18 Haziran 2026 Perşembe

 



Parçalanma, Chinua Achebe    

Özgün Adı: Things Fill Apart

Çeviri: Nazan Arıbaş Erbil, Kapak Tasarımı: Hamdi Akçay

Gitgide genişleyen girdapta hiç durmadan dönülür,

Şahin işitemez şahinciyi,

Her şey dağılıp parçalanır, şahinci tutamaz şahini;

Yalnız anarşi salınır dünyanın üzerine,

Kana bulanmış akıntı her yerde …

Eğer bir insan yoldaşlarının yürüyüşüne ayak uydurmuyorsa,

En iyinin eksiktir inancı, en kötüsü de ateşli bir şiddetle doluyken.

Suçsuzluk boğulur törende.”

 

William Butler Yeats'in "The Second Coming" adlı şiirinden alınmıştır.

 ***

Nijeryalı romancışairprofesör ve eleştirmen Chinua Achebe’nin (Things Fall Apart=Parçalanma) adlı eseri, çağdaş Afrika Edebiyatının temel taşlarından birisidir. Romancının asıl adı Albert Chinualumogu Achebe’dir. Kendisi de kitaba konu olan İgbo halkının bir şefidir. Adı, yerel dilde Chinualumogu “Tanrı benim adıma savaşsın” anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda ilahi koruma ve dayanıklılık için kullanılan bir duadır.

Roman, Nijerya’daki Afrika kültürünün zenginliğini sergilerken, İngiliz sömürgeciliğinin bu kültürü nasıl yok ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Batı’nın Afrika’yı ilkel  damgalı anlatılarına karşı, başkahramanı Okonkwo’nun simgesel ve trajik yaşamı üzerinden Afrika’nın sosyo-kültürel yapısını, davranış kodlarını, gelenek ve inançlarını ve bunların kaynaklarını ve nedenlerini örnekleyerek açıklar.

Yazarın, sırasıyla, 1. Parçalanma, 2. Artık Huzur Yok, 3. Tanrının Oku adlarını taşıyan Afrika Üçlemesinin birincisi olan roman, sömürgecilik sonrası Afrika edebiyatın başyapıtlarından biri olarak kabul edilir ve ABD’li yazar Toni Morisson’a göre “Achebe’nin eserleri olmadan Afrika Edebiyatını düşünmek olanaksızdır.”

Roman, Nijerya’nın resmi dili olan İngilizce ile yazılmakla beraber; yerel tanrıların emirlerinde din, otantik unvan, özdeyiş ve tanımlara yer vererek yerel kültüründen kopmamıştır. Ne yazık ki, sömürgecilerin sermaye birikim süreci ve kullandıkları araçlara yerel halkın direnişi Sosyalist bir dil ve bakış açısından gündeme getirilmemiştir.

Buna karşılık, Achebe’nin, Polonya asıllı İngiliz yazar, Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği “ adlı romanının sayfalarındaki; sömürgeciliğin dehşetine dair tepkisi incelikli ve güçlü bir yoruma dönüşür ve yapıttaki ırkçılığı lanetler. Edebiyatçılara ve tarihçilere tez konusu olan . J. Conrad’ın bir diğer romanı “ Batılı Gözler Adlı “ yapıtındaki “Otoritenin Tanrı’nın doğallığından gelen bir tavır olarak görmesini ve onu reddedenlere ve mutlak inançsızlara karşı acımasız mücadeleyi şerefli kılan açıklamalarını Conrad’ın faşizan bir yaklaşımı olarak görür ve lanetler.  Parçalanma, Achabe’nin Afrika’nın sesini duyurma çabasının bir parçasıdır; Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği gibi eserlere yanıt olarak, sömürgecilik öncesi Afrika’yı insanlaştırır. Beyazların gözünün içine bakarak siyahları anlatır.

Romanın konusu:

Achebe’nin 1958 yılında yayınladığı ilk romanı Parçalanma, Afrika tarihindeki bağımsızlık sonrası felakete giden yolun habercisi olarak, okuyucuyla buluştuğunda dünya çapında ses getirir, sömürgecilik dönemi ile ilgili en önemli eserlerden birisi haline gelir.

