31 Ağustos 2026 Pazartesi

 



Bir Buğday Tanesi, Ngũgĩ Wa Thiong’o    

Özgün Adı: A Grain of Wheat

Çeviri: Gül Korkmaz, Kapak Tasarımı: Arslan Kahraman, Kapak Resmi: Guenter Guni

“Kitaptaki karakterler kurgu, Jomo Kenyatta ve Waiyaki gibi tarihî adlar kaçınılmaz gerçektir.

Kitap, Birleşik Krallığa karşı savaşan, ancak sonra kenara atılan köylüler için

acı verici bir gerçekliğe sahiptir.

 Kikulacho ki nguoni mwako" (=Sizi ısıran kendi elbisenizdir.)”

 Ngũgĩ Wa Thiong’o

 ***

Kenyalı Ngũgĩ wa Thiong'o, Afrika'nın sömürgecilikten kurtulmasının ivme kazandığı dönemde kıtanın gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından birisi olarak genel kabul görmüştür. Büyük Britanya sömürgeciliğinin zirve yaptığı dönemde Kenya'nın Beyaz Yaylaları olarak bilinen bölgesinde büyümüş, yapıtlarıyla sömürgeciliğin, ekonomik ve kültürel özgürleşme arayan yerel halk ile yeni sömürgecilerin ajanları olarak görev yapan yerel elitler arasındaki karmaşık ilişkilerini incelemiştir.

Afrika’nın yenilenen öyküsünü yeniden biçimlendiren Ngũgĩ, bunu Afrika'nın çağdaş toplumu hakkında yüksek kaliteli öyküler üretme konusundaki tutarlılığı ile… ve bunu her zaman eşitliğe ve sosyal adalete olan bağlılığını gösteren bir şekilde yapmıştır ki, hiç şüphesiz, Ngũgĩ wa Thiong'o’nun ve diğer öncü Afrikalı yazarların yeni Afrika öykülerini anlatma çabaları olmasaydı, Afrika daha da yoksul olurdu.

Yazar başyapıtı "Kara Keşiş"’te ülkesi ve Afrika için beklentilerinin izlerini önceden haber verirken… "Ağlama Çocuk ", "Aradaki Nehir" ve "Bir Buğday Tanesi’" nden oluşan temel üçlemesinde bu beklentilerini daha da artırır… ama "Kanlı Yapraklar"'da iyimserlik yerini düş kırıklığına bırakır.

Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde, uzun yıllar sürgünde kalan Ngugi, Afrikalı yazarların eserlerini Avrupa dillerinde mi yoksa Afrika dillerinde mi yazmaları gerektiği konusunda edebî çevrelerde bir tartışmaya girer. Kültürel ve siyasî aktivist Ngũgĩ, 1977'de bir yıl boyunca yargılanmadan gözaltına alınmasını İngilizceyi reddetmesine ve kendini ifade etme aracı olarak Gikuyu dilini benimsemesine bağlar. Ona göre; İngilizce bir Afrika dili değildir. Sömürgeleştirilenlerin sömürgecinin dilini sahiplenmeye çalışması, zihinsel sömürgeleştirmedir. Köleleştirmenin başarısının bir işaretidir.

Eleştirmenler arasında, geçen yüzyılın başında Afrika'nın en iyi 100 romanı arasında gösterilen Bir Buğday Tanesi’nin, yazılışında karakterlerin karmaşıklığıyla öne çıktığı konusunda fikir birliği vardır. Bu eleştiriye ben de katılıyorum ve kitabı okuyacak kişilere, siyasî polisiye tadındaki öyküyü  anlamaları adına sürecin içinde kurgulanmış geri dönüşler ile kurguya yeni eklenmiş karakterleri izlemek için not almalarını öneriyorum.

Kimileri bu romanı, Ngũgĩ'nin eserlerinin aşırı politikleşmesinden önceki son işaret olarak görüyor ama ben buna da katılmıyorum. Büyülü gerçekçilik de dahil olmak üzere birçok edebi motifi kullanan roman, Afrika kalkınmasının politikalarını ve siyasi elitin statükoyu korumak için yaptığı entrikaları ele alıyor ve kültürel ve siyasî aktivist kimliğini hiçbir zaman bırakmıyor.

Romanın gerçeklere dayanan tarihsel süreci

Yazar, bu yapıtında Kenya’da Mau Mau Başkaldırısında rol oynadıktan sonra yalnız ve yabancılaşmış bir kişi olarak çiftçilik yapan Mugo'nun öyküsünü anlatır. Diğer deyişle, yazarın kendisinin ve ailesinin de içinde yer aldığı öykü, 1952 Mau Mau Başkaldırısından Kenya’nin 1963 yılında bağımsızlığına kadar uzanır. Bu nedenle bu tarihî sürecin öncesinin kısaca bilinmesinde yarar görüyorum.

Avrupalılarla ilk ilişkisi Vasco da Gama’nın bölgeye ziyareti ile… Kenya’nın etkin olarak sömürgeleştirilmesi ise Büyük Britanya İmparatorluğu tarafından 1895 yılında başlar. Süreç 1952'de başlayan Mau Mau başkaldırısından, 1963'te Kenya'nın bağımsızlık duyurusuna kadar sürer. Bölgede bulunan verimli toprakların büyük bölümleri White Highlands(=Beyaz Arazi) olarak adlandırılarak Avrupalı beyazlara ya kiralanır ya satılır. Bölgenin yerlileri de belli bölgelerde oluşturulan ve reserves adı verilen bölgelerde toplumun genelinden soyutlanır.

16 yaşına gelmiş her siyah Afrikalı kayıt altına alınır. Kayıt bilgilerini boynuna asılan metal bir levha ile yanında taşımak, yanı sıra yüksek vergi de ödemek zorundadırlar. Gerektiğinde Büyük Britanya ordusunda askerlik görevine bağımlı kılınmışlardır. Ancak bu savaşlarda kazançlı çıkan siyahlar olmuş, Doğu Afrika topluluklarının yanı sıra Gambiya, Nijerya ve Sierra Leone gibi diğer Britanya koloni bölgeleri ile Hindistan'dan gelen askerlerin de etkisiyle siyasi bir bilinç elde edilmiş, Pan-Afrika Birliği fikirleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu siyasal bilincin kırsalda, misyonlarda giderek biçimlenip örgütlenmesiyle, direniş 20 Ekim 1952 tarihinde Kenya'nın merkezi kesimlerinde silahlı Mau Mau önderliğinde başkaldırıya dönüşmüş, direnişçiler koloni yönetimine karşı şiddet olayları gerçekleştirirken, koloni yönetimi bu saldırılara karşı sertçe karşılık vermiştir.

