Bu Dünyanın Krallığı, Alejo Carpentier,
Çeviri: Murat
Tanakol
Kapak Tasarımı: Gizem Ulaş
“ Ah yüce hakim,
ezeli ve ebedi takdir-İlahi! Kötülükleri tazelemesi için Kolomb’u nereye
gönderiyorsun? Bilmez misin, nicedir oraların hâkimi olduğumuzu? “
Lope de Vega
***
Yüz
kırk üç sayfalık, çok da uzun olmayan ancak tezlere konu bu roman, bir
manifesto, bir tarihi belge olunca… kitap hakkında okuyacağınız anlatıyı,
olayların kişilerin isimlerinin ve sokaklara varıncaya kadar yerlerin tarihsel
gerçekliğine sadık kalmakla yetinmeyip, günlerce süren titiz bir
karşılaştırmalı tarih ve kronolojiye dayanan son derecede net bir dokümantasyon
üzerine kurduk. Kitap tanıtımlarında genel tavrımız olmamasına rağmen, tarihsel
dizin içinde okuyucunun yolunu biraz daha açmak adına romanın bir özetini de sunmaya
çalıştık.
***
Alejo Carpentier, edebiyat
dünyasında Büyülü Gerçekçilik olarak anılan akımının babasıdır. Başyapıtı
sayılan bu kitabın önsözü akımın manifestosu olarak kabul edilir. Büyülü gerçekçilik, olağan ya da gerçekçi
bir çizgide ilerleyen sanat akımlarında bulunmaması gereken sihirli ve mantık
dışı ögeleri içeren sanat akımıdır.
“Sarmaş
dolaş tropikal bitki örtüsünün, meyvelerin iç içeliğindeki büyünün, zincirinden
boşanmış yaradılış formlarının, tüm metamorfozları(=yapısal değişiklikleri ve
simbiyozlarıyla(=karşılıklı veya tek taraflı faydalanmalarla) gösteren büyülü
gerçekçiliğin yanında… Hokkabazlık hileleriyle, bir arada bulunmayacak, örneğin
sansar kürklü kaşıklardan, ameliyat masasında şemsiye ile dikiş makinasını bir
araya getiren gerçeküstücülük nedir ki? Amerika’nın
tarihi, zaten büyülü gerçekçi bir hikâyeden başka nedir ki?” der, Büyülü Gerçekliği
tanıtırken Alejo Carpentier.
Kübalı yazar Alejo
Carpentier, “Bu Dünyanın Krallığı (El Reino de Este Mundo, 1949” adlı bu romanın
önsözünde, Latin Amerika'ya özgü olduğunu iddia ettiği bir gerçekliği
olağanüstü Amerika gerçekliği diye tanımlar. Ona göre tuhaf olanın sıradan
olduğunun söylendiği kıtaya özgü bu gerçekliği de ancak Latin Amerikalı
yazarlar aktarabilir. Görüşleri büyülü gerçekçiliğin Latin Amerika'ya özgü bir
tarz olarak algılanmasında etkili olmuştur. Ama Büyülü Gerçekçilik, -kitaplarında-
kolonyalizmi konu edinen yazarların da yararlandığı bir edebi tarzdır. Salman
Rüşdi, Gabriel García Márquez, Ben Okri, Isabel Allende, Abdulrazak Gurnah, Günther
Grass, Jeanette Winterson, Angela Carter, Robert Nye, Marina Warner, hatta
Latife Tekin ve Nazlı Eray gibi batılı ya da kolonyal geçmişe sahip olmayan
ülkelerin yazarları bile bu yazarlara örnektir.
Bu Dünyanın Krallığını okumaya başladığımda, kitaba değil dil basmak,
dilimi satırların arasında dolaşan Vudu büyücülerinden nasıl kurtaracağımı kara
kara düşünmeye başladım. Vudu, köleleri ortak ibadet ve ortak bir iletişimde birleştirir. Romanda
ayaklanmayı kutsal kılan, davranış simgeleriyle yayılmasını sağlayan, kölelerin
Vudu inancıdır. Davullar, deniz kabukları kalkışmanın yayılması ve
yönetilmesinde iletişim aracı olarak kullanılır.
