Bir Buğday Tanesi, Ngũgĩ Wa Thiong’o
Özgün Adı: A
Grain of Wheat
Çeviri: Gül
Korkmaz, Kapak Tasarımı: Arslan Kahraman, Kapak Resmi: Guenter Guni
“Kitaptaki karakterler kurgu, Jomo Kenyatta ve Waiyaki gibi tarihî adlar
kaçınılmaz gerçektir.
Kitap, Birleşik Krallığa karşı savaşan, ancak sonra kenara atılan köylüler
için
acı verici bir gerçekliğe sahiptir.
Kenyalı Ngũgĩ wa Thiong'o, Afrika'nın sömürgecilikten
kurtulmasının ivme kazandığı dönemde kıtanın gelmiş geçmiş en büyük
yazarlarından birisi olarak genel kabul görmüştür. Büyük Britanya
sömürgeciliğinin zirve yaptığı dönemde Kenya'nın Beyaz Yaylaları olarak bilinen
bölgesinde büyümüş, yapıtlarıyla sömürgeciliğin, ekonomik ve kültürel
özgürleşme arayan yerel halk ile yeni sömürgecilerin ajanları olarak görev
yapan yerel elitler arasındaki karmaşık ilişkilerini incelemiştir.
Afrika’nın yenilenen öyküsünü yeniden biçimlendiren
Ngũgĩ, bunu Afrika'nın çağdaş toplumu hakkında yüksek kaliteli öyküler üretme
konusundaki tutarlılığı ile… ve bunu her zaman eşitliğe ve sosyal adalete olan
bağlılığını gösteren bir şekilde yapmıştır ki, hiç şüphesiz, Ngũgĩ wa
Thiong'o’nun ve diğer öncü Afrikalı yazarların yeni Afrika öykülerini anlatma
çabaları olmasaydı, Afrika daha da yoksul olurdu.
Yazar başyapıtı "Kara
Keşiş"’te ülkesi ve Afrika için beklentilerinin
izlerini önceden haber verirken… "Ağlama
Çocuk ", "Aradaki
Nehir" ve "Bir
Buğday Tanesi’" nden oluşan temel
üçlemesinde bu beklentilerini daha da artırır… ama "Kanlı
Yapraklar"'da iyimserlik yerini düş kırıklığına bırakır.
Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde, uzun yıllar
sürgünde kalan Ngugi, Afrikalı yazarların eserlerini Avrupa dillerinde mi yoksa
Afrika dillerinde mi yazmaları gerektiği konusunda edebî çevrelerde bir
tartışmaya girer. Kültürel ve siyasî aktivist Ngũgĩ, 1977'de bir yıl boyunca yargılanmadan
gözaltına alınmasını İngilizceyi reddetmesine ve kendini ifade etme aracı
olarak Gikuyu dilini benimsemesine bağlar. Ona göre; İngilizce bir Afrika dili değildir. Sömürgeleştirilenlerin sömürgecinin dilini sahiplenmeye çalışması, zihinsel
sömürgeleştirmedir. Köleleştirmenin başarısının bir işaretidir.
Eleştirmenler arasında, geçen
yüzyılın başında Afrika'nın en
iyi 100 romanı arasında gösterilen Bir Buğday Tanesi’nin, yazılışında karakterlerin
karmaşıklığıyla öne çıktığı konusunda fikir birliği vardır. Bu eleştiriye ben de katılıyorum ve kitabı okuyacak
kişilere, siyasî polisiye tadındaki öyküyü
anlamaları adına sürecin içinde kurgulanmış geri dönüşler ile kurguya
yeni eklenmiş karakterleri izlemek için not almalarını öneriyorum.
Kimileri bu romanı, Ngũgĩ'nin eserlerinin aşırı politikleşmesinden önceki son işaret olarak görüyor ama ben buna da katılmıyorum. Büyülü gerçekçilik de dahil olmak üzere birçok edebi motifi kullanan roman, Afrika kalkınmasının politikalarını ve siyasi elitin statükoyu korumak için yaptığı entrikaları ele alıyor ve kültürel ve siyasî aktivist kimliğini hiçbir zaman bırakmıyor.
