2 Ekim 2016 Pazar


Harvard  Meydanı,  André Aciman,  34/CXX
----------------------------------------------------------------------------------
Yabancı bir ülkede, aynı coğrafyada yaşamış, aynı dilden konuşmuş, aynı tatları tatmış ve aynı kokuları almış kısacası türdeş, iki yabancının dostluğunu, yabancının yabancı olalı görmediği gizli zulmü,  büyük olasılıkla yazarın hayatının önemli bir bölümünü anlatan, “öndeyiş”, “son deyiş” gibi romanı izah edici ve bana göre gereksiz bölümlerine… kitabın ana fikriyle çelişen, Amerikan toplumunun yoksul ve aydın yüzünü unutup, Amerikan toplumuyla ilgili bazı genellemeler ve bazı bağnaz ulusçuluk kokan satırlarına (*) rağmen okunabilir bir roman.
Romanda anlatıcı
·         “Onlar gibi olmak istemezdim, çünkü bir parçam onlar gibi olmayı beceremezdi, ama bilirdim ki öteki parçamın hayatta en çok istediği şey, tek kumaştan kesilmişçesine onlardan biri olmaktı.” S.19 “ Mısır’daki çocukluk günlerimden kalan Arapçamla…” s.38 “ Anladım ki ben de Kalaş’tan farklı değilim. Tıpkı onun, Araplar’ın arasında bir Berberî, Fransızlar arasında bir Arap, kend içindeyse bir hiç olması gibi ben de Araplar’ın arasında bir Yahudi, yabancıların arasında bir Mısırlı, şimdi de WASP’ların Beyaz Anglosakson Protestanlar’ın arasında sanki bir uzaylıdım; hokey ya da polo takımı seçmelerine katılan budala bir temizlik görevlisi gibi.” S.80 “ … o, yiyecek bulmaya kararlı bir avcı, bense ürürünün olgunlaşmasını bekleyen bir toplayıcıydım.”s.81 “ Hangi tarafa ait olduğumu, Lowel Yurdu’na mı yoksa Kalaş’ın bulunduğu yere mi bilemiyordum… ben her ikisine de itim, bu da aslında hiçbirine ait değilim demek oluyordu…” s.142 “ Kalaş, yalnız geçen yaz aylarımda sanki vahada karşılaşmış olduğum yol arkadaşı konumundan, sırtımdan atmamın olanaksız olduğu bir yüke dönüşmüştü.” S.184 “Kimdim ben? Aynı anda kaç maskeyi geçirebilirdim yüzüme?” s.190 “ Arkadaş mısınız?... Sayılır… Kalaş, benim Harvard’da geçirdiğim yıllar boyunca tanıdığım en değerli insan olmasına karşın, arkadaşın mı diye sorulduğunda neden sayılır demiştim.” S.215 “ Bunu ben yapmıştım. Başka biri değil. Hayatımda hiç bu kadar aşağılık bu kadar yerin dibine geçmiş hissetmemiştim kendimi… Ölüm döşeğindeki kişi arayıp da birkaç dakikalığına uğramasını istediği her seferinde, o arkadaş, o hastanın moralini yüksek tutmak bahanesiyle, zavallının kaygılarını önemsemezmiş gibi davranırdı. ‘Yarın uğramaya çalışırım.’ ‘Yarın hiç olmayabilir benim için,’ ‘İşte yine başladın. Sen hepimizi gömeceksin gör bak.” S.217
Romanın kahramanı Kalaş :
·         “Kalaş’ın… her hecesinden zehir, intikam ve kezzap fışkırıyordu.” S.25 “ (*) Amerikalı kadınlar büyük paralarla döşenmiş, ama ışıkları kapalı malikânelere benziyorlar… doğmuyorlar üretiliyorlar… aynı şekilde düşünür, konuşur ve düzüşürler.” S.28 “ Ne olduğumu ve neler hissettiğimi yüzümden okuyabilirsin benim. Ben bir insanım- anladın mı bunu?”s.35 “Cafe Algiers’deki yeri hiç değişmezdi… yalnız görülmek için değil… gelenden gidenden de haberdar olmak içindi de.” S36 “… bir yeteneği daha vardı. Yüzleri unutmamakla kalmaz, onlardan yola çıkıp kişilik çözümlemeleri de yapardı.” S.43 “ Bütün öfkesine karşı ve göçebe yaşamına karşın bu gezegenden biriydi o, bense buraya ait olduğumdan asla emin değildim.”s.45 “ Kalaş’ı anlamıştım sonunda. Amerika’ya yönelik bütün suçlamalarına karşın, olur da Amerika ondan önce ondan önce pes ederse diye… umutsuzca savaş veriyordu. “ s.141” Bir insan masanın başına doymak için oturmamalı. Yemek dediğin şey arkadaşlık için bir bahanedir yalnızca” s.155 “ Ölmek üzere olduğunun farkındayken başkalarına şölen hazırlayan adama benziyorum.” S.158
-------------------------------------- 

Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2015, 1. Basım

Harvard  Meydanı,  André Aciman,  34/CXX
----------------------------------------------------------------------------------
Yabancı bir ülkede, aynı coğrafyada yaşamış, aynı dilden konuşmuş, aynı tatları tatmış ve aynı kokuları almış kısacası türdeş, iki yabancının dostluğunu, yabancının yabancı olalı görmediği gizli zulmü,  büyük olasılıkla yazarın hayatının önemli bir bölümünü anlatan, “öndeyiş”, “son deyiş” gibi romanı izah edici ve bana göre gereksiz bölümlerine… kitabın ana fikriyle çelişen, Amerikan toplumunun yoksul ve aydın yüzünü unutup, Amerikan toplumuyla ilgili bazı genellemeler ve bazı bağnaz ulusçuluk kokan satırlarına (*) rağmen okunabilir bir roman.
Romanda anlatıcı
·         “Onlar gibi olmak istemezdim, çünkü bir parçam onlar gibi olmayı beceremezdi, ama bilirdim ki öteki parçamın hayatta en çok istediği şey, tek kumaştan kesilmişçesine onlardan biri olmaktı.” S.19 “ Mısır’daki çocukluk günlerimden kalan Arapçamla…” s.38 “ Anladım ki ben de Kalaş’tan farklı değilim. Tıpkı onun, Araplar’ın arasında bir Berberî, Fransızlar arasında bir Arap, kend içindeyse bir hiç olması gibi ben de Araplar’ın arasında bir Yahudi, yabancıların arasında bir Mısırlı, şimdi de WASP’ların Beyaz Anglosakson Protestanlar’ın arasında sanki bir uzaylıdım; hokey ya da polo takımı seçmelerine katılan budala bir temizlik görevlisi gibi.” S.80 “ … o, yiyecek bulmaya kararlı bir avcı, bense ürürünün olgunlaşmasını bekleyen bir toplayıcıydım.”s.81 “ Hangi tarafa ait olduğumu, Lowel Yurdu’na mı yoksa Kalaş’ın bulunduğu yere mi bilemiyordum… ben her ikisine de itim, bu da aslında hiçbirine ait değilim demek oluyordu…” s.142 “ Kalaş, yalnız geçen yaz aylarımda sanki vahada karşılaşmış olduğum yol arkadaşı konumundan, sırtımdan atmamın olanaksız olduğu bir yüke dönüşmüştü.” S.184 “Kimdim ben? Aynı anda kaç maskeyi geçirebilirdim yüzüme?” s.190 “ Arkadaş mısınız?... Sayılır… Kalaş, benim Harvard’da geçirdiğim yıllar boyunca tanıdığım en değerli insan olmasına karşın, arkadaşın mı diye sorulduğunda neden sayılır demiştim.” S.215 “ Bunu ben yapmıştım. Başka biri değil. Hayatımda hiç bu kadar aşağılık bu kadar yerin dibine geçmiş hissetmemiştim kendimi… Ölüm döşeğindeki kişi arayıp da birkaç dakikalığına uğramasını istediği her seferinde, o arkadaş, o hastanın moralini yüksek tutmak bahanesiyle, zavallının kaygılarını önemsemezmiş gibi davranırdı. ‘Yarın uğramaya çalışırım.’ ‘Yarın hiç olmayabilir benim için,’ ‘İşte yine başladın. Sen hepimizi gömeceksin gör bak.” S.217
Romanın kahramanı Kalaş :
·         “Kalaş’ın… her hecesinden zehir, intikam ve kezzap fışkırıyordu.” S.25 “ (*) Amerikalı kadınlar büyük paralarla döşenmiş, ama ışıkları kapalı malikânelere benziyorlar… doğmuyorlar üretiliyorlar… aynı şekilde düşünür, konuşur ve düzüşürler.” S.28 “ Ne olduğumu ve neler hissettiğimi yüzümden okuyabilirsin benim. Ben bir insanım- anladın mı bunu?”s.35 “Cafe Algiers’deki yeri hiç değişmezdi… yalnız görülmek için değil… gelenden gidenden de haberdar olmak içindi de.” S36 “… bir yeteneği daha vardı. Yüzleri unutmamakla kalmaz, onlardan yola çıkıp kişilik çözümlemeleri de yapardı.” S.43 “ Bütün öfkesine karşı ve göçebe yaşamına karşın bu gezegenden biriydi o, bense buraya ait olduğumdan asla emin değildim.”s.45 “ Kalaş’ı anlamıştım sonunda. Amerika’ya yönelik bütün suçlamalarına karşın, olur da Amerika ondan önce ondan önce pes ederse diye… umutsuzca savaş veriyordu. “ s.141” Bir insan masanın başına doymak için oturmamalı. Yemek dediğin şey arkadaşlık için bir bahanedir yalnızca” s.155 “ Ölmek üzere olduğunun farkındayken başkalarına şölen hazırlayan adama benziyorum.” S.158
-------------------------------------- 

Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2015, 1. Basım

Harvard  Meydanı,  André Aciman,  34/CXX
----------------------------------------------------------------------------------
Yabancı bir ülkede, aynı coğrafyada yaşamış, aynı dilden konuşmuş, aynı tatları tatmış ve aynı kokuları almış kısacası türdeş, iki yabancının dostluğunu, yabancının yabancı olalı görmediği gizli zulmü,  büyük olasılıkla yazarın hayatının önemli bir bölümünü anlatan, “öndeyiş”, “son deyiş” gibi romanı izah edici ve bana göre gereksiz bölümlerine… kitabın ana fikriyle çelişen, Amerikan toplumunun yoksul ve aydın yüzünü unutup, Amerikan toplumuyla ilgili bazı genellemeler ve bazı bağnaz ulusçuluk kokan satırlarına (*) rağmen okunabilir bir roman.
Romanda anlatıcı
·         “Onlar gibi olmak istemezdim, çünkü bir parçam onlar gibi olmayı beceremezdi, ama bilirdim ki öteki parçamın hayatta en çok istediği şey, tek kumaştan kesilmişçesine onlardan biri olmaktı.” S.19 “ Mısır’daki çocukluk günlerimden kalan Arapçamla…” s.38 “ Anladım ki ben de Kalaş’tan farklı değilim. Tıpkı onun, Araplar’ın arasında bir Berberî, Fransızlar arasında bir Arap, kend içindeyse bir hiç olması gibi ben de Araplar’ın arasında bir Yahudi, yabancıların arasında bir Mısırlı, şimdi de WASP’ların Beyaz Anglosakson Protestanlar’ın arasında sanki bir uzaylıdım; hokey ya da polo takımı seçmelerine katılan budala bir temizlik görevlisi gibi.” S.80 “ … o, yiyecek bulmaya kararlı bir avcı, bense ürürünün olgunlaşmasını bekleyen bir toplayıcıydım.”s.81 “ Hangi tarafa ait olduğumu, Lowel Yurdu’na mı yoksa Kalaş’ın bulunduğu yere mi bilemiyordum… ben her ikisine de itim, bu da aslında hiçbirine ait değilim demek oluyordu…” s.142 “ Kalaş, yalnız geçen yaz aylarımda sanki vahada karşılaşmış olduğum yol arkadaşı konumundan, sırtımdan atmamın olanaksız olduğu bir yüke dönüşmüştü.” S.184 “Kimdim ben? Aynı anda kaç maskeyi geçirebilirdim yüzüme?” s.190 “ Arkadaş mısınız?... Sayılır… Kalaş, benim Harvard’da geçirdiğim yıllar boyunca tanıdığım en değerli insan olmasına karşın, arkadaşın mı diye sorulduğunda neden sayılır demiştim.” S.215 “ Bunu ben yapmıştım. Başka biri değil. Hayatımda hiç bu kadar aşağılık bu kadar yerin dibine geçmiş hissetmemiştim kendimi… Ölüm döşeğindeki kişi arayıp da birkaç dakikalığına uğramasını istediği her seferinde, o arkadaş, o hastanın moralini yüksek tutmak bahanesiyle, zavallının kaygılarını önemsemezmiş gibi davranırdı. ‘Yarın uğramaya çalışırım.’ ‘Yarın hiç olmayabilir benim için,’ ‘İşte yine başladın. Sen hepimizi gömeceksin gör bak.” S.217
Romanın kahramanı Kalaş :
·         “Kalaş’ın… her hecesinden zehir, intikam ve kezzap fışkırıyordu.” S.25 “ (*) Amerikalı kadınlar büyük paralarla döşenmiş, ama ışıkları kapalı malikânelere benziyorlar… doğmuyorlar üretiliyorlar… aynı şekilde düşünür, konuşur ve düzüşürler.” S.28 “ Ne olduğumu ve neler hissettiğimi yüzümden okuyabilirsin benim. Ben bir insanım- anladın mı bunu?”s.35 “Cafe Algiers’deki yeri hiç değişmezdi… yalnız görülmek için değil… gelenden gidenden de haberdar olmak içindi de.” S36 “… bir yeteneği daha vardı. Yüzleri unutmamakla kalmaz, onlardan yola çıkıp kişilik çözümlemeleri de yapardı.” S.43 “ Bütün öfkesine karşı ve göçebe yaşamına karşın bu gezegenden biriydi o, bense buraya ait olduğumdan asla emin değildim.”s.45 “ Kalaş’ı anlamıştım sonunda. Amerika’ya yönelik bütün suçlamalarına karşın, olur da Amerika ondan önce ondan önce pes ederse diye… umutsuzca savaş veriyordu. “ s.141” Bir insan masanın başına doymak için oturmamalı. Yemek dediğin şey arkadaşlık için bir bahanedir yalnızca” s.155 “ Ölmek üzere olduğunun farkındayken başkalarına şölen hazırlayan adama benziyorum.” S.158
-------------------------------------- 

Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2015, 1. Basım

29 Eylül 2016 Perşembe


Metropol Ninnisi, İsahag Uygar Eskiciyan,  741-25/CXIX
----------------------------------------------------------------------------------
Sıra dışı öykülerin müthiş bir zekânın ellerinde nasıl yoğrulduğunu, alayın, ironinin yoğrulduğu kapta cıvıklığa dönüşmeden nasıl güzel bir ağzı bozukluğa dönüştüğünü görmek ve duymak istiyorsanız ki, bu bana Hakan Bıçakçı’nın üslubunu da hatırlattı, bu kitabı mutlaka okuyun.

Kitabı ilk okuyuşta biraz irkilip ‘bu ne ya!’ diye başlayabilirsiniz ama eminim ki, bu kitabı, okudukça sizi çok saracak.

İşte okuduğum nüshadaki farklı bir öykücünün kaleminden beni saran farklılıklar:

·        “Sanal satış mağazasından mı arıyorsunuz?... Küfrettim. Bu sefer anasıyla sözel bir beraberliğimiz oldu… Telefondaki devam etti. ‘İsterseniz annemle tanıştırabilirim’ dedi… Ateist olmama rağmen suphanallah, çektim.” S.38

·        “Önümdeki plakada ‘Plüton Köyü İhtiyar Heyeti 2.Sıra Adayı Aris 18 Temmuz 2010 tarihinde burada oturmuştu. Bu etten heykel, 1981 yılında terli bir gecede babası XVII. Kirkor tarafından annesi Sosin Hatun’un rahminde işlenmiştir. Lütfendokunmayın. Heykelinüstüneçıkıpfotoğrafçekmeyin!” s.50

·        “’Bakın gençler buna Pi sayısı derler’ dedi. Güldük ç harfi eksik hocam. Sıfatınızla dalga geçmeyin diye geçirdi öğretmen.” S.83

·        “Ezanlar ve çanlar. İşte bunlar dünden kalan. Küf tutmuş sescağızlar.” S.87

-------------------------------------- 

Alakarga Yayıncılık, Ekim 2015, 1. Basım

4 Eylül 2016 Pazar

Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek, Harun Candan,  799-41/CXVIII
----------------------------------------------------------------------------------
Kendisi ile yeni tanıştığım Harun Candan’ın bu kitabı, bindiği gemide kendisinden sigarasını yakmak için çakmak isteyen güzel bir kadının etkisi altında indiği bir adada, karanlık bir geceyle başlıyor, yağmurlu ve karanlık ortamda karanlık bir şekilde gelişiyor, karanlık sebep sonuç ilişkileri içinde karanlıkla sonuçlanıyor.

