Güz Dönümü, William Melvin Kelley
Özgün Adı: A
Different Drummer
Çeviri: M.
Barış Gümüşbaş, Kapak Tasarımı: Aslı Sezer
“Eğer bir insan yoldaşlarının yürüyüşüne ayak
uydurmuyorsa,
muhtemelen ayrı bir trampetçiye kulak verdiğindendir.
İster uyumlu olsun ister uyumsuz,
bırakın adımlarını duyduğu ritme uydursun.”
Henry David Thoreau
Roman, Amerika
Birleşik Devletleri'nin güneyinde yer alan kurgusal Güney Doğu Orta Eyaletinde
geçmekle beraber, Amerikan İç Savaşı sırasında, Creek Nation olarak tanınan Konfederasyon
Devletlerini; Florida , Alabama , Georgia, Mississippi , Tennessee , Güney
Carolina, Kuzey Carolina, Virginia, Louisiana ve Arkansas adlı güneydoğu
eyaletleri oluşturuyordu. Teksas, ayrı bir Konfederasyon eyaleti, Missouri ile
Kentucky hem Birlikçi hem de Konfederasyoncu eyalet hükümetleri, Maryland ile
Delaware ise Birlik'te kalan tarafsız güney sınır eyaletleriydi. Batı Virginia,
1863'te Virginia'dan ayrıldı. Çekişmeli bir şekilde Birlikte kalan bir sınır
eyaleti olarak hizmet etti . 1870'lerdeki Yeniden Yapılanma döneminin ardından,
birçok Güneydoğu eyalet meclisi, adını, İngiliz komedyen olan Thomas D. Rice'ın
1828'de yarattığı, geri zekâlı, ilkel, her türlü aşağılanmaya maruz kalan bir
zenci tiplemesi olan Jim Crow yasalarını çıkardı. Jim Crow yasaları, 19. ve 20.
yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nin güney eyaletlerinde çıkartılmış ırksal
ayrımcı yerel yasalardır. Yasayla Afro-Amerikalılar ile Beyazların sosyal ve
politik hayatta ayrı kurumları kullanmalarını amaçlamış, "ayrı, ama
eşit" yasal doktrini ile temellendirilmiştir. Amerikan ayrımcılık dönemi,
19. yüzyılın sonlarından 1960'ların ortalarına kadar sürmüştür.
Günümüzdeki
Güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihi, yaklaşık MÖ 11.000 veya
13.000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Avrupalı sömürgecilerin gelişinden önce,
yerli Amerikalılar birkaç yüz yıl boyunca bu bölgede yaşamışlardır.
Bölgeye
gelen ilk Avrupalılar, İspanyol İmparatorluğu ile bağlantılı kolonyalist
güçlerdi. 1541'de Hernando de Soto güneydoğudan geçerek Mississippi Nehri'ni aşmış,
bölge, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ilk kalıcı Avrupa yerleşimine ev
sahipliği yapmaya başlamıştır. Güneydoğudaki yer alan dört eyalet, Georgia,
Kuzey Carolina, Güney Carolina ve Virginia, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda
İngilizlere karşı kazandıkları zaferle kurulan İngiliz Krallığı'ndan
bağımsızlıklarını ilan eden Philadelphia'daki İkinci Kıta Kongresi'ne delege
gönderen On Üç Koloni arasında tarihte yerlerini almışlardır.
20.
yüzyılın ortalarından sonlarına doğru, Güneydoğu nüfus ve ekonomi açısından
birçok değişime tanık olur. Güneydoğu, 1930'larda, Tennessee Vadisi Otoritesi
asgari ücreti belirleyen Adil Çalışma Standartları Yasası gibi Yeni Anlaşma
politikalarından kaynaklanan yeni bir ekonomik büyüme ivmesi belirler ve II.
Dünya Savaşı, askeri üsler ve askeri üretim, tarım veya düşük ücretli sektörler,
işçileri çektiği için Güneydoğu'daki büyüme daha da artar.