Romanın gerçeklere dayanan tarihsel
süreci
Yazar, bu yapıtında Kenya’da Mau Mau Başkaldırısında rol
oynadıktan sonra yalnız ve yabancılaşmış bir kişi olarak çiftçilik yapan
Mugo'nun öyküsünü anlatır. Diğer deyişle, yazarın kendisinin ve ailesinin de
içinde yer aldığı öykü, 1952 Mau Mau Başkaldırısından Kenya’nin 1963 yılında bağımsızlığına
kadar uzanır. Bu nedenle bu tarihî sürecin öncesinin kısaca bilinmesinde yarar
görüyorum.
Avrupalılarla ilk ilişkisi Vasco da Gama’nın bölgeye
ziyareti ile… Kenya’nın etkin olarak sömürgeleştirilmesi ise Büyük Britanya
İmparatorluğu tarafından 1895 yılında başlar. Süreç 1952'de başlayan Mau Mau başkaldırısından,
1963'te Kenya'nın bağımsızlık duyurusuna kadar sürer. Bölgede bulunan verimli
toprakların büyük bölümleri White Highlands(=Beyaz Arazi) olarak adlandırılarak
Avrupalı beyazlara ya kiralanır ya satılır. Bölgenin yerlileri de belli
bölgelerde oluşturulan ve reserves adı verilen bölgelerde toplumun genelinden
soyutlanır.
16 yaşına gelmiş her siyah Afrikalı kayıt altına alınır.
Kayıt bilgilerini boynuna asılan metal bir levha ile yanında taşımak, yanı sıra
yüksek vergi de ödemek zorundadırlar. Gerektiğinde Büyük Britanya ordusunda
askerlik görevine bağımlı kılınmışlardır. Ancak bu savaşlarda kazançlı çıkan
siyahlar olmuş, Doğu Afrika topluluklarının yanı sıra Gambiya, Nijerya ve
Sierra Leone gibi diğer Britanya koloni bölgeleri ile Hindistan'dan gelen
askerlerin de etkisiyle siyasi bir bilinç elde edilmiş, Pan-Afrika Birliği fikirleri
ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bu siyasal bilincin kırsalda, misyonlarda giderek
biçimlenip örgütlenmesiyle, direniş 20 Ekim 1952 tarihinde Kenya'nın merkezi
kesimlerinde silahlı Mau Mau önderliğinde başkaldırıya dönüşmüş, direnişçiler
koloni yönetimine karşı şiddet olayları gerçekleştirirken, koloni yönetimi bu
saldırılara karşı sertçe karşılık vermiştir.
Mau Mau ile hiçbir teması olmayan Jomo Kenyatta'da
dahil olmak üzere, Afrikalı birçok önder, bu süreçte koloni yönetimi tarafından
tutuklanmıştır. 1959 yılında serbest bırakılan ama ev hapsinde tutulmaya devam
edilen Jomo Kenyatta, 1960 yılı sonunda yokluğunda Kenya Afrika Ulusal Birliği
(Kenya African National Union) partisinin genel başkanlığına seçilmiş, ev hapsi
de kaldırılmıştır. Ekim 1961 yılında resmen KANU genel başkanı olan Kenyatta,
bu unvanı ile Londra'da gerçekleştirilen Lancester Konferansı'na katılan gruba
önderlik yapmış, toplantıda kabul edilen yeni yasa ile Kenya'dan ilk defa
Afrikalılar'a ait bir ülke olarak bahsedilmiş, Kenyalılar'ın Yasama Meclisi'ne
dahil olmaları kabul edilmiştir. Bunun sonucunda beyazların çoğu topraklarını
satarak Kenya'yı terk etmiştir. 1962 yılında Yasama Meclisi üyesi olan Kenyatta,
Avrupalı, Hint ve Afrikalı yerel topluluklarını oluşturduğu koalisyon
hükûmetinde Anayasa ve Ekonomi Bakanı olarak görev almıştır. Mayıs 1963 yılında
gerçekleştirilen seçimlerde KANU büyük bir başarı elde ederek Kenyatta Haziran
1963 yılında ülkenin başbakanı olarak atanmıştır. Kenya, Aralık 1963'te
Birleşik Krallık'tan Kenya Dominyonu adı ile bağımsızlığını ilan ederek egemen
bir devlet olmuştur.