Mau Mau ile hiçbir teması olmayan Jomo Kenyatta'da dahil olmak üzere, Afrikalı birçok önder, bu süreçte koloni yönetimi tarafından tutuklanmıştır. 1959 yılında serbest bırakılan ama ev hapsinde tutulmaya devam edilen Jomo Kenyatta, 1960 yılı sonunda yokluğunda Kenya Afrika Ulusal Birliği (Kenya African National Union) partisinin genel başkanlığına seçilmiş, ev hapsi de kaldırılmıştır. Ekim 1961 yılında resmen KANU genel başkanı olan Kenyatta, bu unvanı ile Londra'da gerçekleştirilen Lancester Konferansı'na katılan gruba önderlik yapmış, toplantıda kabul edilen yeni yasa ile Kenya'dan ilk defa Afrikalılar'a ait bir ülke olarak bahsedilmiş, Kenyalılar'ın Yasama Meclisi'ne dahil olmaları kabul edilmiştir. Bunun sonucunda beyazların çoğu topraklarını satarak Kenya'yı terk etmiştir. 1962 yılında Yasama Meclisi üyesi olan Kenyatta, Avrupalı, Hint ve Afrikalı yerel topluluklarını oluşturduğu koalisyon hükûmetinde Anayasa ve Ekonomi Bakanı olarak görev almıştır. Mayıs 1963 yılında gerçekleştirilen seçimlerde KANU büyük bir başarı elde ederek Kenyatta Haziran 1963 yılında ülkenin başbakanı olarak atanmıştır. Kenya, Aralık 1963'te Birleşik Krallık'tan Kenya Dominyonu adı ile bağımsızlığını ilan ederek egemen bir devlet olmuştur.

Kitabın öyküsü:

Olgun bir romancının çalışması olarak öne çıkan Bir Buğday Tanesi’nin Afrika Edebiyatının klasikleri arasında önemli bir yeri vardır. Kitabın önsözünü yazan Princeton Üniversitesinden Simon Gikan’ye göre;

Anlatıcı dış gözün gözetimindeki Mugo kendini halkının Musa'sı olarak görse de korkunç bir sırrı vardır. Mugo'nun öyküsü ilerledikçe, yapıt da ilerler ve yazar anlatısına Gikonyo, Mumbi ve Karanja'nın öykülerini de paragraflar, bölümler kapsamında satırlara ekler. Her bir karakterin tatsız birer geçmişi vardır. Ngugi öyküyü "Kikulacho ki nguoni mwako" (=Sizi ısıran kendi elbisenizdir.) atasözü etrafında kurgular.

Yazarın kendi yaşam deneyimlerinden süzülüp, sömürge döneminden bağımsızlığa geçiş sürecindeki çelişkileri çözümlemeye odaklanmış yapıt, Afrika Edebiyatının kavramları, biçim ve içeriği ile yerel siyasetin kitaba yansımaları ile renklenir.  

Yazar, “ Parçalanma “ kitabı ile tanıştığımız Chınua Achabe’nin  tezlerinde Afrika’nın geçmişinin trajedi veya nostaljik bir dönem olarak önemsenmesine… bir kahramanlık mitine dönüşmesine karşı çıkar. Tarihin, öyküde bu denli yer almasını, geçmişin bugünün sorunları maskelemesi yerine sıradan insanların sorunlarını konuşmanın ve çare aramanın zamanı geldiğini söyler.

Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı kitabındaki “Afrika ulusçuluğunun halkın isteklerini berraklaştırmak ve çözüm sunmak yerine içi boş bir kabuğa, ulusal bilincin tuzaklarına düşme tehlikesini…” paylaşır. Direnişin bir kenara atıldığını gören köylülerin güncel sorunlarını ele alır. Birleşik Krallığa karşı ilk kitlesel kalkışmanın olduğu 1922’den 12 Aralık 1963’teki bağımsızlığa kadar direnişin bütün kilit noktalarına dokunur.

Yazarın romandaki başarısı sömürge döneminin son erişiyle anlatılan tarihi, organik bir parça olarak değil, -amaç ve dilekleri farklı-, bir dizi direnişçinin öykülerinde aramasına dayanır. Yaşlı Wauri, tarihin önemli aşamalarında bir kanal… Gikonyo kuşakları bağlayan göbek bağı… Mumbi ise Gikuyi halkının simgesel annesidir. Kihika endişeli bir kuşağın üyesi… Karanja başka bir kuşağın simgesi… Mugo, yanlışlıkla halkının kurtarıcısı olarak anılır. Yapıt, destandan uzak, karakterlerin davranışları hayatın akışına o kadar uygun çelişkiler taşır ki, günümüz dünyasının siyaset kulvarına o kadar uygundur ki, umudun ve ihanetin öyküsü, bizi şaşırtmadan her sayfasında yeniden kurgulanır, öyküler iç içe geçer. Gikonyo, Karanja ve Mumbi’nin aşk üçgeninde satırlara gerçek hayatın kuşkulu ve duraksamalı fonunda, sarmal derinliğe dönüşür, okuyucuyu huzursuz edip, yerinden fırlatır. Chınua Achabe’nin tezlerinin aksine Joseph Condrad’ın bir devrim ve ihanet romanı olan “Batılı Gözler Altında “ ‘yı örnek alır. Bu türden, diğer deyişle hem gerçekliği hem de insan kırılganlığını aynı anda görünür kılmak için o anları ve anıları yaşayan duyarlı bir yazarlık gerekir.

Yapıttaki yaşanan coğrafya, yazarın “Aradaki Nehir “ adlı kitabındaki gibidir. Gibi değil öyledir. İki sırtın arasındaki nehir, sırtlar, değişen kuşaklar arası ilişkiler, karşılıklı çekim, cinsellikler ve saygınlık arayışları, baskın kırsallık ile kentleşmenin ilk belirtileri arasında, zıt bir ritim yaratan demir yılan, trene karşı topluluğun tepkisi ve genel olarak Kenyalıların kolonyalizme karşı direnişi, fonda derinlikli yerel dokularla anlatılır.

