

“ İnsanların yaşam biçimlerini hesaba katmayan bir din, o yaşam biçimindeki güzelliklerin ve doğruların farkına varmayan bir din işe yaramazdı.” S.190 “Bir din bir babayla kızının arasına giriyor ve kızının ölümü babayı hiç etkilemiyorsa, o halde din zalim bir şeydi. ‘’Joshua’nın diğer kızı, Muhoni’nin ablası, Waiyaki’ye âşık, Hıristiyan ’ Nyambura diğerini,  istiyordu… Waiyaki geld. Nyambura onu beklemiyordu ama onun için hazırdı ve mutluydu.” S.182

“Bir ihtiyar ayağa kalktı… Waiyaki ve Nymbura, onları yargılayacak ve ne yapılacağına karar verecek olan Kiama’ya,  İhtiyarlar Meclisi’ne teslim edilecekti. Kalabalık, onların karanlıkta görünmüyor olmasından memnun hızla dağıldı… birbirlerinin yüzünden, birbirlerinin suçluluklarını bilmek itemiyorlardı. Gerçi, ne kadar, bilmek istemiyor olsalar da, onlara ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlardı.” S.204

--------------------------------------- 

Ayrıntı Yayınları, 1. Baskı, Ocak 2016

16 Mart 2016 Çarşamba

Yağmurda Aşk, Necib Mahfuz,  465/CV
---------------------------------------------------------------------------------
Necip Mahfuz’un kütüphanemde yer alan 11. kitabı bu... ama ne yazık ki, neden hepsi de Akdenizli yazarlardan birisi gibi Yaşar Kemal, José Saramago, Amin Maalouf, Tahar Ben Jelloun olamadığının ispatı da bu…

Artık içime fenalık getiren kurgu hiç değişmiyor. Her kitabında olduğu gibi toplumsal sorunlara liberallikten bile uzak yüzeysel bakış açısı temelinde, her türlü cinsel bunalımlar içindeki bireylerden kurulu bir aile… kahramanların yazgılarının buluştuğu, belirlendiği, toplum mühendisliği amaç ve görevinde mahallenin egemenlik merkezi kahve ile… yaşamının geleceği, devlet dairesinde bilmem ne müdürünün veya hamisi görünümünde bir cinsel sapkının iki dudağı ile apış arasına göre belirlenen roman kahramanı ile kahramanları… Geçmiş romanlardan kes, yapıştır, süsle…

“ Saniye… gülerek, ‘Şerif Sokağı’nda yürüyen her kadının ya senin dairene doğru gittiğini ya da oradan geldiğini düşünüyorum genelde…’” s.21 “ ‘Beni üzen şey, alışveriş yapabilmek istediğim için sana teslim olmam. Almak istediklerim gerekli şeylerdi, ama yine de…’ dedi, - Kahveci Abduh Emmi’nin oğlu İbrahim’in nişanlısı ve Abduh Emmi’nin dostu Hüsnü Hicavi’nin kapatması olan kızı Aliye’nin arkadaşı -  Saniye…” s.23

--------------------------------------- 

Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Baskı, Aralık 2015
Küba’dan Teleks, Rachel Kushner 543/CIV
--------------------------------------------------------------------------------



 



Rachel Kushner’in Küba’dan Teleks adlı bu kitabının son sayfasından anladığıma göre kapsamı yaşananların anlatısı olmakla, taraflı da olabilir ama oldukça nitelikli, akıcı, kolay okunur ve elden bırakılamayan, yerinde kullanılan metaforlarla dolu bu romanın niteliğine ve edebi derinliğine de asla gölge düşürmeyelim.

Canlandırmanız için yukarıdaki haritada Küba’nın doğu ucundaki Oriente Eyaleti, Holguin Vilayeti, Bahai de Nipe körfezinin, güney sahiline yaslanmış Preston ile sağındaki Nicaro’da geçen devrim sürecini ve Sosyalist Küba öncesi 1948-1958 döneminin ön ve arka bahçelerindeki bütün bileşenlerini, dinamiklerini ve aktörlerini yalın ama bir o kadar da duyguyla anlatan…

“Lenore bir sürahiden iri bir yudum alıp… o suyu muhteşem bir hareketle… Mr. Mackey’in takımına püskürttü.” S.156

bu kitabın sayfalarına, Küba yasalarını tanımayan, vergi vermeyen ve işçilere sosyal hak tanımayan, 1.350.000 dönüm arazide, yaklaşık 8 milyon kilo,   şeker kamışı üretimi odaklı Preston’daki United Fruit hayat verirken… yine aynı yasal  haklara sahip Nicaro’da nikel üreten bir diğer Amerikan şirketi de satır aralarına hayat veriyor.  