Kitabın öyküsü:
Olgun bir romancının çalışması olarak öne çıkan Bir
Buğday Tanesi’nin Afrika Edebiyatının klasikleri arasında önemli bir yeri
vardır. Kitabın önsözünü yazan Princeton Üniversitesinden Simon Gikan’ye göre;
Anlatıcı dış gözün gözetimindeki Mugo kendini
halkının Musa'sı olarak görse de korkunç bir sırrı vardır. Mugo'nun öyküsü ilerledikçe,
yapıt da ilerler ve yazar anlatısına Gikonyo, Mumbi ve Karanja'nın öykülerini
de paragraflar, bölümler kapsamında satırlara ekler. Her bir karakterin tatsız
birer geçmişi vardır. Ngugi öyküyü "Kikulacho ki nguoni mwako" (=Sizi
ısıran kendi elbisenizdir.) atasözü etrafında kurgular.
Yazarın kendi yaşam deneyimlerinden süzülüp, sömürge
döneminden bağımsızlığa geçiş sürecindeki çelişkileri çözümlemeye odaklanmış yapıt,
Afrika Edebiyatının kavramları, biçim ve içeriği ile yerel siyasetin kitaba
yansımaları ile renklenir.
Yazar, “ Parçalanma “ kitabı ile tanıştığımız Chınua
Achabe’nin tezlerinde Afrika’nın
geçmişinin trajedi veya nostaljik bir dönem olarak önemsenmesine… bir
kahramanlık mitine dönüşmesine karşı çıkar. Tarihin, öyküde bu denli yer almasını,
geçmişin bugünün sorunları maskelemesi yerine sıradan insanların sorunlarını
konuşmanın ve çare aramanın zamanı geldiğini söyler.
Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı
kitabındaki “Afrika ulusçuluğunun halkın isteklerini berraklaştırmak ve çözüm
sunmak yerine içi boş bir kabuğa, ulusal bilincin tuzaklarına düşme
tehlikesini…” paylaşır. Direnişin bir kenara atıldığını gören köylülerin güncel
sorunlarını ele alır. Birleşik Krallığa karşı ilk kitlesel kalkışmanın olduğu
1922’den 12 Aralık 1963’teki bağımsızlığa kadar direnişin bütün kilit
noktalarına dokunur.
Yazarın romandaki başarısı sömürge döneminin son
erişiyle anlatılan tarihi, organik bir parça olarak değil, -amaç ve dilekleri
farklı-, bir dizi direnişçinin öykülerinde aramasına dayanır. Yaşlı Wauri,
tarihin önemli aşamalarında bir kanal… Gikonyo kuşakları bağlayan göbek bağı…
Mumbi ise Gikuyi halkının simgesel annesidir. Kihika endişeli bir kuşağın üyesi…
Karanja başka bir kuşağın simgesi… Mugo, yanlışlıkla halkının kurtarıcısı olarak
anılır. Yapıt, destandan uzak, karakterlerin davranışları hayatın akışına o
kadar uygun çelişkiler taşır ki, günümüz dünyasının siyaset kulvarına o kadar
uygundur ki, umudun ve ihanetin öyküsü, bizi şaşırtmadan her sayfasında yeniden
kurgulanır, öyküler iç içe geçer. Gikonyo, Karanja ve Mumbi’nin aşk üçgeninde satırlara
gerçek hayatın kuşkulu ve duraksamalı fonunda, sarmal derinliğe dönüşür, okuyucuyu
huzursuz edip, yerinden fırlatır. Chınua Achabe’nin tezlerinin aksine Joseph
Condrad’ın bir devrim ve ihanet romanı olan “Batılı Gözler Altında “ ‘yı
örnek alır. Bu türden, diğer deyişle hem gerçekliği hem de insan kırılganlığını
aynı anda görünür kılmak için o anları ve anıları yaşayan duyarlı bir yazarlık
gerekir.