Öyküdeki karakterler:

Yazılarımda kitabı okuyabileceklere saygı amacıyla öyküyü kısa kesmek, karakterlerin davranış ve duygularını olduğunca kısıtlama ilkesinden ayrılmak istemiyorum. Ancak kitaptaki karakterlerin geçmiş zamanla, şimdiki zaman arasındaki gelgitleri izlenmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle onların öyküdeki yerlerini ve rollerini aşağıdaki gibi toparlayarak kitabı okuyacaklara yardımcı olmaya çalışacağım.    

Gikonyo:

Beyazlar için, siyahların tamamı potansiyel Mau Mau direnişçisidir. Khika’nın eniştesi meşhur marangoz Gikonyo da onlardan birisidir. Nedensiz, sorgusuz toplama kamplarına gönderilebilirler. Sekiz tepenin en güzel kadını, herkesin onu sömürge dönemindeki ilk kadın liderlerinden Wangu Makeri’ye benzettiği Mumbi ile evlenen Gikonyo hem ticari hem de siyasi alanda saygı duyulan birisidir. Yaptığı işlerin karşılığını mutlaka ister, bazıları sızlanır ama ona güvenirler, titizliğine ve dürüstlüğüne saygı duyarlar.

Birgün beyaz adamın silahları Gikonyo’nun kapısına dayandığında, köyün ihtiyar düşkün kadınının sağır ve dilsiz oğlu Gitogo’nun beyaz adamın barış elçileri tarafından vurulduğunu bütün Thabai öğrenir.

Parti – Uhuru Hareketi- onu direnişe çağırdığında, direnişin kökleri Kikuyu kabilesi şefi Waiyaki Wa Hinga,’nın demir yılanı yıkmak için başlattığı direnişe… 1892’de yakalanarak alçakça, diri diri torağa gömülmesinde duyulan nefrete dayanır. Başlarda “Ellerinde Tanrı’nın kitabı ile kelebekler gibi giyinmiş beyazların Tanrı’nın ulağı olarak geleceklerini…” söyleyen Gikuyu kâhinini dinlememişler onlara geçici barınaklar vermişler, bitince başka bir ev daha yapan beyazlar buna da Tanrı’nın Evi demişlerdi.  Beyaz kelebeklerin anlattıklarında İsa’nın çivilenmesine Tanrı’nın nasıl izin verdiğini anlayamadılar! İnananlar ise bu topraklara yabancı bir inançtan söz etmeye başladılar. Tanrı’nın eliyle koruduğu hiç kimseye zarar gelmeyeceğini kanıtlamak için siyahların kutsal yerlerinee ayak bastılar. Daha fazla toprak istediklerinde bu defa ellerinde İncil değil kılıç vardı. Ama bu sırada misyoner merkezlerinde fark edemedikleri bir süreç başlıyor, misyonlarda Harry Thuku, (Burning Spear=Altından Mızrak) namlı Jomo Kenyatta gibi önderler çıkarıyordu.

Gikonyo cezaevinden dönen ilk tutuklu kafilesinin arasındaydı. Altı yıllık tutukluluğu boyunca Gikonyo, evde bırakmak zorunda kaldığı güzel karısı Mumbi'yi düşünerek ayakta kalır. Mumbi ondan çocuk istiyor ancak o savaşçı olduğu için Mumbi’ye yaklaşmıyordu. Anıları ve özlemi, umudunun ve direnişinin temelidir. Bu nedenle, tutukluluk bitişi beklentiyle dönüşür. Mumbi ile yüz yüze geldiğinde ne yapacağını merak eder. Ancak durum beklediği gibi değildir ve aksine durum duygusal kaderinde büyük bir geri dönüşü temsil eder.

Mumbi giderken bıraktığı Mumbi değildir! Mumbi nerededir? Boğazı düğümlenir. Annesi Wangari'nin ısrarı ile kulübeye girer, arkadaşı Karanja ile Mumbi’nin bir çocuğu olmasının ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Annesi, oğlunun gözlerindeki belirgin karmaşayı yatıştırmak için “Bunlar olur” der. O da basitçe yanıt verir: “Yorgunum anne. Uzun yol geldim ve uyumak istiyorum.”

Gikonyo, izleyen süreçte küçük çaplı varlıklı bir adama dönüşür. Uhuru sonrası oluşan sermayeden pay almaya başlar, beş kişi Richard Burtona ait küçük bir çiftliği almaya karar verirler.  Burton için Kenya’dan başka vatan yoktur ama Birleşik Krallığın ülkeden çekileceğini anlamış ve çaresizce geri dönmek istemektedir. Gikonyo aracı milletvekili ile görüşmüş akçalı Harambee=İmece yolunu kullanmak için harekete geçmiştir. Burton Kenya’dan ayrılmış Britanya’ya geri dönmüştür ama arazinin yeni sahibi Gikonyo değil aracı milletvekilidir. Vekillerin çoğu seçilir seçilmez Nairobi’nin nimetlerine çökmüş, yerelde görünmez olmuşlardır. Zaten Nairobi, Kampala’nın aksine hiçbir zaman Afrika şehri olmamış şehrin egemenleri Avrupalılar ve Hintliler olmuştur. Diğer deyişle paranın dini, imanı, coğrafyası, yoktur.