Avrupalı güçlerin Afrika coğrafyasına nüfuzunu anlatan ve 1800’lü yılların sonlarını ele alan romanda, Umuofia bölgesindeki İgbo kültürü ve romanın başkahramanı Okonkwo ile klandaki kabile üyelerinin karmaşık toplumsal yapısı; şiddet, adaletsizlik, ataerkil yönetim ve saygınlık gibi kavramlar üzerinden işlenir. Eserin başlarında göze çarpan diyaloglarda, kabile yaşamının yüzyıllar boyunca değişmediği görülürken, İngilizlerin bölgeye gelişi ve silah yerine İncili tercih etmeleriyle beyaz adama göre dönüşüm, değişim, ilerleme, Achebe’ye göre çözülme, parçalanma, ayrışma, Okonkwo’ya göre ise yok olma süreci kendini göstermeye başlamıştır. Klanın kolonları Hristiyanlaşma sürecinin başlamasıyla birlikte önce zayıflamış sonra da çöküş sürecine girmiştir.

-0-

Okonkwo’nun üç eşi vardır. İlk eşi kocasının unvanını simgeleyen halhallarıyla , oğlu Nwoye ile kızı Obiageli’nin annesi Anasi, ikinci eşi kızı Enzima’nın annesi Ekwefi, üçüncü eşi de kızı Nkeçi’ nin annesi Ojiugo’dur.  

Birinci bölümde; Igbo toplumunun günlük hayatını ve geleneklerini tanıtılır. Ana karakteri: Oğlu Nwoye  gibi tembel müsrif ve yarınını düşünmeyen oldukça beceriksiz… babası Unoka gibi başarısız insanlara karşı asla hoşgörüsü olmayan… onları disipline sokmaya çalışan… bu nedenle henüz ergenliğe girmeye başlayan oğlunda kederli bir yüz yaratan…hafif kekemeliği nedeniyle derdini anlatmakta zorlandığında şiddete başvuran… bize göre faşist ve ırkçı tanımına uygun… yedi yıldır sırtı hiç yere değmediği için “Kedi” ünvanlı Amalinze’yi… gövdesinde doğurulmayı bekleyen iyi çocukların ruhlarının yaşadığı kutsal kapok ağacının gölgesinde, yere serdiği için ünü Umuofia’dan Mbaino’ya yayılmış… Okonkwo’nun  statüsü:

… komşu bir köyden kan bedeli olarak gelen Ikemefuna adlı bir çocuğun üç yıl bakılmak üzere, ona emanet edilmesiyle sınanır. Günler geçtikçe hayat dolu tabiatı ve becerileriyle ailenin ve klanın ayrılmaz bir parçası haline gelen, İkemefuna, Nwoye’nin rol modeli, baba deyip baba bellediği Okonkwo’nun da gözbebeği olur. Onun geleceğine dair kararı ise Tepelerin ve Mağaralarının kâhini verecektir.

Her yıl toprağa ekin serpmeden önce toprakların sahibi Ani’ye horoz kurban eden, tatlı patates gibi bir tür patates cinsi yamlar’ın, tanrısı İfejioku’nun mabedine kurban kesen Okonkwo, ilk tohum sermayesini klanda en yüksek unvana sahip Nwakibie’den alır. Birgün ona bir testi palmiye şarabı ve horoz götürmüş o da obi’si kerpiç evinde ona kola fındığı ile cennet biberi ikram etmişti. Bu büyük onurdur.

Sabaha karşı davullar çalıyor, Kadınların uzaktan gelen belli belirsiz ağıtları, toprağa acı bulutundan bir tortu gibi çökmektedir. Okonkwo’nun köyü “Sarı bileği taşlı İguedo”’dan, klanda dört unvanlı, en yaşlısı Ezeudu ölmüştü. Son unvanıyla toprakların beyi sayılıyordu. Karanlıkta kor halindeki tek bir odun parçasının aydınlığında törenle gömülecekti. Gömülmeden önce törelere göre davullar çalıyor, erkekler çılgın gibi tüfekleri ateşliyor, palalar birbirine çarptıkça kıvılcımlar saçıyordu. Tek elli ruh cenazeyi kutsadıktan sonra devam eden törende bir çığlık duyuldu. Bir tüfek patlamış Ezeudu’nun on altı yaşındaki oğlunun kalbini bir saçma parçası delip geçmişti. Tüfek sahibi Ukonkwo, klan üyesini öldürerek toprak tanrıçasına karşı -istemeden- dişi suç işlemişti. Cezası ailesi ile klandan ayrılmaktı. Ancak yedi yıl sonra dönebilirdi.