Yapıttaki yaşanan coğrafya, yazarın
“Aradaki Nehir “ adlı kitabındaki gibidir. Gibi değil öyledir. İki
sırtın arasındaki nehir, sırtlar, değişen kuşaklar arası ilişkiler, karşılıklı
çekim, cinsellikler ve saygınlık arayışları, baskın kırsallık ile kentleşmenin
ilk belirtileri arasında, zıt bir ritim yaratan demir yılan, trene karşı
topluluğun tepkisi ve genel olarak Kenyalıların kolonyalizme karşı direnişi,
fonda derinlikli yerel dokularla anlatılır.
Öyküdeki karakterler:
Yazılarımda kitabı okuyabileceklere saygı amacıyla öyküyü
kısa kesmek, karakterlerin davranış ve duygularını olduğunca kısıtlama
ilkesinden ayrılmak istemiyorum. Ancak kitaptaki karakterlerin geçmiş zamanla,
şimdiki zaman arasındaki gelgitleri izlenmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle onların
öyküdeki yerlerini ve rollerini aşağıdaki gibi toparlayarak kitabı okuyacaklara
yardımcı olmaya çalışacağım.
Gikonyo:
Beyazlar için, siyahların tamamı
potansiyel Mau Mau direnişçisidir. Khika’nın
eniştesi meşhur marangoz Gikonyo
da onlardan birisidir. Nedensiz, sorgusuz toplama kamplarına gönderilebilirler.
Sekiz tepenin en güzel kadını, herkesin
onu sömürge dönemindeki ilk kadın liderlerinden Wangu Makeri’ye benzettiği Mumbi
ile evlenen Gikonyo hem ticari hem de siyasi alanda saygı duyulan birisidir. Yaptığı
işlerin karşılığını mutlaka ister, bazıları sızlanır ama ona güvenirler,
titizliğine ve dürüstlüğüne saygı duyarlar.
Birgün beyaz adamın silahları Gikonyo’nun kapısına dayandığında, köyün ihtiyar düşkün kadınının sağır ve dilsiz oğlu Gitogo’nun beyaz adamın barış elçileri tarafından vurulduğunu bütün Thabai öğrenir.
Parti – Uhuru Hareketi- onu direnişe çağırdığında, direnişin kökleri Kikuyu kabilesi şefi Waiyaki Wa Hinga,’nın demir yılanı yıkmak için başlattığı direnişe… 1892’de yakalanarak alçakça, diri diri torağa gömülmesinde duyulan nefrete dayanır. Başlarda “Ellerinde Tanrı’nın kitabı ile kelebekler gibi giyinmiş beyazların Tanrı’nın ulağı olarak geleceklerini…” söyleyen Gikuyu kâhinini dinlememişler onlara geçici barınaklar vermişler, bitince başka bir ev daha yapan beyazlar buna da Tanrı’nın Evi demişlerdi. Beyaz kelebeklerin anlattıklarında İsa’nın çivilenmesine Tanrı’nın nasıl izin verdiğini anlayamadılar! İnananlar ise bu topraklara yabancı bir inançtan söz etmeye başladılar. Tanrı’nın eliyle koruduğu hiç kimseye zarar gelmeyeceğini kanıtlamak için siyahların kutsal yerlerinee ayak bastılar. Daha fazla toprak istediklerinde bu defa ellerinde İncil değil kılıç vardı. Ama bu sırada misyoner merkezlerinde fark edemedikleri bir süreç başlıyor, misyonlarda Harry Thuku, (Burning Spear=Altından Mızrak) namlı Jomo Kenyatta gibi önderler çıkarıyordu.
Gikonyo cezaevinden dönen ilk tutuklu kafilesinin arasındaydı. Altı yıllık tutukluluğu boyunca Gikonyo, evde bırakmak zorunda kaldığı güzel karısı Mumbi'yi düşünerek ayakta kalır. Mumbi ondan çocuk istiyor ancak o savaşçı olduğu için Mumbi’ye yaklaşmıyordu. Anıları ve özlemi, umudunun ve direnişinin temelidir. Bu nedenle, tutukluluk bitişi beklentiyle dönüşür. Mumbi ile yüz yüze geldiğinde ne yapacağını merak eder. Ancak durum beklediği gibi değildir ve aksine durum duygusal kaderinde büyük bir geri dönüşü temsil eder.