***

Mugo:

Mugo bir gün eve her zamankinden erken gider. Dışarıda ayak sesleri duyulduğunda hissettiği duygular korku ve nefrettir. Ziyaretçilerin önünde sırasıyla Warui, köylere ve şehirlere sırlar taşıyan ihtiyar kadın Wambui ve Khika’nın eniştesi meşhur marangoz Gikonyo’ydur... Annesi ve babası öldüklerinde yoksul ve teyze dediği dul ve devamlı sarhoş Waitherero’nun ölümünden sonra toprağa dönmüş, hayatına Kihika girene kadar toprağa tutkulu Mugo, sabahları lapa yapmayı seviyordu. Aklına tutukluyken yediği yarı pişmiş lapalar geldi. Çapasını ve palasını aldı. Köyü, 1963’te bile saman damların ve kerpiç duvarlı 1955’teki hâlinden bir şey kaybetmeyen, Thabai’nin öte yakasındaki tarlasına giderken köyün ihtiyarların Warui,: “Barakan nasıl? Uhuru için hazır mı?” dedi. Mugo, ana caddenin sonuna varmış, burada sağır ve dilsiz oğlu Gitogo ile yaşayan yaşlı kadını gördü. Oğlu yakışıklı ve yapılıydı. Esnafın ağır yüklerini taşıyarak üç beş kuruş kazanır, eve erzak götürürdü. Aynı anda Thabai ve Rung’ei’deki insanlar kendilerini tankların ortasında buldular. Havada barut kokusu vardı. Gitogo annesini koruma güdüsüyle eve koşmaya başladığında arkasından ateş edildi. Mau-Mau teröristlerinden biri daha etkisiz hale getirilmişti.

Wauri 1900’lerde beyazları topraklarından atmak için savaşırken öldürülen Waiyaki’nin ve diğerlerinin kahramanlıklarını, genç Hanry’yi ve 1923 yürüyüşünde yazılan kaderi, Mithirigu ve Gikuyu toplumlarının köklerini kemirebilmek için sünneti yasaklayan misyoner okullarını anlatıp duruyordu.

Kenya bağımsızlığını, yani Uhuru’yu 12 Aralık 1963’te kazandığında; İnsanlar Jomo, Kaggia ve Oginga’yı anlatırken, onların yanına Waiyaki, Kihika ve Mugo’yu da ekliyorlardı. Gikonyo, Mugo için “İnsanların çok azı ona taş atabilecek kadar lekesizdir. Ben de… Biz de… Kalbimizi dünyaya açmadan ona hiçbir şey diyemeyiz.

Mugo’nun kusursuzluğu, tutuklama kampında yeminini itiraf etmemesinden kaynaklanıyordu. Sadece zararsız sorulara yanıt verdi. Bu nedenle diğer mahkumlar arasında saygınlık kazanırken bu süreçte yemini itiraf etmeyen aralarındaki on bir mahkûm öldü. Nyerli Gatu’ nun kampta anlattığı hikayeleri herkes dinlerdi. Sık sık diğer hükümlülere Hindistan’ın Gandi ve Nehru’nun öykülerini anlatırdı. Gatu toplu direnişin simgesi olmuştu ve bu durum kamp yönetiminin işine gelmiyordu. Birgün onu hücresinde asılı buldular.

***

Mumbi:

Gikonyo, Mumbi’nin sırtında sıkıca bağlanmış çocuğu gördüğünde, Mumbi, bir iki saniye ona bakar ve istemsizce, neredeyse boğuk bir çığlık atar. Kaldırdığı kolları havada donakalır ve yavaşça yanlarına düşer.  Yokluğunda Mumbi başka bir adamın, Karanja’nın yatağına girmiştir.

Mumbi’nin babası Mbugua’ nın saygınlığı bir savaşçı ve çiftçi olarak kazandığı başarılardan geliyordu. Annesi Wanjiku ondan “ genç savaşçım” diye bahsederdi. İki oğlu Kihika ve Kariuki arasında küçüğü Kariuki’yi severdi. Mumbi abisine ihanet edenin kim olduğunu hala bilemiyor ve soruşturuyordu.

***

Kihika

Mumbi’nin ağabeyi Kihika Peder Jackson Kigondo’nun tavsiyesiyle bir İskoç Kilise Okulu’na gönderilir. Jackson, “ Gikuyu Tanrısı Ngai, dünyaya gelmesi ve karanlıktan aydınlığa giden yola öncülük etmesi için İsa’yı gönderen Tek Tanrı’dır” dedi. Bu söylem ve hareketi tepeleri bir yangın yeri gibi kavurana kadar devam etti. Jackson sözde günahkarlara yiyecek, içecek vererek, İsa’yı reddedenlere yumuşak davranarak savaşını sürdüren bir askerdi. Söylem ve hareketi OHAL sırasında yayılmasına izin verilen tek örgüttü ve Jackson Rung’ei bölgesinin lideri oldu. Öldürülen ilk Hristiyan gurubunun arasındaydı. İnsanlar bu ölümle, bir nedenle cezalandırılan polis muhbiri Muniu’yu hatırladılar.

:“Beyaz kaftanlı Mubia, gözlerimizi kapatıp dua etmemizi söyleyip gözlerimizi açtığımızda topraklarımız gitmiş, silahlı beyaz kelebekler nöbetteydi. Kaybettiklerimizi elbette öbür dünyada geri alacaktık!”

Kihika

Kihika “Ardımdan gelen kendini inkâr edip çarmıhını yüklensin. Canını, kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını Kenya uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır.” diyerek Hareket’e karşı çıktı. Wambuku ve Njeri Mumbi’nin arkadaşlarıydı. Ona Karanja’nın Mumbi’ye olan aşkıyla ilgili sataşırlardı. Wambuka’ya bakarken Kihiki’nin yüzü aydınlanıyordu. Kısa boyuna rağmen iyi bir savaşçı olan Nijeri’nin gözleri Wambuka’ya çevriliydi. Wambuku siyasetin Kihika’yı ondan uzaklaştıran şeytan olarak görüyordu. Ama  savaşçı olarak da Kihika’nın yanındaydı.

Wambuka, Kihika’dan hamileydi. Kihika ormana savaşmaya gittiğinde ikilemde kalarak onu asla affetmedi. Kihika’nın ünü Mahee Polis Karako’nun işgali ve erzak, silah ve cephaneye el konulmasıyla yayıldı. Ancak bir yıl sonra tuhaf bir biçimde Kinenie Ormanı kenarında ele geçirildi. Onur kırıcı işkencelerden sonra idam edildi. Wambuka Kihika asıldıktan sonra kendini ona buna sunmaya başladı. Ama söylenene göre bir iç güvenlikçiyi reddettiği için o hendekte dayak yemiş ve üç ay sonra ölmüştü. Nijeri ise bir çatışmada öldürülmüştü.