Kitabın sırtını dayadığı yer ise güneyde Biràn’da çok büyük bir çiftlik sahibi Don Àngel Castro’nun oğulları Fidel ile Raul’un adamlarının, kollarında kırmızı-siyah M26 bantları ile mesken tuttuğu, Holguin vilayetinin güney komşusu Gantànamo eyaletindeki Sierra Maestra dağları.

Kitabın ana aktörleri United Fruit  yöneticisinin oğlu K .C. Stites ile nikel madeni işletmesinin yeni müdürünün kızı Everly Lederer‘i kendi adına konuşturan yazarın, sosyalist devrim öncesi yaşananları kendi bakış açısından anlattığı satırlarda diğer baş aktörler ise aşağıdaki alıntılarla yer alıyor.

1.     “General Batista’nın devlet başkanlığına gelmesiyle sonuçlanan devrimci darbe aleyhine yapılan başvuru için Olağanüstü hal mahkemesi, Devrim’in kanundan önce geldiği hükmüne varmıştır.” s.175 “ …ki başvuruyla huzuru bozan delifişek siyasi kişilik Fidel Castro’ydu ve genç arkadaşı La Maziéere onun ‘perde arkaında bir yaşamı’  olduğunu tahmin ediyordu.” S.174

“United Fruit’in avukatı Mr.Diaz-Hart’ın en büyük kızı 1948’de Fidel Castro ile evlenmişti. Nikâhları, şirketin 50 km. kuzeydeki öbür fabrikasında kıyılmıştı. Fidel’in … bu evliliği saçma görünebilir… Fakat sanırım Castro aynı zamanda yok etmeye çalıştığı bir dünyaya Kübalıların da girebileceğini ispat etmeye çalışıyordu.” S.247-248

2.     “La Maziére ‘Yüksek yerlerde arkadaşların var’ dedi.”Barın dansçısı, Rachel K. “Onların arkadaş olduğunu kim söylüyor?”s.97

3.     “La Maziéere, Waffen subaylarının eğitimini almak için… gamalı haç mührü basılmış belgeleriyle Fransızlığını… kökten ihlal eden bir adam.” S.275

“Batista’ya karşı Prio’nun adamları  Miami’de, Fidel Castro’nun adamları Dominik Cumhuriyetinde eğitim görüyor… La Maziére… Dominik Cumhuriyeti diktatörü Trujillo’nun sahip olduğu Miraflores Havayolları şirketi ile Trujillo’nun haberi bile olmadan Batista’ya, Castro’ya hatta Haiti Diktatörü Duvalier’e karşı asilere de silah taşıyordu.” S.271-272

Süreç ilerler, isyanın yine bastırılacağını zannedenler, sömürüden kendilerine  ayrılıp, önlerine atılanlarla, keyifleri yerindeyken;

¡      “Babamın Batista’ya yaptığı pazarlık asilerle yaptığı pazarlığı bozdu.” S.55

“Noel’e az kalmıştı ve ’Atajanegro =Zenciyi yakalayan kaktüsten yapılı s.197’ güvenlik çitinin ilersindeki ağaçlara ‘Noel Ağacı süsü gibi’ insanlar asılıydı.” S.352

¡      “Onların bizimle olan sorunları ya da bizim onlarla olan sorunlarımızda, ana fikir hesabın yerliler arasında görülmesiydi. İşler ezelden beri böyle görülürdü. Taşra Muhafızları… komutanı Yüzbaşı Jesùs Sosa Blanco, Batista’nın hapisten çıkardığı bir katil, mahkumdu…” s.259 “Batista… sıvıştığında uçağında ona yer yoktu. Blanco, yargılandı ve kurşuna dizildi.” S.259

ABD ile Küba Cumhuriyeti arasında ilişkilerin normalleştirilmesi gündeminde dünden bu güne aşağıdaki satırlar eşliğinde ışık tutacak bu kitap, bence okunası kitaplar arasında…

“United Fruit önce United Brands sonra ‘ hani şu muzlarını yediğimiz’ Chiquita oldu. Ama Küba’daki hak iddiaları, enflasyonla birlikte hesaplandığında 350 milyon dolar, ABD Adalet Bakanlığının arşivlerinde yaşamaya devam ediyor.” S.419


Can Yayınları, 1. Baskı, Mayıs 2015