Mumbi giderken bıraktığı Mumbi değildir! Mumbi nerededir? Boğazı düğümlenir. Annesi Wangari'nin ısrarı ile kulübeye girer, arkadaşı Karanja ile Mumbi’nin bir çocuğu olmasının ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Annesi, oğlunun gözlerindeki belirgin karmaşayı yatıştırmak için “Bunlar olur” der. O da basitçe yanıt verir: “Yorgunum anne. Uzun yol geldim ve uyumak istiyorum.”
Gikonyo,
izleyen süreçte küçük çaplı varlıklı bir adama dönüşür. Uhuru sonrası oluşan sermayeden
pay almaya başlar, beş kişi Richard Burton ‘a ait küçük bir
çiftliği almaya karar verirler. Burton
için Kenya’dan başka vatan yoktur ama Birleşik Krallığın ülkeden çekileceğini
anlamış ve çaresizce geri dönmek istemektedir. Gikonyo aracı milletvekili ile
görüşmüş akçalı Harambee=İmece yolunu kullanmak için harekete geçmiştir. Burton
Kenya’dan ayrılmış Britanya’ya geri dönmüştür ama arazinin yeni sahibi Gikonyo
değil aracı milletvekilidir. Vekillerin çoğu seçilir seçilmez Nairobi’nin
nimetlerine çökmüş, yerelde görünmez olmuşlardır. Zaten Nairobi, Kampala’nın
aksine hiçbir zaman Afrika şehri olmamış şehrin egemenleri Avrupalılar ve
Hintliler olmuştur. Diğer deyişle paranın dini, imanı, coğrafyası, yoktur.
***
Mugo:
Mugo bir gün eve her zamankinden erken gider. Dışarıda ayak sesleri duyulduğunda hissettiği duygular korku ve nefrettir. Ziyaretçilerin önünde sırasıyla Warui, köylere ve şehirlere sırlar taşıyan ihtiyar kadın Wambui ve Khika’nın eniştesi meşhur marangoz Gikonyo’ydur... Annesi ve babası öldüklerinde yoksul ve teyze dediği dul ve devamlı sarhoş Waitherero’nun ölümünden sonra toprağa dönmüş, hayatına Kihika girene kadar toprağa tutkulu Mugo, sabahları lapa yapmayı seviyordu. Aklına tutukluyken yediği yarı pişmiş lapalar geldi. Çapasını ve palasını aldı. Köyü, 1963’te bile saman damların ve kerpiç duvarlı 1955’teki hâlinden bir şey kaybetmeyen, Thabai’nin öte yakasındaki tarlasına giderken köyün ihtiyarların Warui,: “Barakan nasıl? Uhuru için hazır mı?” dedi. Mugo, ana caddenin sonuna varmış, burada sağır ve dilsiz oğlu Gitogo ile yaşayan yaşlı kadını gördü. Oğlu yakışıklı ve yapılıydı. Esnafın ağır yüklerini taşıyarak üç beş kuruş kazanır, eve erzak götürürdü. Aynı anda Thabai ve Rung’ei’deki insanlar kendilerini tankların ortasında buldular. Havada barut kokusu vardı. Gitogo annesini koruma güdüsüyle eve koşmaya başladığında arkasından ateş edildi. Mau-Mau teröristlerinden biri daha etkisiz hale getirilmişti.
Wauri 1900’lerde beyazları topraklarından atmak için savaşırken öldürülen Waiyaki’nin ve diğerlerinin kahramanlıklarını, genç Hanry’yi ve 1923 yürüyüşünde yazılan kaderi, Mithirigu ve Gikuyu toplumlarının köklerini kemirebilmek için sünneti yasaklayan misyoner okullarını anlatıp duruyordu.
Kenya bağımsızlığını, yani Uhuru’yu 12 Aralık 1963’te
kazandığında; İnsanlar Jomo, Kaggia ve Oginga’yı anlatırken, onların yanına
Waiyaki, Kihika ve Mugo’yu da ekliyorlardı. Gikonyo, Mugo için “İnsanların çok
azı ona taş atabilecek kadar lekesizdir. Ben de… Biz de… Kalbimizi dünyaya
açmadan ona hiçbir şey diyemeyiz.