***
Kitapla ilgili yazımıza başlamadan önce konusu gereği karakterler
ve semboller arasındaki zıtlıkları aynen göstermek, etkisini arttırmak amacıyla,
romanda olduğu gibi “siyah” yerine “zenci” sözcüğünü kullandığım
için hoşgörünüze sığınırım…
01 Kasım 1937 – 01 Şubat 2017
yılları arasında yaşayan, -Amerikan
Edebiyatının kayıp devi- olarak da
anılan William Melvin Kelley' nin, izlenimci
gerçeklik konusunu içeren… Henry David
Thoreau'nun:- "Eğer bir adam arkadaşlarıyla aynı tempoda ilerlemiyorsa,
belki de farklı bir davul sesi duyuyordur..." dizelerine atıfta bulunan "F
a r k l ı B i r D a v u l c u" adlı romanı, kendisi
24 yaşındayken1962 ‘de yayımlanır. Romandaki anlatımda dış göz, bilinç akışına,
çoklu ya da katmanlı zamandizimine ve parçalı betimlemelere başvurur.
Romanı bir tümce ile özetleyen özgün
adına karşılık, -yayıncı isteği mi, çevirmenin görüşü mü, nedendir bilinmez- romana,
Türkiye’de “ G ü z D ö n e m i ” adı
yakıştırılır!
William Melvin Kelley'nin, on bir bölüme ayrılmış bu romanı, “Şerefimiz ve Silahımızla Haklarımızı
Korumayı Göze Aldık. “ savsözüyle kurulmuş Kuzeyi Tenessee, doğusu Alabama,
güneyi Meksika Körfezi, batısı Mississipi ile çevrelenmiş, başkenti Wilson
City, Konfederasyona bağlı Güneydoğu Merkez adlı kurgusal bir Güney Eyaletinde
geçer. Başkentini General Lee’den sonra Konfederasyon’un en büyük generali Dewey
Willson kurduğu varsayılır.
Romanın konusu
ana karakter Tucker Caliban'ın, kişisel direniş ve özgür iradesi ile tetiklediği
eyaletin zenci nüfusunun 1957’deki kitlesel göçünün… kasabanın beyaz
sakinlerinin bakış açısından anlatısıdır. Sonuç olarak roman, deniz kıyısında
kurtarılmış bir deniz yıldızı örneği, bireyin toplumsal değişimdeki rolünün
önemini vurgular.
Romandaki Karakterler:
•Tucker
Caliban: Romanın baş kahramanı, zenci Farklı Davulcu,
•Bethra
Caliban: Tucker’ın karısı,
•Bay Harper:
Kasabanın filozofudur. Tucker Caliban'ın zenci atası "Afrikalı"’nın öyküsüsünü
o anlatır.
•Harry
Leland: Tucker Caliban sempatizanı fakir bir beyaz adam,
•Bay Leland:
Harry Leland'ın oğlu,
•David
Willson: Kurgu eyaletin kurucusu Konfederasyon Generali Dewey Willson'ın torunu,
•Camille Willson:
David Willson'ın karısı,
•Dewey
Willson III: David Willson'ın oğlu,
•Dymphna
Willson: David Willson'ın kızı,
. Bennett T.
Bradshaw: David Willson’ın üniversiteden oda arkadaşı ve sivil haklar
hareketinde aktif rol alan bir zencidir.