Vudu inancında gönülsüz kurban edilen boğanın böğürmesi durumunda… Maman
Loi,(=kadın rahibin) töreni durdurması gibi ben de okumayı ve yorum yapmayı
kesmeli miydim? Ama yapamam. Üflenince Strombus Gigas(=büyük deniz kabuklusu) bir
ilah tarafından ele geçirilenler ilahlaşır, ilahların kutsal okuma yeri sayılan
satır aralarındaki adalara gider, yıllardır gezegenin bazı ruhlarıyla enfekte
olmuş tümceleri didikleye didikleye silip süpürerek yaşadıkları sayfalardan
kurtarır, okuyucularına armağan eder, ben de öyle yaptım.
***
Çevirmen Murat Tanakol’a göre; Büyük bir dil ustası ve cambazı olarak
nitelendirilen Alejo Carpentier’in büyülü gerçeklik fikrini biçime büründüren, Fransız
devrimi ile eş zamanlı Haiti devrimini konu alan bu romanı üzerine en çok
kitap, tez, vb. yazılmış eserlerden birisidir. Dünya çapında bir klasik müzik
eleştirmeni, aynı zamanda mimar, Marksizm’e
gönül vermiş bir yazar olduğunu hiç unutturmayan Carpentier’in tümceleri
İspanyolcanın dil kurallarını ve sınırlarını tanımaz. Carpentier’in oldukça
uzun tümceleri denizde çarpışan ve sarmal biçimde yükselen dalgalar gibidir.
Çarpışan dalgalar tez ve antitez, çarpışmanın ardından yükselen dalga sentez
olarak düşünülebilir. Simetride aykırılığı, dengesizliği esas alan barok mimari
gibi, yazarın barok edebiyatı da doğanın dengesiz ritmine bağlı kalır ki… bu roman, kurgusu
boyunca ortaya çıkan dizinsel zaman boşlukları ve perspektifteki ani
değişiklikleriyle buna tipik bir örnektir ve okuyucuya verdiği kaotik izlenim
nedeniyle eleştirmesine yol açmıştır. Nitekim bana göre de Carpentier’in
yazılarındaki müzikal biçemi okuyucuya yansıtmak için uygun tümceleri kurmak,
okuyucunun gözlerini kapatarak okumasını sağlamak, çevirmenlerin en
zorlandıkları zamanlar olsa gerektir…
… ve bu nedenle büyülü gerçekliğin başvuru kaynağı bu kitabı dilimize
kazandıran çevirmen Murat Tanakol’u
kutlarım.
Bir sözüm de kapak tasarımcısı Gizem Ulaş’a ki, anlamlı tasarımı ancak
aşağıdaki sözlerle anlatılır.
“Ölümünü
kendi seçen Kral Henri Christope, çürüyecek etinin Gorro del Obispo Tepesinde
yaptırdığı kalenin malzemesine karışacağını, mimarisine kazınacağını payandalı
binanın cüssesiyle bütünleşeceğini asla bilemezken, kale tümüyle Haiti’nin ilk
kralının mozolesine dönüşmüştü. Rengi ne olursa olsun tiranlardan nefret eden
kadın, başında Marihuano, Sabah Sefası, Çin Gülü, Gece Yasemini, bulunduğu
yerden ruhları uzaklaştıran Ayçiçeği taçları bulunan sepeti, sırtında taşıdığı
bebeği ile kaleye alaycı gözlerle bakıyordu.”