Okonkwo mal varlığını Obierka’ya emanet etti. Dayısının yaşadığı  Uçendu’nun annesinin Mbaino sınırındaki Mbanta adındaki köyüne taşındı. Gün ağardığında en güvendiği dostu, Obierka dahil mahallesinden bir grup ve Ukonkwo’nun bir klan üyesinin kanıyla kirlettiği toprağı temizlemek için kulübesini ateşe verdiler. Bir parmağa yağ bulaşırsa diğerleri de kirlenirdi.

***

İkinci bölüm, Okonkwo’nun sürgündeki hayatını ve sömürgeciliğin Igbo toplumuna sızmaya başlamasını anlatır. Bizce yazılması gerekenden kısadır.

Okonkwo Mbanta’da ailesiyle yeni bir başlangıç yapar, ama Umuofia’daki eski gücünü özlemektedir. Sürgündeki ikinci yılında ziyaretine gelen Obierika: Ekim ayında köye demir ata binmiş beyaz bir adamın geldiğini…Yaşlıların danışmasıyla kâhinlerin beyazların klanı yok edeceğini söylemesiyle gelen beyazın katledildiğini… bunun beyazların klanın pazarında katliam yapmalarına neden olduğunu…beyazlar siyahları tutsak alıp köle pazarlarında satılmak üzere deniz yoluyla götürdüklerini söyler. Sürgündeki dördüncü yılında tekrar gelen Obierika, beyazların Umuofia’da kiliselerini inşa ettiklerini Nwoye dahil, bir avuç mühtedi kazandıklarını ve çevreye gezici vaizler göndermeye başladıklarını söyler.

Misyonerler kendilerinin siyahların kardeşleri olduğunu, beyazların da siyahların kardeşi olduğunu çünkü herkesin Tanrı’nın oğlu olduğunu, Tek gerçek Tanrı’nın toprağı, gökyüzünü, bizleri yaratanın O olduğunu bildirmektedirler.

Her köyün ve klanın kendisine ait bir kötülük ormanı vardır. Mbanta yönetiminden biraz toprak parçası isteyen misyonerlere, Mbanta yönetimi onlara kötülük ormanını vererek sözde aklı başında hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir ödüle kavuşturmuşlardı. Mbantalar inşa edilen Kötülük Ormanında inşa edilen kilisenin tanrıları ve atalarının yıkıma uğratacağı günü heyecanla beklerken, Misyonerler o hafta bir avuç mühtedi daha kazanırlar. Kazanılanlardan  birisi de Nwoye’dir!  Kükreyen Ateş “ olarak anılan Okonkwo, Nwoye’nin nasıl kendi oğlu olduğuna anlam veremez. Vermek de istemez.

Diğer yandan beyazların yalnızca din getirmediği, hükümet de kurduğu, Umuofia’da bir mahkeme binası inşa ettikleri, hatta misyonerlerden birini öldüren bir adamı astıkları da söylenmektedir. Mahkemedeki mübaşirlerin çoğu Büyük Nehrin karşı kıyısı Umuru’dan gelmişlerdi. Umuofia halkı bu yabancı, küstah ve zorba, kül rengi şortlarından dolayı Küllü Kalçalar ya da Kotma dedikleri bu adamlardan nefret etmektedirler.   

***

Üçüncü bölüm, Okonkwo’nun sürgünden dönüşü ve sömürgeciliğin tam anlamıyla yıkıcı etkisini gösterir. Okonkwo Umuofia’ya döndüğünde köyü tanıyamaz: İngilizler yönetim kurmuş, kilise büyümüş, mahkemeler ve hapishaneler inşa edilmiştir. Okonkwo’nun eski otoritesi yok olmuştur.

Obierika’nın deyişiyle; “Beyazlar sakin ve barışçıl bir halde gelip dinlerini getirdiğinde, aptallığıyla alay edip kalmalarına izin verdik. Şimdi ise kardeşlerimizi kendi tarafına çektiler. Artık klanımız bir bütün olarak hareket edemez. Beyazlar, bizi bir arada tutan şeyleri palayla kesip attı, dağılıp parçalara ayrıldık”

Umuofia’da bir deyiş vardır. “Bir adam nasıl dans ediyorsa davullar öyle çalınırdı.” Nitekim, Bay Brown’dan sonra misyonun başına gelen Peder James Smith öfkeyle dans etmektedir. Kilise ile klan arasındaki gerginliği ateşleyen ise Enok’tur.