Kitap boyunca süregelen bu karanlıkta, roman kahramanının bir banka müfettişi olup olmadığı konusunda ise şüpheye düştüğümü söylemeliyim. Öyle ki, eğitim, bilgi ve birikimleri ile geçirdikleri sınavlar yanında, analitik düşünce yöntemleri ve  güçlü bellek ve zekâları ile daima göze çarpan bu meslek gurubu; kitaptaki banka müfettişinin teftiş ettiği şube ve personeli ile samimiyet dışında laubali davranışları ve evli olmasına rağmen etik olmayan ilişkisi ile daha da hafife alınmış adeta… hadi canım sen de... Neymiş? Yaşadığı hayattan, evliliğinden bıkmış da fırsatını bulsa eşini de işini de bırakıp yeni bir hayata başlayacakmış…

 “Yıllar süren durağanlığın ve sıkıcılığın ardından ofis masasına mahkûm bir ömrün korkusu ile ilk fırsatta müfettiş olmuştum.” S.9
“Pek çok güzel kadın vardı. Ancak güzellikten öte, beni vuran başka bir şey olmalıydı.” S.15
“’hayatın ne getireceğini bilmeden savrulup gidiyoruz. Haritamız olsa neye yarar. Bence herkes biraz kâşif sayılır.’” S.17
Hoş diyeceksiniz ki tekerleğin icadından öte kadim tarihten bugüne biz ne akıllı, iş bilir ve kendince uyanık erkekler gördük, bir kadının kirpiğinde debelenen ama insaf… kitaptaki müfettiş aynı zamanda dikkatsiz ve sarsak. Gözünün önünde gelişen olayları görüp analiz edecek hali de yok. Kadını kaçışı için bir olanak olarak gördüğünden onun dışında hiçbir şeyle ve kimseyle ilgilenmiyor. Aslında onunla doğru dürüst ilgilenmiyor, onu tanımaya çalışmıyor. Geçmişini bilmediği gibi bugünü hakkında da bir bilgisi yok. Eşi dostu, hatta bir sevgilisi var mı diye bile sormuyor. Zihni ve bedeni çabuk yoruluyor, bazı ayrıntıları kolaylıkla yakalıyor ancak onları birleştirmekle çok fazla uğraşmıyor.  Bir müfettiş böyle mi davranır?  

“… gülüşünün kıvrımlarında saklı bazı eski hatıralar beni korkutmuyor değildi… s.50… Tek sorun, gizemli bir yabancıyken duygularını paylaşma evresinde haddinden hızlı bir şekilde geçiş yapmasıydı.” S.53  “Tüm o romantik dakikalar, duygusallık ve diğer sıcak beklentiler yağmurla karışıp erimişti”.s.67
Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek, karanlık ve soğukkanlı atmosferiyle oldukça farklı bir roman ve iyi işlenip, günümüz Türkiye’sinin sosyo ekonomik koşulları içinde ve her şey ortadayken polisin ve jandarmanın olayı çözememesi kitaptaki bir başka sarkmayken bunun üzerinden Aziz Nesin’e rakip bir roman da ortaya çıkabilirdi.

Sonuç olarak iyi niyetli bir çabanın ürünü olan bu roman için yukarıda yazdıklarım, dost acı söyler dilinden…

Bir de siz değerlendirin demek de boynumuzun borcudur haddimizi bilerekten…
-------------------------------------- 

İletişim Yayınları, 2016, 1. Basım

13 Ağustos 2016 Cumartesi



Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler, José Saramago,  335/CXVII
---------------------------------------------------------------------------------
José Saramago’nun “: Silah sanayinde neden hiç grev olmaz?” s.83 fikri ile başlayıp da bitiremediği, José Saramago Vakfı’nın derleyerek yayıma hazır duruma getirdiği bu kitapla ona olan hayranlığım bir kat daha artarken Yağmurda Aşk, 465/CV,  kitabı ile daha önce içime fenalık getiren kurgusu nedeniyle eleştirdiğim Necip Mahfuz’un neden bir José Saramago, olamadığının ispatı, üstelik yarım kalmış, bu kitapta gizli…

