Parçalanma, Chinua Achebe
Özgün Adı: Things
Fill Apart
Çeviri: Nazan
Arıbaş Erbil, Kapak Tasarımı: Hamdi Akçay
“Gitgide genişleyen girdapta hiç durmadan dönülür,
Şahin işitemez şahinciyi,
Her şey dağılıp parçalanır, şahinci tutamaz şahini;
Yalnız anarşi salınır dünyanın üzerine,
Kana bulanmış akıntı her yerde …
Eğer bir insan yoldaşlarının yürüyüşüne ayak
uydurmuyorsa,
En iyinin eksiktir inancı, en kötüsü de ateşli bir şiddetle
doluyken.
Suçsuzluk boğulur törende.”
William Butler Yeats'in "The
Second Coming" adlı şiirinden alınmıştır.
Nijeryalı romancı, şair, profesör ve eleştirmen Chinua Achebe’nin (Things Fall
Apart=Parçalanma) adlı eseri, çağdaş Afrika Edebiyatının temel taşlarından birisidir. Romancının asıl adı Albert Chinualumogu Achebe’dir.
Kendisi de kitaba konu olan İgbo halkının bir şefidir. Adı, yerel dilde Chinualumogu
“Tanrı benim adıma savaşsın” anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda ilahi
koruma ve dayanıklılık için kullanılan bir duadır.
Roman, Nijerya’daki Afrika kültürünün zenginliğini sergilerken, İngiliz
sömürgeciliğinin bu kültürü nasıl yok ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne
serer. Batı’nın Afrika’yı ilkel damgalı anlatılarına
karşı, başkahramanı Okonkwo’nun simgesel ve trajik yaşamı üzerinden Afrika’nın
sosyo-kültürel yapısını, davranış kodlarını, gelenek ve inançlarını ve bunların
kaynaklarını ve nedenlerini örnekleyerek açıklar.
Yazarın, sırasıyla, 1. Parçalanma, 2. Artık
Huzur Yok, 3. Tanrının Oku adlarını taşıyan Afrika Üçlemesinin birincisi olan roman, sömürgecilik sonrası Afrika edebiyatın başyapıtlarından biri olarak
kabul edilir ve ABD’li yazar Toni Morisson’a göre “Achebe’nin eserleri olmadan Afrika
Edebiyatını düşünmek olanaksızdır.”
Roman, Nijerya’nın resmi dili olan İngilizce ile yazılmakla beraber; yerel tanrıların
emirlerinde din, otantik unvan, özdeyiş ve tanımlara yer vererek yerel
kültüründen kopmamıştır. Ne yazık ki, sömürgecilerin sermaye birikim süreci ve
kullandıkları araçlara yerel halkın direnişi Sosyalist bir dil ve bakış
açısından gündeme getirilmemiştir.
Buna karşılık, Achebe’nin, Polonya asıllı İngiliz yazar, Joseph Conrad’ın “Karanlığın
Yüreği “ adlı romanının sayfalarındaki; sömürgeciliğin dehşetine dair tepkisi
incelikli ve güçlü bir yoruma dönüşür ve yapıttaki ırkçılığı lanetler. Edebiyatçılara
ve tarihçilere tez konusu olan . J. Conrad’ın bir diğer romanı “
Batılı Gözler Adlı “ yapıtındaki “Otoritenin Tanrı’nın doğallığından gelen
bir tavır olarak görmesini ve onu reddedenlere ve mutlak inançsızlara karşı
acımasız mücadeleyi şerefli kılan açıklamalarını Conrad’ın faşizan bir yaklaşımı
olarak görür ve lanetler. Parçalanma,
Achabe’nin Afrika’nın sesini duyurma çabasının bir parçasıdır; Joseph Conrad’ın
Karanlığın Yüreği gibi eserlere yanıt olarak, sömürgecilik öncesi Afrika’yı
insanlaştırır. Beyazların gözünün içine bakarak siyahları anlatır.
Romanın konusu:
Achebe’nin 1958 yılında yayınladığı ilk romanı Parçalanma, Afrika
tarihindeki bağımsızlık sonrası felakete giden yolun habercisi olarak,
okuyucuyla buluştuğunda dünya çapında ses getirir, sömürgecilik dönemi ile
ilgili en önemli eserlerden birisi haline gelir.