***

Karanja:

Karanja muhtar olmuş, bir hafta sonra bölge müdürü Rabson vurularak öldürülmüştü. Avrupalı ve Hint göçmenlerin Kenya’ya egemen olmak için birbirleriyle mücadele ettikleri zamanlarda sömürge gelişim planının bir parçası olarak Githima Ormancılık ve Zirai Araştırma İstasyonunu kurulduğunda Karanja, istasyonun kütüphanesinin sekretaryasından sorumluydu.

İstasyonda, Karanja için gücün yenilmez simgesi Bay John Thompson, Bayan Margery Thompson ve kütüphaneci Bayan Dickinson onu ulakları gibi kullanıyordu.  Thompson Kenya’ya Afrika Kraliyet Birliklerinden bir subay olarak gelmişti. Umudu Kenya’da İmparatorluğun gelişiminin her renkte insanı kucaklama ilkesine dayalı büyük ahlaki fikrin gelişimiyle paralel olarak doğacak bir ulustu... Yalnız eğitimli azınlığı asimile etmekten kaçınmalı köylüler de iyileştirme sürecine katılmalıydı.

Birgün istasyonda görevli bitki patoloğu Dr.Lynd’in köpeği oradan geçmekte olan Karanja’yı köşeye sıkıştırdı. Koina,:Dr. Lynd’in köpeğine bakmak için anlaşmıştı. Köpeğe harcanan para on Kenyalının aldığı maaştan fazlaydı. Aynı gece doktorun Gikuny kabilesinden uşağı Rung’eili’ye kapıyı açmasının söylenmesiyle iki adam içeriye girdi. Köpek pala ile parçalara ayrıldı. Kadın ülkeden uzaklaşması için tehdit edildi. Adamlar asıldı. Uşak yakalanamadı. Karanja’nın olayla ilgisi yoktu ama John Thompson istasyondaki görevinden ayrılırken Karanja’nın içi yine de panikle doldu.

Jomo Kenyatta’nın Kenya’yı Uhuru’ya götürmesi için Kenyatta’ya özgürlük mitinginde söylenen şey: Herkesin seçimlerde parti adaylarına oy vermesi isteğiydi. Adaylara verilen her oy Kenyatta’ya, ona verilen her oy Parti’ye, Parti’ye verilen her oy Hareket’e, Hareket’e verilen her oy da halka verilmiş demekti. Ama o sırada Jomo Kenyatta ve diğer liderler tutuklandılar ve olağanüstü hal ilan edildi.

***

General R.:

General R eskiden başarılı bir terziydi. II. Dünya savaşında Büyük Britanya adına savaşmış, savaşta da Ka-40 diye anılırdı. Son derecede sakin olan o Kihika’nın grubuna katıldıktan sonra sempatizanlar bile ondan korkar olmuşlardı. Dostunu düşmanını asla unutmazdı. Aklında her zaman Mau Mau karşıtı Peder Jakson Kikondu, ve Tom Rabson vardı. Peder onları Hristiyanları, kanun ve düzeni sağlamak için beyazlarla İsa’nın kardeşleriyle yan yana savaşmaya çağırıyor, yasadışı Kral’ın Afrikalı Birliklerini kışkırtıyordu.

 

Mugo, ormanda Yüzbaşı Koina olarak bilinen adamla, uzun boylu General R.’nin arkasında yürüyordu. Büyük koyu gözleri vardı. Uzundu. Yüz hatları keskin taşa kazınmış gibi sertti.  Görüntüsüyle umut ve güven aşılayan insanlardandı. General R. “Dualar Kihika’ya yardım etmedi, oysa o İncil’e ve duaya inanırdı. Şunu anlamıyorum neden Tanrı onun tuzağa düşmemesi için tek bir sözcük bile fısıldamadı. Onu ihbar eden haini bulmalıyız. Koina “Bence onu ihbar eden Karanja.

 -0-

Sözlerime son vermeden önce şunu da eklemeliyim ki; Ngũgĩ, bu yapıtıyla 2010 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmaya aday ve güçlü bir favori olarak görülüyordu. Ancak o yıl ödül Perulu yazar Mario Vargas Llosa'ya verildi.

Bazı edebî çevreler, yazarın “Zihni Sömürgecilikten Arındırmak: Afrika Edebiyatında Dilin Politikası " (1986) adlı eserindeki denemeleriyle sergilediği siyasi duruşu nedeniyle Nobel Ödülü'nü asla kazanamayacağını savunur.

Bana sorarsanız; Bunun beklenen bir şey olduğunu yukarıdaki savunucuların, o Ngũgĩ Wa Thıong’o’nun, Fanoncu bir Marksist olduğunu unuttuklarını… Thıong’o’nun,  Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri (1961, Les damnés de la terre ) adlı yapıtındaki, “sömürgeleştirilmiş bir halkın bağımsızlık kazanmak için şiddet kullanma hakkını, ve (sömürgeci tarafından) insan olarak kabul edilmeyenlerin, sömürgeciye karşı tutumlarında insanlığa uygulanan ilkelerle bağlı olmamaları gerektiğini savunan” tezlerini aynen uyguladığını… bunun da sömürgecilerin ardılı ve yandaşı Nobel Vakfı için zaten kabul edilebilir bir durum olamayacağını bu nedenle de Nobel dışı kaldığını söyleyebilirim.

Zaten yazar da “ Ağlama Çocuk,  Aramızda Bir Nehir”  ve "Bir Buğday Tanesi"  ile adım adım kesin bir şekilde sosyalist gerçekçilik biçimlerine doğru yönelir, mesajları sertleşir. " Kan Çiçekleri " ile Nairobi'deki burjuva siyasi elitlerine karşı kırsal sınıf bilincinin yükselişini ele alır, hatta “Bir Buğday Tanesi” 'nde önceki yapıtlarındaki titrek duygusal belirsizliğine karşı ana karakterler her türden baskılara karşı duran, açık görüşlü kahramanlar olarak ortaya çıkar.

Yazarın Nobel’in verilmemesini Afrika Edebiyatı’nın tanınmasını engelleyerek, coğrafyadaki siyasal bilincin gelişmesine çelme takmak olarak da görebiliriz. 

Kalın sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…

Not: Eseri İngilizce ’den Türkçe ’ye çeviren Gül Korkmaz’ı kutlarken… neden Büyük Britanya yerine sürekli İngiltere denmesini merak eder sorarım.