***
Latin Amerika edebiyatının
ve büyülü gerçeklik akımının simgesi olan kitap, Toussaint Louverture
önderliğindeki Haiti Devrimi'nden öncesinden başlayarak, devrimi ve devrimin öyküsünü
kitabın kahramanı köle Ti Noël üzerinden
anlatır. Bu Haiti’nin 1750-1830 yılları arasındaki tarihidir. Ne yazık ki, günümüzde 1957’den 1986’ya kadar
süren Duvalier rejiminin yarattığı ekonomik ve siyasal krizler altındaki yoksulluk…
açlığın doğurduğu sosyal şiddet… şiddetin doğurduğu çeteleşme ile anılan Güney
Amerika kıtasının kuzeyindeki küçük bir ada ülkesi olan Haiti’nin; Afrika'dan
zorla getirilen ve köleleştirilen siyahilerin, başkaldırıp özgürlüklerine
ulaştığı ilk yer, ABD’den sonra bağımsızlığına kavuşan ikinci ülkedir. Güney
Amerika’daki ezilenlerin başkaldırı tarihinde özel bir yeri vardır.
Belgelere göre Haiti
tarihi der ki;
1700'lü yılların
ortasında Avrupa’da artan şeker ihtiyacı, ağırlıklı olarak Fransa’nın kolonisi
Karayipler’deki Haiti ve Jamaika’da tarım çiftliklerindeki üretim, yoğun insan emeği gerektiren,
Afrika'dan getirilen kölelerle sağlanmaktadır. 1758 yılında kolonilerdeki
sınıfsal ayrımın yasalarla tanımlı bir hiyerarşik yapıya dönüştürülmesi
çalışması başlar. Birinci grup beyaz toprak sahipleri, ikinci grup çoğu melez
olan özgür siyahlardır. Bunların bazıları eğitim görmüş, meslek sahibi, orduda
veya çiftlik yönetiminde yer almış kişilerdir. Üçüncü grup ise diğer grupların
sayısından kat kat fazla olan Afrika doğumlu kölelerdir. Bu sosyo-ekonomik farklılık
nedeniyle beyazlarla köleler arasında sık sık şiddetli çatışmalar çıkar, kaçak köle çeteleri ormanlarda yaşardı.
Bazı köleler ise evlerde
aşçı, kişisel hizmetçi veya zanaatkâr olmuşlardı. Haiti'nin kuzey sahilindeki
Plaine du Nord özellikle şeker hasadı için çok verimli bir bölgeydi. Burada
güçlü beyaz işletmeciler bulunmakta ve adanın ekonomik olarak Fransa'dan özerk
olmasını savunmaktaydılar. Çoğunun amacı çabuk zengin olup tropik iklimin
öldürücü hastalığı sarıhummaya yakalanmadan Fransa'ya dönmekti. Alt tabakadaki
beyazlar ise meslek olarak zanaatçılık, dükkân sahipliği, köle ticareti ve
işçilik gibi işlerde çalışmaktaydılar Ayrıca farklı siyasi görüşler temelinde bağımsızlık
isteyenler, Fransa'ya bağlı olanlar, İspanya’ya bağlı
olanlar ve İngiltere yandaşları bir aradaydı.
1789 Fransız Devrimi İnsan Hakları Beyannamesi ile tüm insanları eşit ve
özgür ilan edildiğinde, Haiti’deki sosyal ve etnik sınıflar çok sık taraf ve
müttefik değiştirmektedir. Fransa’ya
yüksek ticaret vergileri vermek istemeyen zengin Avrupalı beyaz çiftlik
sahiplerinin Fransız monarşisi ve İngilizlerle müttefik olduğunu bilen köleler,
köle sahiplerinin hâkimiyetinde ilan edilebilecek
bağımsızlığın kendilerinin zaten olmayan haklarını daha da geriletileceğini
anlarlar. Özgür siyahlar ve özellikle Julien
Raimond 1780 yılından beri Fransa nezdinde sürekli olarak tüm ada halkına
eşit statü verilmesi için uğraşmaktadır. Ekim 1790’da zengin ve özgür bir siyah
olan Vincent Oge de Paris’ten adaya döndüğünde yürürlükteki devrim yasalarından
hareketle melezlere ve özgür siyahlara oy verme hakkının verilmesini ister.