Olay, klanın toprak tanrıçasının onuruna düzenlenen törende Enok’un klanı Hristiyanlara meydan okuyamayacakları yönünde kışkırtması ve bir egwugwu’ nun maskesini yırtıp koparmasıyla başlamış, Enok’un evi sonra da kilise klan tarafından yakılıp, kül olmuştur. Üç gün sonra Bölge Komiseri, Okonkwo dahil klan liderlerinden altısını çağırıp tutuklamış, köyün iki yüz elli bin cowory para cezası ödemeden hiç birisini serbest bırakmayacağını bildirmişti.

Ceza ödenmiş, altı kişi arasındaki Okonkwo, sırtındaki kırbaç izleriyle yatağa uzanırken korkak ve işbirlikçilere ateş püskürüyordu. Dağılıp parçalandığını gördüğü klanı için derin bir acı içindeydi.

Gün doğarken, tutuklanan altı adamdan biri olan Okika pazar yerindeki topluluğa hitap ederek; “’Babam Güpegündüz bir kurbağa sıçradığında bilin ki onu öldürmek için peşinden gelenler vardır.’ derdi.” Tüm tanrılarımız ağlıyor. Kötülüğün kökünü kazımalıyız ve bunu hemen yapmalıyız.” dediğinde kalabalığa doğru beş Küllü Kalçanın geldiğini gördüler.

Başlarındaki Küllü Kalça’nın toplantının durdurulmasını istemesiyle beraber başı yere düştü. Okonkwo, palasından damlayan kanı kumda sildi.

***

İrlandalı şair W. B. Yeats’in bir şiirinden alınmış; Romanın öndeyişi ‘Things Fall Apart’, I. Dünya Savaşı sonrası toplumda meydana gelen çöküşü anlatır. Achebe de bu şiirden bir mısra alarak Afrika’daki sosyal ve ekonomik değişimler üzerinde endişelerini dile getirir. Okonwo’nun üzerinden okuyucuyu kolonyalistler tarafından çökertilen bir toplumun içine çeker. Eser ölümsüzleşir… okuyucu etkisinden çıkamaz.   

 

… bu etkiyi beş duyumuza da hissettirerek kitabı dilimize kazandıran  çevirmen Nazan Arıbaş Erbil’i kutlarken… vurduğu son pala darbesiyle, kendini astığı ağacın dalını kesen Okonkwo’nun görüntüsündeki kapağın tasarımcısı Hamdi Akçay’a teşekkür ederim.

 

Chinua Achebe’nin Parçalanma adlı romanı dahil; Afrika ile kolonyalizmi arasındaki gerilimi… sömürgeleştirilen, ötekileştirilen, yabancılaştırılan, dışlanan ve yönetilen ve susturulan toplumların tarihini paylaşan Afrika Edebiyatı: Gelenekler ve çağdaş kültür, çok tanrılı dinler ve tek tanrılı dinler, kadın ve erkek, bilgisizlik ve farkındalık gibi sorunları kendi coğrafyasında tartışmaya açan bir edebiyattır.

 

Bu bağlamda Okonkwo, gaddar, kadın düşmanı, hoşgörüsüz, sabırsız ve aşırı ihtiraslı bir roman kahramanı olarak Afrika Edebiyatının tipik karakterlerinden birisidir. Öte yandan, tüm yanlışlarına ve hatalarına rağmen o bir İgbo’dur ve ona kendi politik görüşlerimiz ile kültürümüzün paydasında yargılamak yanlıştır. Nitekim yazar da okuyucuyu İgbo kültürünün içerisine alırken, halkın yaşamını daha derinlikli görmemizi sağlamaktadır.

 

Akdeniz havzasında yer alan Afrika ülkelerini hariç tutara, Afrika Edebiyatına katkı veren Abdulrazak Gurnah, Maryse    Condé, Ngùgì Wa Thıong'o, Chigozie Obioma, Tayeb Salih, hatta Alejo Carpentier ve hatta William Melvin Kelley ‘i anarak…

 

Kalın sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…

Yararlanılan Kaynaklar:

  •  Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
  • Chinua Achebe’nin Afrika Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku’nda Kültür ve Kimlik, İsmail AVCU, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Mart 2019, Sayı. 23, Sayfa.195-210
  • Batılı Gözler Altında, Joseph Conrad, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2025, s.117

·      

 

17 Haziran 2026, mehmetealtin, 157/ CCXXVII
İthaki Modern, 4. Baskı, Temmuz 2025 

https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/