Yararlanılan Kaynaklar:

·        Life Travel

o    Guenter Guni, Lifetravel'ın kurucusu ve genel müdürüdür. Profesyonel fotoğrafçı, uzun yıllardır dünya çapında tur lideri ve fotoğraf rehberi olarak çalışmaktadır. Kariyerine Afrika'daki dağlar ve doğa yürüyüşü rotalarıyla başladı.

·        Vikipedi, Özgür Ansiklopedi

o    Kenya

o    Ngũgĩ Wa Thıong’o

o    Frantz Omar Fanon

o    Simon E. Gikandi

o    Batılı Gözler Altında, Joseph Conrad, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2025,

·        CSAAD, Center for the Study of Africa and the African Diaspora, Prof. Ato Quayson, Stanford Üniversity

·       
Encyclopaedia Britannica, Amy Tikkanen, 29 Haziran 2026

·        Aradaki Nehir, Ngũgĩ Wa Thıong’o, Ayrıntı Yayınları, 2015

 

===============

31 Ağustos 2026, mehmetealtin, 623/ CCXXVIII
Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı, 2021

https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/
https://subofmehmetealtin.substack.com/publish/posts/detail/213509276


18 Haziran 2026 Perşembe

 



Parçalanma, Chinua Achebe    

Özgün Adı: Things Fall Apart

Çeviri: Nazan Arıbaş Erbil, Kapak Tasarımı: Hamdi Akçay

Gitgide genişleyen girdapta hiç durmadan dönülür,

Şahin işitemez şahinciyi,

Her şey dağılıp parçalanır, şahinci tutamaz şahini;

Yalnız anarşi salınır dünyanın üzerine,

Kana bulanmış akıntı her yerde …

Eğer bir insan yoldaşlarının yürüyüşüne ayak uydurmuyorsa,

En iyinin eksiktir inancı, en kötüsü de ateşli bir şiddetle doluyken.

Suçsuzluk boğulur törende.”

 

William Butler Yeats'in "The Second Coming" adlı şiirinden alınmıştır.

 ***

Nijeryalı romancışairprofesör ve eleştirmen Chinua Achebe’nin (Things Fall Apart=Parçalanma) adlı eseri, çağdaş Afrika Edebiyatının temel taşlarından birisidir. Romancının asıl adı Albert Chinualumogu Achebe’dir. Kendisi de kitaba konu olan İgbo halkının bir şefidir. Adı, yerel dilde Chinualumogu “Tanrı benim adıma savaşsın” anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda ilahi koruma ve dayanıklılık için kullanılan bir duadır.

Roman, Nijerya’daki Afrika kültürünün zenginliğini sergilerken, İngiliz sömürgeciliğinin bu kültürü nasıl yok ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Batı’nın Afrika’yı ilkel  damgalı anlatılarına karşı, başkahramanı Okonkwo’nun simgesel ve trajik yaşamı üzerinden Afrika’nın sosyo-kültürel yapısını, davranış kodlarını, gelenek ve inançlarını ve bunların kaynaklarını ve nedenlerini örnekleyerek açıklar.

Yazarın, sırasıyla, 1. Parçalanma, 2. Artık Huzur Yok, 3. Tanrının Oku adlarını taşıyan Afrika Üçlemesinin birincisi olan roman, sömürgecilik sonrası Afrika edebiyatın başyapıtlarından biri olarak kabul edilir ve ABD’li yazar Toni Morisson’a göre “Achebe’nin eserleri olmadan Afrika Edebiyatını düşünmek olanaksızdır.”

Roman, Nijerya’nın resmi dili olan İngilizce ile yazılmakla beraber; yerel tanrıların emirlerinde din, otantik unvan, özdeyiş ve tanımlara yer vererek yerel kültüründen kopmamıştır. Ne yazık ki, sömürgecilerin sermaye birikim süreci ve kullandıkları araçlara yerel halkın direnişi Sosyalist bir dil ve bakış açısından gündeme getirilmemiştir.

Buna karşılık, Achebe’nin, Polonya asıllı İngiliz yazar, Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği “ adlı romanının sayfalarındaki; sömürgeciliğin dehşetine dair tepkisi incelikli ve güçlü bir yoruma dönüşür ve yapıttaki ırkçılığı lanetler. Edebiyatçılara ve tarihçilere tez konusu olan . J. Conrad’ın bir diğer romanı “ Batılı Gözler Adlı “ yapıtındaki “Otoritenin Tanrı’nın doğallığından gelen bir tavır olarak görmesini ve onu reddedenlere ve mutlak inançsızlara karşı acımasız mücadeleyi şerefli kılan açıklamalarını Conrad’ın faşizan bir yaklaşımı olarak görür ve lanetler.  Parçalanma, Achabe’nin Afrika’nın sesini duyurma çabasının bir parçasıdır; Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği gibi eserlere yanıt olarak, sömürgecilik öncesi Afrika’yı insanlaştırır. Beyazların gözünün içine bakarak siyahları anlatır.

Romanın konusu:

Achebe’nin 1958 yılında yayınladığı ilk romanı Parçalanma, Afrika tarihindeki bağımsızlık sonrası felakete giden yolun habercisi olarak, okuyucuyla buluştuğunda dünya çapında ses getirir, sömürgecilik dönemi ile ilgili en önemli eserlerden birisi haline gelir.

Avrupalı güçlerin Afrika coğrafyasına nüfuzunu anlatan ve 1800’lü yılların sonlarını ele alan romanda, Umuofia bölgesindeki İgbo kültürü ve romanın başkahramanı Okonkwo ile klandaki kabile üyelerinin karmaşık toplumsal yapısı; şiddet, adaletsizlik, ataerkil yönetim ve saygınlık gibi kavramlar üzerinden işlenir. Eserin başlarında göze çarpan diyaloglarda, kabile yaşamının yüzyıllar boyunca değişmediği görülürken, İngilizlerin bölgeye gelişi ve silah yerine İncili tercih etmeleriyle beyaz adama göre dönüşüm, değişim, ilerleme, Achebe’ye göre çözülme, parçalanma, ayrışma, Okonkwo’ya göre ise yok olma süreci kendini göstermeye başlamıştır. Klanın kolonları Hristiyanlaşma sürecinin başlamasıyla birlikte önce zayıflamış sonra da çöküş sürecine girmiştir.

