
Artık Huzur Yok, Chinua Achebe
--------------------------------------
Özgün Adı: No Longer
at Ease
Çeviri: Nazan
Arıbaş Erbil, Kapak Tasarımı: Hamdi Akçay
Klasik trajedi ise basittir. Kahraman ölür, bizlerse duygulanmaya
zorlanırız.”
s. 46
***
Achabe’nin Parçalanma adlı romanın ardılı bu ikinci romanı, Büyük Britanya
sömürgeciliğinin Nijerya’daki Afrika Kültürünü
nasıl yozlaştırıp yok ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sererken...
Batı’nın, algı yaratan ilkel damgalı Afrika öykülerine karşı, başkahramanı Obi Okonkwo’nun
simgesel ve trajik yaşamı üzerinden… direnen Afrika’nın sosyo-kültürel
yapısını, davranış kodlarını, gelenek ve inançlarını ve bunların kaynaklarını
ve nedenlerini örnekleyerek açıklar.
Yazar, Batı’nın Afrika’ya
yaklaşımını romanın 11. Sayfasında Nijerya’nın sözde bağımsızlığı sonrasında Britanyalı
yerleşiklerden Bay Green karakterinde şöyle açıklar: “Hepsi
yozlaşmış. Ben eşitlikten yanayım hem de tüm kalbimle. Ama eşitlik gerçekleri
değiştirmeyecek.” Bay Green’in Afrika’yı
sevdiği belliydi ama onun sevdiği Afrika, -çalışanlarının- Afrika’sıydı.
Nitekim, yazar Achabe yine romanının 110. Sayfasında; Obi’nin üniversitede okuduğu Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği” adlı ölümsüz yapıtından alıntı yaparak… Conrad’ın eserindeki ana karakter Marlow’u bütünüyle etkileyen fildişi avcısı Kurtz’un kişiliğinde insanın en karanlık doğasıyla ilgili derin farkındalıkları… ve karanlığın yüreğiyle karşılaşmadan önce “ Basit bir iradeyle iyilik için sınırsız bir güç yaratabiliriz.” diyen Kurtz ile… sonrasında karanlığa yenik düşerek “Bütün vahşileri yok edin.” diyen Kurtz’un kimliğinde güçlü mesajlar verir.
Kurtz karanlığa Green ise doğmakta olan şafağa yenik düşmüştür…Başlangıçları ve sonları aynıdır. Conrad’ın “ Karanlığın Yüreği ” adlı eserinin 114. Sayfasındaki “Kurtz’un yaradılışına tüm Avrupa katkıda bulunmuştu.” cümlesi, Avrupalıların aşağıladıkları, insan olarak görmedikleri yerlilere yaptıkları zulümle özdeşleşir.
-0-
Yazarın, “Parçalanma “adıyla tanıttığım kült yapıtının ardılı olan bu ikinci yapıtı “Artık Huzur Yok” “ Parçalanma”’nın kahramanı, Ogbuefi Okonkwo’nun torunu Obiajulu Okonkwo’ nun öyküsünü kapsar. Her iki adam da çatışmacıdır, düşüncelerini açıkça dile getirirler. Ancak bu çatışmacı eğilim her ikisinde farklı şekillerde kendini gösterir. Obi’ni büyükbabası Ogbuefi eylem ve şiddet adamıyken, Obi eylemden çok söz ve düşünce adamıdır. Öykü Afrika kültürü ile Batılı yaşam arasında çatışmayı, yozlaşmayı ve yolsuzluk temasını işler.
Achebe eserinde ana karakterin ve
toplumun kusurları ve eksiklikleri üzerinde dururken, roman sanatının
kurallarını esneterek İgbo kültürünün sözlü geleneğine göndermelerde bulunur. Örneklersek…“Bir
borç küflenebilir ama asla yok olmaz”, “İnsan, gururu ve ahlaki prensipleri
yüzünden balgamını yutmamalı” atasözleriyle Obi’yi hedef tahtasına
yerleştirir.