Mugo’nun kusursuzluğu, tutuklama kampında yeminini
itiraf etmemesinden kaynaklanıyordu. Sadece zararsız sorulara yanıt verdi. Bu
nedenle diğer mahkumlar arasında saygınlık kazanırken bu süreçte yemini itiraf
etmeyen aralarındaki on bir mahkûm öldü. Nyerli Gatu’ nun kampta
anlattığı hikayeleri herkes dinlerdi. Sık sık diğer hükümlülere Hindistan’ın
Gandi ve Nehru’nun öykülerini anlatırdı. Gatu toplu direnişin simgesi olmuştu
ve bu durum kamp yönetiminin işine gelmiyordu. Birgün onu hücresinde asılı
buldular.
***
Mumbi:
Gikonyo, Mumbi’nin sırtında sıkıca bağlanmış çocuğu gördüğünde, Mumbi, bir iki saniye ona bakar ve istemsizce, neredeyse boğuk bir çığlık atar. Kaldırdığı kolları havada donakalır ve yavaşça yanlarına düşer. Yokluğunda Mumbi başka bir adamın, Karanja’nın yatağına girmiştir.
Mumbi’nin babası Mbugua’ nın saygınlığı bir savaşçı ve çiftçi olarak kazandığı başarılardan geliyordu. Annesi Wanjiku ondan “ genç savaşçım” diye bahsederdi. İki oğlu Kihika ve Kariuki arasında küçüğü Kariuki’yi severdi. Mumbi abisine ihanet edenin kim olduğunu hala bilemiyor ve soruşturuyordu.
***
Kihika
Mumbi’nin ağabeyi Kihika Peder Jackson Kigondo’nun tavsiyesiyle bir İskoç Kilise Okulu’na gönderilir. Jackson, “ Gikuyu Tanrısı Ngai, dünyaya gelmesi ve karanlıktan aydınlığa giden yola öncülük etmesi için İsa’yı gönderen Tek Tanrı’dır” dedi. Bu söylem ve hareketi tepeleri bir yangın yeri gibi kavurana kadar devam etti. Jackson sözde günahkarlara yiyecek, içecek vererek, İsa’yı reddedenlere yumuşak davranarak savaşını sürdüren bir askerdi. Söylem ve hareketi OHAL sırasında yayılmasına izin verilen tek örgüttü ve Jackson Rung’ei bölgesinin lideri oldu. Öldürülen ilk Hristiyan gurubunun arasındaydı. İnsanlar bu ölümle, bir nedenle cezalandırılan polis muhbiri Muniu’yu hatırladılar.
:“Beyaz
kaftanlı Mubia, gözlerimizi kapatıp dua etmemizi söyleyip gözlerimizi
açtığımızda topraklarımız gitmiş, silahlı beyaz kelebekler nöbetteydi.
Kaybettiklerimizi elbette öbür dünyada geri alacaktık!”
Kihika
Kihika “Ardımdan gelen kendini inkâr edip çarmıhını
yüklensin. Canını, kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını Kenya uğruna yitiren
ise onu kurtaracaktır.” diyerek Hareket’e karşı çıktı. Wambuku ve Njeri
Mumbi’nin arkadaşlarıydı. Ona Karanja’nın Mumbi’ye olan aşkıyla ilgili
sataşırlardı. Wambuka’ya bakarken Kihiki’nin yüzü aydınlanıyordu. Kısa boyuna rağmen
iyi bir savaşçı olan Nijeri’nin gözleri Wambuka’ya çevriliydi. Wambuku
siyasetin Kihika’yı ondan uzaklaştıran şeytan olarak görüyordu. Ama savaşçı olarak da Kihika’nın yanındaydı.