-0-

Okonkwo’nun üç eşi vardır. İlk eşi kocasının unvanını simgeleyen halhallarıyla , oğlu Nwoye ile kızı Obiageli’nin annesi Anasi, ikinci eşi kızı Enzima’nın annesi Ekwefi, üçüncü eşi de kızı Nkeçi’ nin annesi Ojiugo’dur.  

Birinci bölümde; Igbo toplumunun günlük hayatını ve geleneklerini tanıtılır. Ana karakteri: Oğlu Nwoye  gibi tembel müsrif ve yarınını düşünmeyen oldukça beceriksiz… babası Unoka gibi başarısız insanlara karşı asla hoşgörüsü olmayan… onları disipline sokmaya çalışan… bu nedenle henüz ergenliğe girmeye başlayan oğlunda kederli bir yüz yaratan…hafif kekemeliği nedeniyle derdini anlatmakta zorlandığında şiddete başvuran… bize göre faşist ve ırkçı tanımına uygun… yedi yıldır sırtı hiç yere değmediği için “Kedi” ünvanlı Amalinze’yi… gövdesinde doğurulmayı bekleyen iyi çocukların ruhlarının yaşadığı kutsal kapok ağacının gölgesinde, yere serdiği için ünü Umuofia’dan Mbaino’ya yayılmış… Okonkwo’nun  statüsü:

… komşu bir köyden kan bedeli olarak gelen Ikemefuna adlı bir çocuğun üç yıl bakılmak üzere, ona emanet edilmesiyle sınanır. Günler geçtikçe hayat dolu tabiatı ve becerileriyle ailenin ve klanın ayrılmaz bir parçası haline gelen, İkemefuna, Nwoye’nin rol modeli, baba deyip baba bellediği Okonkwo’nun da gözbebeği olur. Onun geleceğine dair kararı ise Tepelerin ve Mağaralarının kâhini verecektir.

Her yıl toprağa ekin serpmeden önce toprakların sahibi Ani’ye horoz kurban eden, tatlı patates gibi bir tür patates cinsi yamlar’ın, tanrısı İfejioku’nun mabedine kurban kesen Okonkwo, ilk tohum sermayesini klanda en yüksek unvana sahip Nwakibie’den alır. Birgün ona bir testi palmiye şarabı ve horoz götürmüş o da obi’si kerpiç evinde ona kola fındığı ile cennet biberi ikram etmişti. Bu büyük onurdur.

Sabaha karşı davullar çalıyor, Kadınların uzaktan gelen belli belirsiz ağıtları, toprağa acı bulutundan bir tortu gibi çökmektedir. Okonkwo’nun köyü “Sarı bileği taşlı İguedo”’dan, klanda dört unvanlı, en yaşlısı Ezeudu ölmüştü. Son unvanıyla toprakların beyi sayılıyordu. Karanlıkta kor halindeki tek bir odun parçasının aydınlığında törenle gömülecekti. Gömülmeden önce törelere göre davullar çalıyor, erkekler çılgın gibi tüfekleri ateşliyor, palalar birbirine çarptıkça kıvılcımlar saçıyordu. Tek elli ruh cenazeyi kutsadıktan sonra devam eden törende bir çığlık duyuldu. Bir tüfek patlamış Ezeudu’nun on altı yaşındaki oğlunun kalbini bir saçma parçası delip geçmişti. Tüfek sahibi Ukonkwo, klan üyesini öldürerek toprak tanrıçasına karşı -istemeden- dişi suç işlemişti. Cezası ailesi ile klandan ayrılmaktı. Ancak yedi yıl sonra dönebilirdi.

Okonkwo mal varlığını Obierka’ya emanet etti. Dayısının yaşadığı  Uçendu’nun annesinin Mbaino sınırındaki Mbanta adındaki köyüne taşındı. Gün ağardığında en güvendiği dostu, Obierka dahil mahallesinden bir grup ve Ukonkwo’nun bir klan üyesinin kanıyla kirlettiği toprağı temizlemek için kulübesini ateşe verdiler. Bir parmağa yağ bulaşırsa diğerleri de kirlenirdi.

***

İkinci bölüm, Okonkwo’nun sürgündeki hayatını ve sömürgeciliğin Igbo toplumuna sızmaya başlamasını anlatır. Bizce yazılması gerekenden kısadır.

Okonkwo Mbanta’da ailesiyle yeni bir başlangıç yapar, ama Umuofia’daki eski gücünü özlemektedir. Sürgündeki ikinci yılında ziyaretine gelen Obierika: Ekim ayında köye demir ata binmiş beyaz bir adamın geldiğini…Yaşlıların danışmasıyla kâhinlerin beyazların klanı yok edeceğini söylemesiyle gelen beyazın katledildiğini… bunun beyazların klanın pazarında katliam yapmalarına neden olduğunu…beyazlar siyahları tutsak alıp köle pazarlarında satılmak üzere deniz yoluyla götürdüklerini söyler. Sürgündeki dördüncü yılında tekrar gelen Obierika, beyazların Umuofia’da kiliselerini inşa ettiklerini Nwoye dahil, bir avuç mühtedi kazandıklarını ve çevreye gezici vaizler göndermeye başladıklarını söyler.

Misyonerler kendilerinin siyahların kardeşleri olduğunu, beyazların da siyahların kardeşi olduğunu çünkü herkesin Tanrı’nın oğlu olduğunu, Tek gerçek Tanrı’nın toprağı, gökyüzünü, bizleri yaratanın O olduğunu bildirmektedirler.

Her köyün ve klanın kendisine ait bir kötülük ormanı vardır. Mbanta yönetiminden biraz toprak parçası isteyen misyonerlere, Mbanta yönetimi onlara kötülük ormanını vererek sözde aklı başında hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir ödüle kavuşturmuşlardı. Mbantalar inşa edilen Kötülük Ormanında inşa edilen kilisenin tanrıları ve atalarının yıkıma uğratacağı günü heyecanla beklerken, Misyonerler o hafta bir avuç mühtedi daha kazanırlar. Kazanılanlardan  birisi de Nwoye’dir!  Kükreyen Ateş “ olarak anılan Okonkwo, Nwoye’nin nasıl kendi oğlu olduğuna anlam veremez. Vermek de istemez.