Koloni valisi tarafından reddedilince Cap Français bölgesinde kısa süreli bir
ayaklanma başlatır. 1791 yılında ele geçirilir ve işkenceyle öldürülür.
Sürmekte olan kavga beyazlarla melezler arasındadır, köleler şimdilik sadece
gelişmeleri izlemektedir.
Ancak 22 Ağustos 1791
günü Jean François ve Georges Biassou'nun önderliğinde başlayan
köle ayaklanmasıyla, köleler kuzey sahilinde denetimi ele geçirecektir. Köleler
zorla çalıştırıldıkları çiftlikleri yakmış, yalıtılmış korunaklarında yaşayan köle
sahiplerini ve diğer beyazları öldürmüşlerdir. Fransızlar, başlarda bu isyanı
da kesinlikle bastıracaklarından emindirler ama 4 Nisan 1792'de Fransa'da
alınan bir kararla koloniler dâhil tüm insanların deri renklerinden bağımsız
olarak eşit ve özgür olduğunun bildirilmesiyle ayaklanma durur.
Ayaklanmadaki Siyah komutanlardan en
devrimci karakter kendi kendisini yetiştirmiş bir ev hizmetkârı olan Toussaint L'Ouverture'dür. Fransızlar kendisine tüm
kölelerin özgürleştirileceğine dair teminat verilince Mayıs 1794'te Fransa
saflarına geçer. Ancak iktidarı ele almış olan Toussaint, iktidarı Fransızlara vermez
ve özerk olarak ülkeyi yönetmeye başlar. 1798'de adaya çıkartma yapan İngiliz
kuvvetlerini yenilgiye uğratır. Komşu ada Santo Domingo'yu işgal ederek
buradaki köleleri de özgürleştirir. 1801 yılında Louverture, Haiti için Anayasa
yapar ve kendisini de ömür boyu yönetici ilan eder. Buna karşılık olarak Napolyon Bonapart Charles
Leclerc komutasında bir orduyu adaya gönderir. Birliğin adaya çıkmasıyla
Toussaint'in müttefiklerinden Jean-Jacques Dessalines, Leclerc saflarına geçer ve yenilen
ve 1802'de teslim olan Toussaint L'Ouverture Fransa'da hapishanede ölür.
Fransızların köleliği tekra
kurmak istediği anlaşılınca Dessalines ve diğer komutanlar tekrar saf
değiştirerek Ekim 1802'de Fransızlara saldırmaya başlarlar. Kasım 1802'de
Fransız komutan Leclerc sarıhummadan ölür, ordusu hastalıklardan kırılmaya ve
Fransa saflarından kaçmaya başlar. İngiliz ablukası ile Napolyon'dan da yardım
gelmeyeceği belli olunca... 1803 yılında isyancı ordu Fransızları tamamen yener
1 Ocak 1804'te Dessalines adanın bağımsızlığını ilan ederek yerel Arawak
diliyle adaya Haiti adını verir.
***
Yukarıdaki tarihsel
anlatım, bu romanda Carpentier’ın diliyle beyaz toprak sahipleri ile siyah
köleleri arasındaki karşıtlığı artırmak, kölelerin bakış açılarını aktarmak
amacıyla büyülü bir anlatımla… beyazların anlatımı ise gerçek olaylarla
satırlara düşmüştür. Yazar tarafını ise kölelerden yana seçmiştir.
Öykü
ve karakterler
Kitap da sömürgecilere karşı
başkaldırının filizlenmesine neden olaylarla başlar. Vudu, köleleri
başkaldırıya teşvik eden ve ilham veren tek şeydir. Kitabın ana karakteri Ti Noël, bir kolu şeker
kamışı değirmeninde ezilmiş başkaldırının ilk lideri, gerçek kişi, Mackandal (=
Çolak)’ı kölelerin ortak inançları Vudu üzerinden Bu Dünya Krallığı'nın
merkezine oturtur. Sonra, başa geçen melezlere karşı siyahların ayaklanması
başlar. En sonunda da, kendi içlerinden birisinin krallığına karşı ayaklanırlar.