Yazarın 1960'ların başlarındaki Lagos'ta yaşamın gerçekçi ve canlı
tanıtımlarında ayrıntılara verdiği önem bazı eleştirmenlerce övgüyle karşılansa
da benim de görüşlere katıldığım bazı eleştirmenler, karakterlerin tam olarak anlatılmadığı,
Obi’nin hayatının merkezinde rol oynayan Clara’nın portresinin son derecede
eksik çizildiğini… eklersem babasının ve
Joseph’in rollerinin figürana dönüştüğünü söyleyebilirim. Öyküyü etkiler mi?
Etkilemez ama okuyucunun gözlerinden belleğine giden yolda karakterlerden
bazıları öksüz ve yetim kalıyor derim.
Romanın konusu:
Geçmişe dönüşler aracılığıyla olayları, detaylı arka planda ve yerel
özdeyişlerle güçlendiren… buna karşılık önemli karakterlerden bazılarını tanıyamadığımız
anlatısı ile romanda Obi’nin tüketim
eğilimlerine… en yakınlarının isteklerine nasıl yenik düştüğü… köy hayatından
bürokrasiye geçişte ne kadar başarısız olduğunu görürüz.
Romanı bölümlerle özetlersek;
1.
Bölüm:
Londra Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesinden onur derecesi ile mezun
olan, yakın zamanda hem annesini kaybetmiş hem de sözlüsü Clara ‘nın terk
ettiği, Igbo toplumundan Obiajulu Okonkwo'nun yargılanmasıyla başlar.
Suçu rüşvet almaktır.
Obi Okonkwo ahmakça bir davranışta bulunmuş, romanın hemen başında yargıç
Obi’ye dönerek;
“Sizin gibi eğitimli, geleceği parlak bir genç adamın bunu nasıl
yapabildiğini anlayamıyorum” sözleriyle, yozlaşma ve rüşvet
suçlamalarının hem birey ve kimlik, hem de toplum ve kültür üzerindeki
etkilerini tartışmaya açmıştır.
Bu noktada anladığımız Obi’nin, sistemdeki çarpıklıkları da gören algılama
yeteneklerine rağmen doğru kararları inatçı egosunun potasında eriterek
sorumluluklarını yerine getirmekteki başarısızlığıdır. İnançlarından ödün
vererek rüşvetin yaşam tarzı haline geldiği bir ulusta o da sıradan bir
vatandaşa dönüşmüştür.
Bölüm, duruşma ortamından, Obi’nin Büyük Britanya’ya, Londra’ya gitmesinden
önceki bir zamana geri döner. Obi’nin yaşadığı Umofia’daki parlak ve zeki
gençlerin İngiltere’de okumaları için burs veren Umuofia Gelişim Derneği-
UGD Obi’nin durumunu görüşmek üzere toplanmıştır. Dernek toprak davalarını
yürütmesi için Obi’nin Britanya’da hukuk okumasını istemiş ama o İngiliz
edebiyatı okumuştur. Ona hem bu yüzden hem de mahkemelik olmasından dolayı çok öfkeliydiler.
Buna rağmen -kardeşe duyulan öfke kemikte değil ette hissedilir-, savsözüyle
hareket ederek avukat ücretini kendi fonlarından ödemeye karar verirler.
2. Bölüm
Obi’nin Britanya’da almış olduğu eğitim, kökeninden
gelen gelenek, batıl inanç, ırk, kast sistemi, din ve cinsellik hakkındaki ön
yargılarını bulanıklaştırmıştır. Nijerya’ya döndüğünde devlet memuru olur. Kendisine tahsis edilen hususi araç, şoför, ev,
hizmetli gibi konfor araçları ile etrafını orta-üst sınıfa ait tuzaklar sarar. Ayrıca bürokrasinin karmaşıklığı ile başa çıkmak, ailesinin ve toplumun
beklentilerini karşılamak da dahil olmak üzere sıralı zorluklarla karşılaşmıştır.