Avrupalı güçlerin Afrika coğrafyasına nüfuzunu anlatan ve 1800’lü yılların
sonlarını ele alan romanda, Umuofia bölgesindeki İgbo kültürü ve romanın
başkahramanı Okonkwo ile klandaki kabile üyelerinin karmaşık toplumsal yapısı;
şiddet, adaletsizlik, ataerkil yönetim ve saygınlık gibi kavramlar üzerinden
işlenir. Eserin başlarında göze çarpan diyaloglarda, kabile yaşamının yüzyıllar
boyunca değişmediği görülürken, İngilizlerin bölgeye gelişi ve silah yerine
İncili tercih etmeleriyle beyaz adama göre dönüşüm, değişim, ilerleme,
Achebe’ye göre çözülme, parçalanma, ayrışma, Okonkwo’ya göre ise yok olma
süreci kendini göstermeye başlamıştır. Klanın kolonları Hristiyanlaşma
sürecinin başlamasıyla birlikte önce zayıflamış sonra da çöküş sürecine
girmiştir.
-0-
Okonkwo’nun üç eşi vardır. İlk eşi
kocasının unvanını simgeleyen halhallarıyla , oğlu Nwoye ile kızı Obiageli’nin
annesi Anasi, ikinci eşi kızı Enzima’nın annesi Ekwefi,
üçüncü eşi de kızı Nkeçi’ nin annesi Ojiugo’dur.
Birinci bölümde; Igbo toplumunun günlük hayatını ve
geleneklerini tanıtılır. Ana karakteri: Oğlu Nwoye
gibi tembel müsrif ve yarınını düşünmeyen oldukça beceriksiz… babası
Unoka gibi başarısız insanlara karşı asla hoşgörüsü olmayan… onları disipline
sokmaya çalışan… bu nedenle henüz ergenliğe girmeye başlayan oğlunda kederli
bir yüz yaratan…hafif kekemeliği nedeniyle derdini anlatmakta zorlandığında
şiddete başvuran… bize göre faşist ve ırkçı tanımına uygun… yedi yıldır sırtı
hiç yere değmediği için “Kedi” ünvanlı Amalinze’yi… gövdesinde doğurulmayı
bekleyen iyi çocukların ruhlarının yaşadığı kutsal kapok ağacının gölgesinde,
yere serdiği için ünü Umuofia’dan Mbaino’ya yayılmış… Okonkwo’nun statüsü:
… komşu bir köyden kan bedeli olarak gelen Ikemefuna adlı bir
çocuğun üç yıl bakılmak üzere, ona emanet edilmesiyle sınanır. Günler geçtikçe hayat dolu tabiatı ve
becerileriyle ailenin ve klanın ayrılmaz bir parçası haline gelen, İkemefuna, Nwoye’nin
rol modeli, baba deyip baba bellediği Okonkwo’nun da gözbebeği olur. Onun geleceğine
dair kararı ise Tepelerin ve Mağaralarının kâhini verecektir.
Her yıl
toprağa ekin serpmeden önce toprakların sahibi Ani’ye horoz
kurban eden, tatlı patates gibi bir tür patates cinsi yamlar’ın, tanrısı
İfejioku’nun mabedine kurban kesen Okonkwo, ilk tohum sermayesini klanda
en yüksek unvana sahip Nwakibie’den alır. Birgün ona bir testi palmiye şarabı
ve horoz götürmüş o da obi’si kerpiç evinde ona kola fındığı ile cennet
biberi ikram etmişti. Bu büyük onurdur.
Sabaha
karşı davullar çalıyor, Kadınların uzaktan gelen belli belirsiz ağıtları,
toprağa acı bulutundan bir tortu gibi çökmektedir. Okonkwo’nun köyü “Sarı
bileği taşlı İguedo”’dan, klanda dört unvanlı, en yaşlısı Ezeudu ölmüştü. Son
unvanıyla toprakların beyi sayılıyordu. Karanlıkta kor halindeki tek bir odun
parçasının aydınlığında törenle gömülecekti. Gömülmeden önce törelere göre
davullar çalıyor, erkekler çılgın gibi tüfekleri ateşliyor, palalar birbirine
çarptıkça kıvılcımlar saçıyordu. Tek elli ruh cenazeyi kutsadıktan sonra devam
eden törende bir çığlık duyuldu. Bir tüfek patlamış Ezeudu’nun on altı
yaşındaki oğlunun kalbini bir saçma parçası delip geçmişti. Tüfek sahibi
Ukonkwo, klan üyesini öldürerek toprak tanrıçasına karşı -istemeden- dişi suç
işlemişti. Cezası ailesi ile klandan ayrılmaktı. Ancak yedi yıl sonra
dönebilirdi.