Ezenlerle, ezilenlerin döngüsünün tarihinden ibaret dünya tarihinde Haiti’nin
tarihi kitabın da konusudur.
Ti
Noël ile
efendisi Lenormand de Mezy, öykünün
taraflarını oluşturan, kendi sosyo-ekonomik kimliklerinde iki ana karakterdir. Ti
Noël tanık, Lenormard de Mezy yalnızca tarihin bir figürdür. Nitekim
roman, Ti Noël’in aynı sofrada rengi
atmış dana kelleleriyle beyaz efendilerin kellelerinin yan yana servis
edildiğini düşünerek gevrek gevrek eğlenmesiyle başlayarak bu yorumumuza renk
katar. Ti
Noël, Vudu’ya, büyüye olan inancı temsil eden, diğer yandan da özgüveni yüksek,
özgürlük tutkunu bir adamdır.
Ardından Haiti devriminin
önderlerinin ilki, Mackandal’la kitabın
büyülü gerçekliğinin satırlarını tuşlamaya başlar, Ti Noël’İn anlattığı
öykülerle birlikte Afrika inançlarıyla Hristiyanlığın iç içe geçtiği Vudu’yla
tanışırız. Bakış açısı, Afrika tanrılarına olan inanç da dâhil olmak üzere, halkın
bakış açısını yansıtır.
Vudu’nun olağanüstü ve
tanrıların gücüyle donatılmış Mackandal, büyük bir köle isyanı başlatır. Bu Spartaküs’ten
sonra belki de tarihin gördüğü en büyük köle isyanlarından biridir. Parmaklarının
arasında ezip biriktirdiği zehirli mantarlarla zehrin efendisi olmuş… Suyun Öte
Yakasındaki Egemenler tarafından üstün yetkilerle donatılmış beyazları yok
etmek ve özgür siyahlardan mürekkep büyük bir imparatorluk kurmak için imha amaçlı
sefer ilan etmiş… Ti Noël ile birlikte yakaladıkları Lenormand de Mézy’nin av
köpeklerinden birini, sonra da her otu yeme alışkanlığındaki en iyi iki süt
ineğini zehirlemişler, başkaldırıyı başlatmışlardı. Kuzey Ovasında ahırları ve
çayırları istila ederek yayılan ve kullandıkları yedikleri her şeyde pusuya
yatmış zehirle mülk sahipleri çoktan telef olup gitmişlerdi. Çolak ve sahneye
çıkan diğer kahramanlar, -kölelikle sömürülen, iğdiş edilen Afrikalılar- beyaz
adamdan intikam alırken ölümsüzleşen masalsı karakterlere, öldüklerinde bile
kaçıp uzaklaşan büyülü birer kuşa dönüşmüşlerdi. Çolak bir metamorfozdan
diğerine çeşit çeşit hayvana dönüşerek her an her yerdeydi. Dönüşümünü
tamamlayıp büyük deniz kabuklarını üflemesiyle başkaldırıyı başlatmasını
umanlar bunu dört yıl bekledi. Dört yıl sonra Kuzey Ovası kölelerinin
toplantısında Fransa’nın zencilere özgürlük verilmesi gerektiğini ilan
ettiğini, ama Cape Town’ın kralcı orospu çocuğu mülk sahiplerinin buna itaat
etmediğini öğrenildiği günlerde…
***
Lenormand de Mézy İkinci eşinin ölümünden sonra Cape
Town tiyatrosuna gide gele, koloniye onca sövüp saymasına, ikliminden şikâyet
etmesine, yerleşimcilerin yontulmamış kimseler olduğu söylemlerine rağmen Paris
tiyatrolarının drama yeteneğinin kıt olması nedeniyle kapı dışarı etti ikinci
sınıf bir aktris, Matmazel Floridor ile beraber haciendaya geri dönmüş… çamaşırcı
kadını bir müddet odasına aldıktan sonra Limonade kilisesi rahibi çamaşırcıyı
zengin, topal ve sofu bir dul adamla evlendirerek Hıristiyanlık çatısı altında
çiftleşmeyi kutsarken… Ti Noël ve yandaşları Dufrené haciendasındaki tüm ateşli
silahları duvarlardan indirmişlerdi.