Gitmeden önce başşehir Lagos’a dair ilk anlatılanları savaştan
dönmüş askerlerden işitmiş, giderken de Lagos’ta çalışan eski okul arkadaşı Joseph’te
kalır ve başkent hakkında fikir edinir.
Britanya’da yaşarken Nijerya onun için daha fazlasını ifade etmeye
başlar. Londra’da Umuofia özlemiyle dolup taşar. İngiliz Edebiyatı okuduğu için
kendinden utanır. Londra’da birisinin İgboca konuşması onu mutlu eder, başka
kabileden bir Nijeryalı ile üstelik de yurttaşı ile dilin kendi sahiplerinin
önünde İngilizce konuşmak zoruna gider.
Obi’nin Londra’daki deneyimlediği yaşam tarzı, kadın erkek ilişkileri,
kurumların işleyişi, geleneklerden uzak özgür düşünce yapısı, Nijerya’daki kökleriyle
örtüşmeyince iç dünyasındaki karmaşa büyür. Bağımsızlık sonrası rejime sadakat
ve nepotizm temelinde kurumsallaşan bürokrasi ve kamu hizmetleri, yaşlı ve
sözde kıdemli memurlar yüzünden hantallaşmış ve yozlaşmıştır. Obi’nin sınıfsal
temele dayanmayan yaşam felsefesi de yalpalamaya başlamıştır.
3. Bölüm
Obi, Clara Okeke adlı yardımcı bir hemşire ile tanışır, aralarında romantik bir ilişki doğar. Obi’nin gelenek ve kültürü ile kolonyalist beyaz kültür arasında kalmasının en önemli davranış örneklerinden birisi de Clara ile arasındaki ilişkidir. Bu ilişkiye yüklenen anlam Obi’de farklı, kabilesinde ise farklı bir şekilde görülür. İgbo kültüründeki saygınlık, gelenek, inanç ve aile yaşantısı ile Londra’da Obi’nin benimsemiş olduğu değerlerle karşı karşıya gelen ve zaman zaman çatışma durumu ortaya çıkaran unsurlar, öne çıkar.
4.
Bölüm
Öte yandan, faturaların ödenmesi, burs desteğinin geri ödenmesi, arabasının, emekli anne-babasının bakımı, sigorta ve kardeşinin eğitimi için para gerekmektedir. Parasal durumu sarsılmış ve rüşvet eğilimi ağır basmaya başlamıştır. Toplumlarında hiçbir zaman yer alamayacak bir ailenin üyesi “osu” olan Clara ile evlilik planları yaptığı için, Obi, ailesi, arkadaşları ve meslektaşları tarafından baskı altına alınmıştır. Hasta olan annesi, oğlunun itaatsizlik edip Clara ile evlenmesi halinde intihar edeceğini söyleyerek, hiç değilse ölümünden sonra evlenmesi için yalvarır. Ancak aynı biçimde toplumunun dininden dönüp kateşist olan, büyükbabası Okonkwo’nun lanetlediği babası… buna karşılık birlikte büyüdüğü İkemefuna’yı kurban eden büyükbabasını affetmeyen yine babası… ve dağılıp parçalandığını gören klanı için hayatına eliyle son veren büyükbabası gibi, Obi de yaşamıyla ilgili tercihlerinin arkasında dik durur ve kimseyi dinlemek istemez.
5. Bölüm
Bir osu ile evlilik planları yaptığı için, ailesi, arkadaşları ve meslektaşları tarafından baskı altına alınan Obi bu olayları Clara'ya bildirdiğinde, ilişkileri daha da gerginleşir. Clara nişanı bozar ve hamile olduğunu söyler. Obi, Clara'nın isteksizce yaptırdığı bir kürtaj ayarlar, ancak Clara komplikasyonlar yaşar. Obi hastaneye geldiğinde Clara onunla görüşmek istemez. Clara hastanede beş hafta yatar ve Lagos’tan ayrılır. Obi, yasadışı kürtajın maliyeti nedeniyle daha da büyük mali sıkıntılara düşer.