Okonkwo
mal varlığını Obierka’ya emanet etti. Dayısının yaşadığı Uçendu’nun annesinin Mbaino sınırındaki Mbanta
adındaki köyüne taşındı. Gün ağardığında en güvendiği dostu, Obierka
dahil mahallesinden bir grup ve Ukonkwo’nun bir klan üyesinin kanıyla
kirlettiği toprağı temizlemek için kulübesini ateşe verdiler. Bir parmağa yağ
bulaşırsa diğerleri de kirlenirdi.
***
İkinci bölüm, Okonkwo’nun sürgündeki hayatını ve sömürgeciliğin Igbo toplumuna sızmaya
başlamasını anlatır. Bizce yazılması gerekenden kısadır.
Okonkwo Mbanta’da ailesiyle yeni bir başlangıç yapar, ama Umuofia’daki eski
gücünü özlemektedir. Sürgündeki ikinci yılında ziyaretine gelen
Obierika: Ekim ayında köye demir ata binmiş beyaz bir adamın geldiğini…Yaşlıların
danışmasıyla kâhinlerin beyazların klanı yok edeceğini söylemesiyle gelen beyazın
katledildiğini… bunun beyazların klanın pazarında katliam yapmalarına neden olduğunu…beyazlar
siyahları tutsak alıp köle pazarlarında satılmak üzere deniz yoluyla götürdüklerini
söyler. Sürgündeki dördüncü yılında tekrar gelen Obierika, beyazların
Umuofia’da kiliselerini inşa ettiklerini Nwoye dahil, bir avuç mühtedi
kazandıklarını ve çevreye gezici vaizler göndermeye başladıklarını söyler.
Misyonerler kendilerinin siyahların
kardeşleri olduğunu, beyazların da siyahların kardeşi olduğunu çünkü
herkesin Tanrı’nın oğlu olduğunu, Tek gerçek Tanrı’nın toprağı, gökyüzünü,
bizleri yaratanın O olduğunu bildirmektedirler.
Her köyün
ve klanın kendisine ait bir kötülük ormanı vardır. Mbanta yönetiminden biraz
toprak parçası isteyen misyonerlere, Mbanta yönetimi onlara kötülük ormanını
vererek sözde aklı başında hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir ödüle
kavuşturmuşlardı. Mbantalar inşa edilen Kötülük Ormanında inşa edilen kilisenin
tanrıları ve atalarının yıkıma uğratacağı günü heyecanla beklerken, Misyonerler
o hafta bir avuç mühtedi daha kazanırlar. Kazanılanlardan birisi de Nwoye’dir! “ Kükreyen Ateş “ olarak anılan
Okonkwo, Nwoye’nin nasıl kendi oğlu olduğuna anlam veremez. Vermek de istemez.
Diğer
yandan beyazların yalnızca din getirmediği, hükümet de kurduğu, Umuofia’da bir
mahkeme binası inşa ettikleri, hatta misyonerlerden birini öldüren bir adamı
astıkları da söylenmektedir. Mahkemedeki mübaşirlerin çoğu Büyük Nehrin karşı
kıyısı Umuru’dan gelmişlerdi. Umuofia halkı bu yabancı, küstah ve zorba, kül
rengi şortlarından dolayı Küllü Kalçalar ya da Kotma dedikleri bu adamlardan
nefret etmektedirler.
***
Üçüncü bölüm, Okonkwo’nun sürgünden dönüşü ve sömürgeciliğin tam anlamıyla yıkıcı
etkisini gösterir. Okonkwo Umuofia’ya döndüğünde köyü tanıyamaz: İngilizler
yönetim kurmuş, kilise büyümüş, mahkemeler ve hapishaneler inşa edilmiştir.
Okonkwo’nun eski otoritesi yok olmuştur.
Obierika’nın deyişiyle; “Beyazlar sakin ve barışçıl bir halde gelip dinlerini
getirdiğinde, aptallığıyla alay edip kalmalarına izin verdik. Şimdi ise
kardeşlerimizi kendi tarafına çektiler. Artık klanımız bir bütün olarak hareket
edemez. Beyazlar, bizi bir arada tutan şeyleri palayla kesip attı, dağılıp
parçalara ayrıldık”
Umuofia’da bir deyiş vardır. “Bir
adam nasıl dans ediyorsa davullar öyle çalınırdı.” Nitekim, Bay
Brown’dan sonra misyonun başına gelen Peder James Smith öfkeyle dans etmektedir.
Kilise ile klan arasındaki gerginliği ateşleyen ise Enok’tur.