***
Roman, Thomason
Bakkaliyesinin önünde duran adamların çoğunun, perşembe günü Tucker Caliban’ın
çiftliğine gitmeleriyle başlar. Çok az iş yapan dükkanında hiç durmayan Thomason
sırtını kirli vitrine dayamış, yirmi beşindeki Bobby-Joe McCollum
sundurmanın merdivenlerinde puro içiyor, Loomis ise arka iki ayağı üstüne
yasladığı sandalyede oturmakta… Bay Harper'ın Tucker Caliban'ın atası, New Marsails'e
köle gemisiyle getirilen ve generalin babası Dewitt Willson tarafından satın
alınan dev Afrikalı şefin hikayesini dinlemektedirler. Bay Harper, bu abartılı
hikayenin zencilerin eyaletten göçünün nedenlerini açıklamaya yardımcı
olacağını anlar ve devam eder…
“Söylendiğine göre; sözü edilen “Afrikalı”, General Dewey
Willson’un babası Dewitt Willson’un sahibi olduğu Afrikalı’yı Dewitt’in New Marseilles
limanında ilk görüşü, ısmarladığı ayaklı duvar saatini getiren köle gemisinin
boşaltılması sırasında ilgisini çeken panik ortamının başlamasından sonraymış. Köleler
boşaltıldıktan sonra arta kalan; Yüksek bir böğürtü ve gemi bordasında su
hattına yakın bir yerde açılan delik ile Noel ağacı gibi üzerinde bulunan
onlarca zincirle dışarıya çıkarılan Afrikalı’nın kolunun altında korumaya
çalıştığı bir bebekmiş.
Afrikalı’ya gördüğünde onun mutlaka
kendisinin olması için ne kadar gerekiyorsa ödemeye ve ne gerekiyorsa yapmaya
karar veren Dewitt, pazarlık sonrası kaçan Afrikalı’yı yakalamak için başına ödül koymuş…
Afrikalı’nın yanında olan ama ödülün parlaklığına dayanamayan biri yerini
söylediğinde Afrikalı ile karşı karşıya gelmiş…direnen ve bebeğinin köle
olmasını engellemek için t a ş l a r l a öldürmeye kalkışan Afrikalı’yı vurmuş…
bebeği ve taşlardan en küçüklerinden bir tanesini, beyazı alarak, vaftiz ismi
First olan Caliban olacak bebekle evine dönmüş… Tucker Caliban’ın dedesi ise
John Caliban olarak kayıtlara geçmiştir.
Tucker’ın damarlarında dolaşan kan
Afrikalı’nın kanıdır. Kanında özel bir şey varsa o da Tucker Caliban’dadır. Afrikalı
kanı bunlara sebeptir. Bu kadar basit.” …
… diyen
Bay Harper hariç, hiçbiri bunun bir başlangıç olduğunun farkında değildir.
Cuma ve cumartesi gününü ise ellerindeki valizlerle kendilerini tren
istasyonuna götürecek otobüsü bekleyen zencileri boş gözlerle seyrederek geçirirler.
Hepsi de valinin “Kaygılanmayın. Onlara hiçbir zaman ihtiyaç
duymadık ve onları hiç istemedik. Onlar olmadan da iyi olacağız.”
Duyurusunu okumuşlar ama gidişlerine diğer kasabalar gibi öfkelenmemişler hatta
Harry Leland onların da ayrılmaya hakları var diyerek görüşünü
açıklarken oldukça ileri gitmişti.
Burada "Afrikalı"
bir halkın kendi iradeleri dışında nasıl köleleştirildiğini açıklayan bir simgedir.
Bay Harper'ın yokluğunda Bobby-Joe McCollum ve verandadaki diğer beyazlar
tarafından Bennett T. Bradshaw'a karşı işlenecek son şiddet eyleminin bir
öncülüdür.
Yazar, Tucker
Caliban'a dolaylı bir şekilde, önce Afrikalı atasının hikayesiyle, ardından da
Caliban'a sempatik ama biraz mesafeli bir bakış açısı sunan baba-oğul
Leland'lar aracılığıyla yaklaşır. Bu bakış açısı topluluk içinde mevcut olsa da
– mahalle baskısı ve yasalarla ırklar arası yakınlığın teşvik edilmemesi
nedeniyle- ne yazık ki, topluluk tarafından paylaşılmaz.
Öte yandan
yazar, kurgusal Güney eyaleti üzerinden birbirine bağlı zenci ve beyaz
ailelerin tarihiyle, Güney tarihinin anlamını anlamanın bir yolunu arar. Daha
da öteye özgürlük teması ile köleliğin hem zencileri hem de beyazları nasıl
aşağılandığı kaygısını paylaşır.