-o-
Kitap, bir silah fabrikasında çalışan ve ağır silahlar bölümüne terfi etmek dışında amacı olmayan, ancak idealist karısının tetiklemesiyle çalıştığı silah fabrikasının İspanya İç Savaşı’nda oynadığı karanlık rolü deşifre etme amacının peşindeki ana figür, Artur paz Samedo’nun, kendini fabrikanın arşivinde bulmasıyla, Işık Ergüden’in mükemmel çevirisi satır, satır ilerlerken;

·          “Yurttaş, yanlış ya da zararlı kabul ettiği faaliyetlere ortak olmamak hak ya da görevine sahiptir. Einstein.” s.99
·          “- eğer etik, aklı yönetmiyorsa, akıl etiği küçümser” s.98
·         “On dakika sonra Artur paz Samedo’nun telefonu çaldı. Arayan Felicia’ydı.’Generel Franco’nun imzası olan emirler arama, asla bulamazsın, diktatörler sadece ölüm hükmü imzalamak için kalem kullanır.’”s.27
·         “ Bütün bir yaşam boyunca, çıkışsız bir otoban gibi dümdüz bir hayat da tutturabiliriz, bir yol ağzına gelip dayanabiliriz de.”s.104

·         “…grev olmaz ama İspanyol İç Savaşında Madrit’e fırlatılan bazı obüsler patlamaz! Bunların düzenekleri sökülünce içlerinden çıkan kâğıtlarda şu yazar: ‘Yoldaşlar korkmayın. Benim yüklediğim öbüsler patlamayacak. Bir Alman işçi.’” S.85…


Anlatılanlar ve anlatılacaklar acaba aşağıdaki satırlarda mı gizli?  
-o-
·         “Şu anki genel müdürün büyük babası… tanıdığı birine notlar düşmüştü… ‘tarafların silahlarının menşei ve bunları kimin sağladığı… bunlarla ilgili her iki ülkede de temasa geçilebilecek etkili kişilerin adları.’”s.69
-------------------------------------- 

Kırmızı Kedi, Ocak 2016, 1. Basım

6 Temmuz 2016 Çarşamba



Eve Dönmenin Yolları, Alejandro Zambra,  19/CXVI
---------------------------------------------------------------------------------
 “… darbeden beş gün sonra, 16 Eylül 1973’de doğdum. s.86… Büyükler öldürürken ya da ölürken biz bir köşede resim yapıyorduk. Ülke paramparça olurken biz konuşmayı, yürümeyi, peçeteleri katlayarak kayık ve uçak yapmayı öğreniyorduk. Roman örülürken biz yok olmak için saklambaç oynuyorduk. s.52… Komşuyduk, bir duvarı ve bir sıra çalıyı paylaşıyorduk ama aramızda koca bir mesafe vardı. S.17… Demokrasi gelince okul çok değişmişti. On üç yaşımı bitirmiş geç de olsa okul arkadaşlarımı tanımaya başlamıştım: katledilen, işkence gören, kaybedilen insanların çocukları… ve cellatların çocukları. Zengin, yoksul, iyi, kötü çocuklar. İyi zenginler, kötü zenginler, iyi yoksullar, kötü yoksullar. Benimse ne zengin, ne yoksul, ne iyi ne de kötü ‘olup olmadığımı’ (Benim notum)… düşündüğümü hatırlamıyorum… ve bana öyle geliyor ki bu aslında kötü olmaktı. S.61… Tıpkı bir cinayete tanıklık etmişiz gibi. Cinayeti biz işlememişiz, sadece oradan geçiyormuşuz gibi, ama kaçıyormuşuz gibi… s.122 “

Kütüphaneme giren Alejandro Zambra’nın bu ikinci kitabı, hem geçmişte on yaşındaki bir çocuk tarafından, hem de günümüzde geçmişini kurcalayan yetişkin bir erkek tarafından yazılmış kurgu içinde kurgu… her detayda bambaşka bir öykü gizli ki; her bir detaydan bir roman çıkar… Akıl ve zekâ dolu bu novella, kısa romanı, eski romanından kopyalayıp yapıştırdığı sayfalarla oluşturup ‘ zekâ dolu…’ yeni bir kısa roman yazdığını zanneden bir yazarımızın ve onu öven eleştirmenlerin özellikle okumalarını, sizin ise dönüp dönüp cümlelerinde kaybolduğum bu kitabı zevkle okumanızı öneririm.

-------------------------------------- 

Natos Kitap, Ocak 2016, 3. Basım