Aynı anda Vali Blanchelande de Kurucu Meclis’te
azat edilmişlerin çocukları olan zencilere siyasi haklar verilmesi için yapılan
çalışmalar ve “ İlkeler yok olacağına sömürgeler yok olsun.” diyen liberallere
kızgın ve düşüncelerini dile getirmekten bitkin gece yeni yetme kızlardan
birine tecavüze yönelirken… uzaklarda, Vudu
inanışında denizlerin efendisi Agwe’nin simgesi deniz kabuklusu, lampilerden
üflenen boru sesleri sonunda ovalara ve vadilere yayılmaya başlamıştı.
Maccandel’ın ardılı ve yoldaşı
Bouckman da “ Bayazların tanrısı bize suç işlemeyi emretti. Tanrılarımız öç
istiyor” diyerek savaş ilan etmişti. Ayaklanmanın genelkurmayını oluşturan Jean François, Biassou ve Jeannot ile Kuzey
Ovası köleleri Cape Town’a girdiklerinde Mackandal
bağlandığı işkence direğinde alevler ona doğru yükselirken bedeninde eksik
kolunun hıncını alırcasına çoktan uçup gitmiş… çok ayaklı veya kın kanatlı ya
da uzun antenli böceklerin gizemli dünyasına girmiş, ayaklanma bastırılmış Bouckman,
Macandal'ın diri diri yakıldığı yerde öldürülmüştür. Bastırılan ayaklanma sonrası, Ti Noël ve on iki köle
kışla avlusunda sırt sırta bağlı, barut tasarrufu olsun diye kesici silahlarla
yapılacak infazları beklerken, Lenormand de Mézy tam zamanında yetişmiş, Havana
köle pazarında en az altı bin İspanyol pesosu edecek bu köleler için… kölelerle
birlikte tüm zenci ve özgür birinci derece melezlerin kökünün toptan
temizlenmesinden yana Vali Blanchelande’den infazın ertelenmesini istemişti.
Ama Beyazlar, bir Pirus Zaferikazanmış,
buna karşın Suyun Öte Yakası’nın Ulu Egemenleri, -köleler- tarafından
tokatlanmış, Bu Dünyanın Krallığı fikren ilan edilmiştir. Mackandal’ın o
zamandan beri bir kelebeğe dönüştüğü düşünülür ve bugün Haiti'ye özgü bir
kelebek türüne Mackandal adı verilir. Mackandal, kölelerin idolüdür çünkü
özgürlüğü ve katı Afro-Amerikan güçlerini sembolize eder.
***
Bir devrimin tarihi olarak
da okunabilecek kitapta, her devrimin çocukları yediği gibi köleler efendilerine,
ezilen ezene dönüşür. Sürecin bu aşamasında, bu sefer de ezenin kimliği, zamanında
dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin memnun kalmasını sağlayan
mükemmel baharatları ve bol malzemeli yemekleriyle ünlü, siyah Kral Henri Cristophe’nin varlığında
cisimleşir. Henri Cristophe, siyah nüfusu Fransız yönetimi altında
yaşananlardan daha kötü bir köleliğe tabi tutar. Ti Noël’i en çok hayrete düşüren Cap-Haitiën’de
Fransız valilerin bile bilmediği SİYAH bir dünyanın varlığıdır. Kraliyet
şapelinin büyük mihrabı üzerine dikilmiş, ilahi provası yapan siyah
müzisyenlere tatlı tatlı gülümseyen Bakire Meryem bile siyahtır.