Wambuka, Kihika’dan hamileydi. Kihika
ormana savaşmaya gittiğinde ikilemde kalarak onu asla affetmedi. Kihika’nın ünü
Mahee Polis Karako’nun işgali ve erzak, silah ve cephaneye el konulmasıyla
yayıldı. Ancak bir yıl sonra tuhaf bir biçimde Kinenie Ormanı kenarında ele
geçirildi. Onur kırıcı işkencelerden sonra idam edildi. Wambuka Kihika
asıldıktan sonra kendini ona buna sunmaya başladı. Ama söylenene göre bir iç
güvenlikçiyi reddettiği için o hendekte dayak yemiş ve üç ay sonra ölmüştü.
Nijeri ise bir çatışmada öldürülmüştü.
***
Karanja:
Karanja muhtar olmuş, bir hafta sonra bölge müdürü Rabson vurularak öldürülmüştü. Avrupalı ve Hint göçmenlerin Kenya’ya egemen olmak için birbirleriyle mücadele ettikleri zamanlarda sömürge gelişim planının bir parçası olarak Githima Ormancılık ve Zirai Araştırma İstasyonunu kurulduğunda Karanja, istasyonun kütüphanesinin sekretaryasından sorumluydu.
İstasyonda, Karanja için gücün yenilmez simgesi Bay John Thompson, Bayan Margery Thompson ve kütüphaneci Bayan Dickinson onu ulakları gibi kullanıyordu. Thompson Kenya’ya Afrika Kraliyet Birliklerinden bir subay olarak gelmişti. Umudu Kenya’da İmparatorluğun gelişiminin her renkte insanı kucaklama ilkesine dayalı büyük ahlaki fikrin gelişimiyle paralel olarak doğacak bir ulustu... Yalnız eğitimli azınlığı asimile etmekten kaçınmalı köylüler de iyileştirme sürecine katılmalıydı.
Birgün istasyonda görevli bitki patoloğu Dr.Lynd’in
köpeği oradan geçmekte olan Karanja’yı köşeye sıkıştırdı. Koina,:Dr.
Lynd’in köpeğine bakmak için anlaşmıştı. Köpeğe harcanan para on Kenyalının
aldığı maaştan fazlaydı. Aynı gece doktorun Gikuny kabilesinden uşağı Rung’eili’ye
kapıyı açmasının söylenmesiyle iki adam içeriye girdi. Köpek pala ile parçalara
ayrıldı. Kadın ülkeden uzaklaşması için tehdit edildi. Adamlar asıldı. Uşak
yakalanamadı. Karanja’nın olayla ilgisi yoktu ama John Thompson istasyondaki görevinden
ayrılırken Karanja’nın içi yine de panikle doldu.
Jomo Kenyatta’nın Kenya’yı Uhuru’ya
götürmesi için Kenyatta’ya özgürlük mitinginde söylenen şey: Herkesin
seçimlerde parti adaylarına oy vermesi isteğiydi. Adaylara verilen her oy Kenyatta’ya,
ona verilen her oy Parti’ye, Parti’ye verilen her oy Hareket’e, Hareket’e
verilen her oy da halka verilmiş demekti. Ama o sırada Jomo Kenyatta ve diğer
liderler tutuklandılar ve olağanüstü hal ilan edildi.
***
General R.:
General R eskiden başarılı bir terziydi.
II. Dünya savaşında Büyük Britanya adına savaşmış, savaşta da Ka-40 diye
anılırdı. Son derecede sakin olan o Kihika’nın grubuna katıldıktan sonra
sempatizanlar bile ondan korkar olmuşlardı. Dostunu düşmanını asla unutmazdı. Aklında
her zaman Mau Mau karşıtı Peder Jakson Kikondu, ve Tom Rabson vardı. Peder
onları Hristiyanları, kanun ve düzeni sağlamak için beyazlarla İsa’nın
kardeşleriyle yan yana savaşmaya çağırıyor, yasadışı Kral’ın Afrikalı Birliklerini
kışkırtıyordu.
Mugo, ormanda Yüzbaşı Koina olarak
bilinen adamla, uzun boylu General R.’nin arkasında yürüyordu. Büyük koyu
gözleri vardı. Uzundu. Yüz hatları keskin taşa kazınmış gibi sertti. Görüntüsüyle umut ve güven aşılayan insanlardandı.