Olay, klanın toprak tanrıçasının onuruna
düzenlenen törende Enok’un klanı Hristiyanlara meydan okuyamayacakları yönünde
kışkırtması ve bir egwugwu’ nun maskesini yırtıp koparmasıyla başlamış,
Enok’un evi sonra da kilise klan tarafından yakılıp, kül olmuştur. Üç gün sonra
Bölge Komiseri, Okonkwo dahil klan liderlerinden altısını çağırıp tutuklamış, köyün
iki yüz elli bin cowory para cezası ödemeden hiç birisini serbest bırakmayacağını
bildirmişti.
Ceza ödenmiş, altı kişi arasındaki Okonkwo,
sırtındaki kırbaç izleriyle yatağa uzanırken korkak ve işbirlikçilere ateş
püskürüyordu. Dağılıp parçalandığını gördüğü klanı için derin bir acı
içindeydi.
Gün doğarken, tutuklanan altı adamdan
biri olan Okika pazar yerindeki topluluğa hitap ederek; “’Babam
Güpegündüz bir kurbağa sıçradığında bilin ki onu öldürmek için peşinden
gelenler vardır.’ derdi.” Tüm tanrılarımız ağlıyor. Kötülüğün kökünü
kazımalıyız ve bunu hemen yapmalıyız.” dediğinde kalabalığa doğru beş Küllü
Kalçanın geldiğini gördüler.
Başlarındaki Küllü Kalça’nın toplantının
durdurulmasını istemesiyle beraber başı yere düştü. Okonkwo, palasından
damlayan kanı kumda sildi.
***
İrlandalı
şair W. B. Yeats’in bir şiirinden alınmış; Romanın öndeyişi ‘Things Fall
Apart’, I. Dünya Savaşı sonrası toplumda meydana gelen çöküşü anlatır. Achebe de
bu şiirden bir mısra alarak Afrika’daki sosyal ve ekonomik değişimler üzerinde endişelerini
dile getirir. Okonwo’nun üzerinden okuyucuyu kolonyalistler tarafından
çökertilen bir toplumun içine çeker. Eser ölümsüzleşir… okuyucu etkisinden
çıkamaz.
… bu etkiyi
beş duyumuza da hissettirerek kitabı dilimize kazandıran çevirmen Nazan Arıbaş Erbil’i kutlarken… vurduğu
son pala darbesiyle, kendini astığı ağacın dalını kesen Okonkwo’nun
görüntüsündeki kapağın tasarımcısı Hamdi Akçay’a teşekkür ederim.
Chinua
Achebe’nin Parçalanma adlı romanı dahil; Afrika ile kolonyalizmi arasındaki
gerilimi… sömürgeleştirilen, ötekileştirilen, yabancılaştırılan, dışlanan ve
yönetilen ve susturulan toplumların tarihini paylaşan Afrika Edebiyatı: Gelenekler
ve çağdaş kültür, çok tanrılı dinler ve tek tanrılı dinler, kadın ve erkek, bilgisizlik
ve farkındalık gibi sorunları kendi coğrafyasında tartışmaya açan bir edebiyattır.
Bu
bağlamda Okonkwo, gaddar, kadın düşmanı, hoşgörüsüz, sabırsız ve aşırı
ihtiraslı bir roman kahramanı olarak Afrika Edebiyatının tipik karakterlerinden
birisidir. Öte yandan, tüm yanlışlarına ve hatalarına rağmen o bir İgbo’dur ve ona
kendi politik görüşlerimiz ile kültürümüzün paydasında yargılamak yanlıştır.
Nitekim yazar da okuyucuyu İgbo kültürünün içerisine alırken, halkın yaşamını
daha derinlikli görmemizi sağlamaktadır.
Akdeniz
havzasında yer alan Afrika ülkelerini hariç tutara, Afrika Edebiyatına katkı
veren Abdulrazak Gurnah, Maryse Condé, Ngùgì
Wa Thıong'o, Chigozie Obioma, Tayeb Salih,
hatta Alejo Carpentier ve hatta William Melvin Kelley ‘i anarak…
Kalın
sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…
Yararlanılan
Kaynaklar:
- Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
- Chinua Achebe’nin Afrika Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku’nda Kültür ve Kimlik, İsmail AVCU, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Mart 2019, Sayı. 23, Sayfa.195-210
- Batılı Gözler Altında, Joseph Conrad, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2025, s.117
·
17 Haziran 2026, mehmetealtin, 157/
CCXXVII
İthaki Modern, 4. Baskı, Temmuz 2025
https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/