Örnekler
ve Dewey Willson III’ ün anılarından bazılarını satırlara paylaştırırsak:
“Onuncu doğum günümde uyandığımda odanın köşesinde kromajları ve beyaz
şeritli lastikleriyle ışıl ışıl parlayan bisikleti gördüm. Tucker’ı ikna
edebilirsem bisiklet sürmeyi bu sefer öğrenecektim. Havanın kararmasına yakın
işi biten Tucker’la uzakta bir araç parkına gittik. Eve geç döndük. O gece
yemeğimi yerken, yakıcı kayışın Tucker’in kaba etlerinde şaklamasını
duyabiliyordum.
Düşünürken
Tucker’ı bugünlere getiren onu delirtecek şeyi neden yaptığını anlamaya
çalışırken aklıma gelen ilk şey… generalin faytonunu süren First Caliban
John’un öldüğü geçen yaz oldu. Cumartesi günleri John pırlanta kravat iğnesi,
inci grisi şapkasını takar otobüsle New Mersails Garajına gidip Kuzey Yakasına
yolculuk yapar, renktaşları ile barlarda sohbet ederdi. Geçen yaz oraya
giderken otobüste öldüğünde cenazesine çok az kişi gelmişti. Kendi insanları
arasında pek sevilmediklerini, bağlılıklarının bize olduğu için sevgimizin
onları diğerlerinden kopardığını fark ettim. Törende birisi ‘her zaman kendini
feda edecek iyi bir insandı.’…dediğinde arkadan ‘Feda etmek? Hepsi bu mu? Lanet
olsun fedakârlığa…’ diyen de Tucker’dı. ‘Eğer düşündüğümü yapmazsam bunların
hiç birisi sona ermeyecek. Sonsuza kadar size çalışmak zorunda kalacağız.’”
Sundurmada ötekilerden biraz uzakta ayakta dikilerek oğlu Harold’u
bekleyen Harry Leland, yolun karşısında gelen bir kamyonun geçmesini bekleyen,
Bay Leland diye anılan oğluna baktı. Thomason’un dükkânının önünde duran
ve on ton tuz taşıdığını söyleyen kamyon sürücüsü Caliban’ın çiftliğini sordu. Bir
müddet Thomason’un dükkânında oyalanan baba oğul Lelandlar, dışarı
çıktıklarında… arabasını kazıklayarak durduran Stewart’ı gördüler. Gözleri
faltaşı gibi açılmış doğru Bay Harper’e koşan Stewart, Tucker’ın tarlasına darı
eker gibi tuz döktüğünü söyleyince; dükkândaki herkes fırlayıp Tucker’ın
çiftliğine doğru koşturmaya başladılar. Biraz ilerde doru atının terkisinde Wallace
Bedlow’un yanından geçtiler. Çitlere varıp Tucker’ı ne yaptığı konusunda
sorguladıklarında tek bir yanıt alamadılar. Onu durdurmak isteyenleri
engelleyen Bay Harper:
“O bir şey başlattı ve artık onu durduramazsınız.”
Tarlayı tuzlayan, çiftlikteki kadim ağacı kesen, atlarını, küçük ve
büyükbaş hayvanlarını vurduktan sonra evini ateşe veren, küçük b e y a z t a ş cebinde, kucağında bebeğiyle karısı Betrah’ı
da alan Tucker geceye dönen karanlıkta kaybolur..
Tucker Caliban,
tıpkı Afrikalı gibi, insan haklarını savunmak için beyaz ya da zenci herhangi
bir örgüte bel bağlamamış, bireysel hareket etmesi gerektiği için, kendisini
özgürleştirmenin tek yolunun bu olduğu sonucuna vardığı için eyaleti terk etmiştir.
Tucker Willson'larla olan bağını kabul eder, ancak artık kendi eylemleri için
emsal teşkil etmelerine izin vermez.