Bu dönemde bir gün, sırtına
dehşetli bir değnek inip, onun kadar siyah, onun kadar kıvırcık; onun gibi bir
dudağı yerde bir dudağı gökte biri tarafından hücreye tıkıldığında… Ti Noël:- “
Kralın kendisini tanıdığını, onun da yanlış hatırlamıyorsa Lenormand de
Mézy’nin haciendasıına sık sık uğrayan dantelci siyah Maria Luisa Coidavid’le
evli olduğunu bildiğini anlatmaya çalışır ama nafile… Kralın, Gorro del Obispo
Tepesinde yaptırdığı Sans-Souci kalesinin
yapımında çalıştırılan Ti Noel, yapımın sonuna yaklaşılırken artık pek işe
yaramadıkları için gitmelerine izin verilenler arasındadır. Rejimin Fransız
yönetimi altındaki kölelikten daha kötü olduğunu, çünkü siyahların artık diğer
siyahları köleleştirdiğini gören Ti Noël her şeye rağmen geleceğe, değişime,
mücadeleye inanmaya devam eder.
Rejim acımasız işkenceler
yapar ve halkı korku içinde bırakır. Sözde reformcu Henri Christope kırbaçla
Katolik Beyler kastı yaratarak Vudu’yu bilmezden gelmek istemiş, kralın tüm sırlarını bilen gözdesi Peder Juan
de Dios üzerine duvar örülmüş dua odasında canlı ölüme mahkûm edilmişti.
Sonunda siyahlar onun
yönetimine karşı ayaklanınca, kendini yalnız ve terk edilmiş bulur. Davasına
ihanet edenler arasında Aziz Petrus, kapusenleriyle Aziz Francis, Nursialı
Siyah Aziz Benedikt, mavi mantolu esmer çehreli Bakire, her bağlılık yemininde
kitaplarını öptüğü Evangelistler de vardır, intihar eder, cesedi Sans-Souci kalesine
götürülür ve burası onun mozolesi olur.
***
Eski Lenormand de Mezy
plantasyonundaki arazi ölçümcüleri, plantasyonda yaşayanların huzurunu bozarken,
bu sefer de melezler iktidara gelir; yüzlerce siyah mahkûmu kırbaçla çalışmaya
zorlarlar. Kölelik döngüsü devam ederken… Ti Noël, geri dönmüş, günlerini
Mezi'deki Lenormand'ın evinin yıkıntıları arasında, hayatının amacının ne
olduğunu merak ederek geçirir ve bir hayvana dönüşme sanatını keşfeder. Bir
kuşa, bir aygıra, bir eşek arısına, ardından bir karıncaya dönüşür. Sonunda kaz
olur, ancak kaz öbeği tarafından reddedilir. Kaz olmanın tüm kazların eşit
olduğu anlamına gelmediğini anlar, insan formuna geri döner. Ti Noël, Mackandal
gibi olamadığı için kendini aşağılık hisseder. Onun büyüklüğü ve Bu Dünyanın
Krallığı üzerine kendi iç muhasebesini yapar. Günler sonra, her şeyi yok eden
cehennem gibi bir fırtına kopar ve bundan sonra Ti Noël hakkında hiçbir şey
bilinmez. Bu fırtınanın olasılıkla arkadaşı Mackandal tarafından alınmış bir
kararla olabileceği söylenir.
***
Bu
Dünyanın Krallığı'nın Haiti devrimine yakılmış bir ağıt, daha çok bir destan olduğunu
söyleyebiliriz. Caprentier,
ezen ve kişiliksizleştiren her türlü düzene karşıdır. Bazen ezilenler alt
ettikleri efendilere dönüşebilirler ama bu mücadeleden vazgeçmek anlamına
gelmeyecektir. Carpentier’in, gerçeği Vudu inancında tutarak
yazdığı, tezlere konu bu olağanüstü, hatta olağandışı roman, üstünden
atladığımız bir coğrafyanın, bir tarihin ve kültürün içinde adeta kelebeğe
çeviriyor bizleri. Kalın sağlıkla ve kitapla… Bu Dünyanın Krallığında…
16 Kasım 2025
mehmetealtin, 651/ CCXXIV
SİA Kitap, 1. Baskı, Ocak 2025
https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/