General R. “Dualar Kihika’ya yardım etmedi, oysa o İncil’e ve duaya inanırdı.
Şunu anlamıyorum neden Tanrı onun tuzağa düşmemesi için tek bir sözcük bile
fısıldamadı. Onu ihbar eden haini bulmalıyız. Koina “Bence onu ihbar eden
Karanja.
Sözlerime son vermeden önce şunu da eklemeliyim ki; Ngũgĩ, bu yapıtıyla 2010 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmaya aday ve güçlü bir favori olarak görülüyordu. Ancak o yıl ödül Perulu yazar Mario Vargas Llosa'ya verildi.
Bazı
edebî çevreler, yazarın “Zihni Sömürgecilikten Arındırmak: Afrika Edebiyatında
Dilin Politikası " (1986) adlı eserindeki denemeleriyle sergilediği
siyasi duruşu nedeniyle Nobel Ödülü'nü asla kazanamayacağını savunur.
Bana sorarsanız; Bunun beklenen bir şey olduğunu yukarıdaki
savunucuların, o Ngũgĩ Wa Thıong’o’nun, Fanoncu bir Marksist olduğunu
unuttuklarını… Thıong’o’nun, Fanon’un Yeryüzünün
Lanetlileri (1961, Les damnés de la terre ) adlı yapıtındaki, “sömürgeleştirilmiş
bir halkın bağımsızlık kazanmak için şiddet kullanma hakkını, ve (sömürgeci
tarafından) insan olarak kabul edilmeyenlerin, sömürgeciye karşı tutumlarında
insanlığa uygulanan ilkelerle bağlı olmamaları gerektiğini savunan” tezlerini
aynen uyguladığını… bunun da sömürgecilerin ardılı ve yandaşı Nobel Vakfı için zaten
kabul edilebilir bir durum olamayacağını bu nedenle de Nobel dışı kaldığını
söyleyebilirim.
Zaten yazar da “ Ağlama
Çocuk, Aramızda Bir Nehir” ve "Bir Buğday Tanesi"
ile adım adım kesin bir şekilde sosyalist gerçekçilik biçimlerine doğru yönelir,
mesajları sertleşir. " Kan Çiçekleri " ile Nairobi'deki
burjuva siyasi elitlerine karşı kırsal sınıf bilincinin yükselişini ele alır,
hatta “Bir Buğday Tanesi” 'nde önceki yapıtlarındaki titrek duygusal
belirsizliğine karşı ana karakterler her türden baskılara karşı duran, açık
görüşlü kahramanlar olarak ortaya çıkar.
Yazarın Nobel’in
verilmemesini Afrika Edebiyatı’nın tanınmasını engelleyerek, coğrafyadaki
siyasal bilincin gelişmesine çelme takmak olarak da görebiliriz.
Kalın
sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…
Not:
Eseri İngilizce ’den Türkçe ’ye çeviren Gül Korkmaz’ı kutlarken… neden Büyük
Britanya yerine sürekli İngiltere denmesini merak eder sorarım.
Yararlanılan
Kaynaklar:
·
Life Travel
o
Guenter Guni, Lifetravel'ın
kurucusu ve genel müdürüdür. Profesyonel fotoğrafçı, uzun yıllardır dünya
çapında tur lideri ve fotoğraf rehberi olarak çalışmaktadır. Kariyerine
Afrika'daki dağlar ve doğa yürüyüşü rotalarıyla başladı.
·
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
o
Kenya
o
Ngũgĩ Wa Thıong’o
o
Frantz Omar Fanon
o
Simon E. Gikandi
o
Batılı Gözler Altında, Joseph
Conrad, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2025,
·
CSAAD, Center for the Study of
Africa and the African Diaspora, Prof. Ato Quayson, Stanford Üniversity
·
Encyclopaedia
Britannica, Amy Tikkanen, 29 Haziran 2026
·
Aradaki Nehir, Ngũgĩ Wa Thıong’o,
Ayrıntı Yayınları, 2015
===============
31 Ağustos
2026, mehmetealtin, 623/ CCXXVIII
Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı, 2021
https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/
https://subofmehmetealtin.substack.com/publish/posts/detail/213509276