6. Bölüm
Annesinin
ölüm haberini aldıktan sonra Obi depresyona girer. Cenazeye gitmek için eve
dönmez. Seyahat parasının cenaze masraflarında ve evin genel giderlerine
yardımcı olmak için daha iyi kullanılacağına inanır. Öte yandan, içinde
bulunduğu dünyanın bir gerçeği olduğunu isteksizce kabul ederek rüşvet almaya
başlar. Roman, Obi'nin alacağı son rüşvet olacağına dair kendine söz vermesi ancak
bu rüşvetin bir tuzak operasyonunun parçası olduğunu keşfetmesi ve tutuklanması
ile sona erer… bu da bizi öykünün başlangıcındaki olaylara geri götürür.
Yapıtta Obi’nin finansal buhranı
atlatmak için rüşvet almaktan başka çaresi yokmuş gibi, buna karşılık Umuofialıların
ahlak anlayışının Obi’nin içinde bulunduğu çöküşün, köylüleriyle yaşadığı
iletişim kopukluğundan olduğu yansıtılmıştır. Bu söylemin sosyalist ahlaka
uymadığını, bağımsızlıktan sonra Nijerya’nın değerlerini yitiriş sürecine nasıl
girdiğini sınıfsal temelde kolonyalist sosyal yaşamının etik yapısı ile kendi
kültürünü yaşatmaya çalışan bir Nijerya ile karşı karşıya kaldığımızı
söyleyebiliriz.
***
Günümüzde de sömürgeleşmesine,
yozlaşmasına ve parçalanmasına bütün Avrupa’nın katkıda bulunduğu Nijerya'nın
kuzeyindeki 9 eyalette 17 milyondan fazla kişi açlık tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Güvenlik sorunları ve finansman yetersizliği nedeniyle yardım faaliyetlerinin
aksadığı belirtilen ülkede, 2026 yılında BM Dünya Gıda Programı kapsamında kuzeydoğudaki
üç eyalette gıda güvensizliği yaşayan 6,2 milyon kişiden yalnızca yaklaşık 740
binine yardım ulaştırılabilmiştir.
Basında çıkan yazılara göre Nijerya’da yasa dışı madencilik şüphesiyle gözaltına alınan 37 kişinin, aşırı kalabalık ve susuzluk nedeniyle idrar ve ter içmek zorunda kaldığı ortaya çıkmış soruşturma raporunda, aralarında çocukların da bulunduğu tutukluların yardım çağrılarına rağmen müdahale edilmediği belirtilmiştir.
Gelir dağılımı ezilenlerin aleyhine olup, petrol denizinde yüzen ülkenin başkenti Lagos’un Makako bölgesinde yüzbinlerce kişi su üstünde ve çöplükte yaşamaktadır. İŞİD ile organik bağları bulunan Bako Haram gibi terör örgütleri de bu ortamdan beslenmekte, Nijerya’nın geleceğini daha da karartmaktadır.
Sözlerime son verirken kitabı dilimize kazandıran çevirmen Nazan Arıbaş Erbil’i teşekkür ederken… İgbo kültüründe yaratılışın, bilgeliğin, yaşam enerjisinin, doğurganlığın sembolü -yoldan çıkmış Obi’nin boğazını sıkan- yılan görüntüsündeki kapağın tasarımcısı Hamdi Akçay’ı kutlarım.
Kalın sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada, ezilenlerin yanında…
Yararlanılan
Kaynaklar:
·
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
·
Chinua Achebe’nin Afrika
Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku’nda Kültür ve Kimlik,
İsmail AVCU, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Mart 2019,
Sayı. 23, Sayfa.195-210
·
Karanlığın Yüreği, Joseph Conrad
·
Cumhuriyet Gazetesi, 30.10.2026
·
Birleşmiş Milletler (BM) Dünya
Gıda Programı, (WFP)’ni 04.04.2026 tarihli açıklaması,
05 Kasım
2026, mehmetealtin, 158/ CCXXIX
İthaki
Modern, 2. Baskı, Aralık 2022
https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/