***
David Willson'ın
1931'den 1957'ye kadar olan yılları kapsayan günlüğü, Güney kökeninin getirdiği
sınırlamaların üstesinden nasıl gelmeye çalıştığını ortaya koyar:
“Tucker, yangını çıkararak hem kendini
hem de beni özgürleştirmişti.” diyen
David Willson, Öğrenciyken bir gece Sosyalistlerin bir toplantısında
Bennet Bradshaw adlı bir zenciyle tanıştım. Konuşurken bana “Benim halkımın
da yeni bir şeye, hayati önemde bir şeye ihtiyacı var. Belki yanıtı Sosyalizm
veya Komünizm ’dir. Ama bu gece tanık olduğumuz gibi içi boş çeşidinde değil.” demiş…
“Köşe yazılarıma gereksinim duyacakları için mezuniyetten sonra Güney’e
dönmemi, bir yazı işi bulmamı öğütlemişti. Ama daha sonra da fikirlerini
değiştirerek benimle iletişimi kesmek istediğini bildirmişti!”
David
Willson, üniversitede radikal Bennett T. Bradshaw ile arkadaş olmuş, Sosyalist
davaları, zenciler için eşit hakları savunmuş ve daha sonra ailesini
geçindiremeyeceğinin anlaşılması üzerine ideallerinden ödün vermek için eve
dönmüştür. David Willson, ailesinin çelişkili tarihini yansıtır. "Afrikalı"da
isyankâr bir zenciyi sahiplenmeye çalışan, kölenin bağımsızlığına hayranlık duyan aile, Tucker'a karşı da dönüşümlü
olarak saygılı ve küçümseyici davranır. Aile, çözemediği çelişkili duygular
karmaşasının içinde sıkışıp kalmıştır.
David'in
karısı Camille, kocasının kendisine duyduğu tam güveni kabul
edememesinden dolayı incinir ve David'in inançlarının zayıflaması evliliklerini
oldukça hırpalar. Oğlu Dewey Willson III Dewey,
babasının gençlik ideallerinden nasıl vazgeçtiğini fark etmez ve sadece
cömertlik eksikliği ve iletişim kurma isteksizliği görürken kendine şu soruları
sorar;
İki ay sonra babamın plantasyondaki çiftliği Tucker’a nasıl sattı,
anlayamadım? Benim çıkaramadığım ama beni tanıyan… Yahudi karşıtı, Kavgam, Kapital ve İncil
karışımı bir doktrini olan ABD’nin Zenci İsa’sının Yeniden Diriliş Kilisesinden
Rahip B.T. Bradshaw: -“ öğlenden sonra New Marsails Belediye İstasyonunda
şimdiye kadar hiç ve hiçbir zaman da olmayacağı kadar çok zenci olduğu…” “Buhranla ve İspanya İç Savaşı ile büyüyen
ve Komünizmle beraber flört ettikleri babamı tanıdığını” ve “Sutton’daki
zencilerin buralardan taşınması, bildikleri her şeye sırtlarını dönüp sıfırdan
başlamaları gerektiğini…” söyleyip… “ İşte, efsane böyle doğar.” dedi.
***
Romanın
bitiminde dış gözün söylediği ve yazarın aklından geçenlere göre, Tucker'ın
vazgeçme eylemi Güney kimliğinde bir boşluk bırakmıştır. Bu boşluğu beyaz
bağnazlar bile rahatsız bir şekilde hissederler. Güney, ancak Tucker kendi
kimliğiyle birlikte geri döndüğünde bütünleşecektir.
Ama aynı coğrafyanın günümüzdeki sosyo-ekonomik
koşullarında ( benim notumla ) bu sefer de diğer göçmenlerine karşı saf tutup
onları dışlayacaklar, dünyanın ezenlerin, ezilenler karşısındaki zulmü,
ticaret, siyaset ve din sundurmasının altında devam edecektir.
Kalın
sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…
========================
02 Mayıs 2026, mehmetealtin, 835/
CCXXVI
Sel
Yayıncılık, 1. Baskı, Eylül 2020
https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/
https://substack.com/home/post/p-196208698