Diğer yandan beyazların yalnızca din getirmediği, hükümet de kurduğu, Umuofia’da bir mahkeme binası inşa ettikleri, hatta misyonerlerden birini öldüren bir adamı astıkları da söylenmektedir. Mahkemedeki mübaşirlerin çoğu Büyük Nehrin karşı kıyısı Umuru’dan gelmişlerdi. Umuofia halkı bu yabancı, küstah ve zorba, kül rengi şortlarından dolayı Küllü Kalçalar ya da Kotma dedikleri bu adamlardan nefret etmektedirler.   

***

Üçüncü bölüm, Okonkwo’nun sürgünden dönüşü ve sömürgeciliğin tam anlamıyla yıkıcı etkisini gösterir. Okonkwo Umuofia’ya döndüğünde köyü tanıyamaz: İngilizler yönetim kurmuş, kilise büyümüş, mahkemeler ve hapishaneler inşa edilmiştir. Okonkwo’nun eski otoritesi yok olmuştur.

Obierika’nın deyişiyle; “Beyazlar sakin ve barışçıl bir halde gelip dinlerini getirdiğinde, aptallığıyla alay edip kalmalarına izin verdik. Şimdi ise kardeşlerimizi kendi tarafına çektiler. Artık klanımız bir bütün olarak hareket edemez. Beyazlar, bizi bir arada tutan şeyleri palayla kesip attı, dağılıp parçalara ayrıldık”

Umuofia’da bir deyiş vardır. “Bir adam nasıl dans ediyorsa davullar öyle çalınırdı.” Nitekim, Bay Brown’dan sonra misyonun başına gelen Peder James Smith öfkeyle dans etmektedir. Kilise ile klan arasındaki gerginliği ateşleyen ise Enok’tur.

Olay, klanın toprak tanrıçasının onuruna düzenlenen törende Enok’un klanı Hristiyanlara meydan okuyamayacakları yönünde kışkırtması ve bir egwugwu’ nun maskesini yırtıp koparmasıyla başlamış, Enok’un evi sonra da kilise klan tarafından yakılıp, kül olmuştur. Üç gün sonra Bölge Komiseri, Okonkwo dahil klan liderlerinden altısını çağırıp tutuklamış, köyün iki yüz elli bin cowory para cezası ödemeden hiç birisini serbest bırakmayacağını bildirmişti.

Ceza ödenmiş, altı kişi arasındaki Okonkwo, sırtındaki kırbaç izleriyle yatağa uzanırken korkak ve işbirlikçilere ateş püskürüyordu. Dağılıp parçalandığını gördüğü klanı için derin bir acı içindeydi.

Gün doğarken, tutuklanan altı adamdan biri olan Okika pazar yerindeki topluluğa hitap ederek; “’Babam Güpegündüz bir kurbağa sıçradığında bilin ki onu öldürmek için peşinden gelenler vardır.’ derdi.” Tüm tanrılarımız ağlıyor. Kötülüğün kökünü kazımalıyız ve bunu hemen yapmalıyız.” dediğinde kalabalığa doğru beş Küllü Kalçanın geldiğini gördüler.

Başlarındaki Küllü Kalça’nın toplantının durdurulmasını istemesiyle beraber başı yere düştü. Okonkwo, palasından damlayan kanı kumda sildi.

***

İrlandalı şair W. B. Yeats’in bir şiirinden alınmış; Romanın öndeyişi ‘Things Fall Apart’, I. Dünya Savaşı sonrası toplumda meydana gelen çöküşü anlatır. Achebe de bu şiirden bir mısra alarak Afrika’daki sosyal ve ekonomik değişimler üzerinde endişelerini dile getirir. Okonwo’nun üzerinden okuyucuyu kolonyalistler tarafından çökertilen bir toplumun içine çeker. Eser ölümsüzleşir… okuyucu etkisinden çıkamaz.   

 

… bu etkiyi beş duyumuza da hissettirerek kitabı dilimize kazandıran  çevirmen Nazan Arıbaş Erbil’i kutlarken… vurduğu son pala darbesiyle, kendini astığı ağacın dalını kesen Okonkwo’nun görüntüsündeki kapağın tasarımcısı Hamdi Akçay’a teşekkür ederim.

 

Chinua Achebe’nin Parçalanma adlı romanı dahil; Afrika ile kolonyalizmi arasındaki gerilimi… sömürgeleştirilen, ötekileştirilen, yabancılaştırılan, dışlanan ve yönetilen ve susturulan toplumların tarihini paylaşan Afrika Edebiyatı: Gelenekler ve çağdaş kültür, çok tanrılı dinler ve tek tanrılı dinler, kadın ve erkek, bilgisizlik ve farkındalık gibi sorunları kendi coğrafyasında tartışmaya açan bir edebiyattır.

 

Bu bağlamda Okonkwo, gaddar, kadın düşmanı, hoşgörüsüz, sabırsız ve aşırı ihtiraslı bir roman kahramanı olarak Afrika Edebiyatının tipik karakterlerinden birisidir. Öte yandan, tüm yanlışlarına ve hatalarına rağmen o bir İgbo’dur ve ona kendi politik görüşlerimiz ile kültürümüzün paydasında yargılamak yanlıştır. Nitekim yazar da okuyucuyu İgbo kültürünün içerisine alırken, halkın yaşamını daha derinlikli görmemizi sağlamaktadır.

 

Akdeniz havzasında yer alan Afrika ülkelerini hariç tutara, Afrika Edebiyatına katkı veren Abdulrazak Gurnah, Maryse    Condé, Ngùgì Wa Thıong'o, Chigozie Obioma, Tayeb Salih, hatta Alejo Carpentier ve hatta William Melvin Kelley ‘i anarak…

 

Kalın sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…

Yararlanılan Kaynaklar:

  •  Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
  • Chinua Achebe’nin Afrika Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku’nda Kültür ve Kimlik, İsmail AVCU, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Mart 2019, Sayı. 23, Sayfa.195-210
  • Batılı Gözler Altında, Joseph Conrad, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2025, s.117

·      

 

17 Haziran 2026, mehmetealtin, 157/ CCXXVII
İthaki Modern, 4. Baskı, Temmuz 2025 

https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/