29 Eylül 2016 Perşembe


Metropol Ninnisi, İsahag Uygar Eskiciyan,  741-25/CXIX
----------------------------------------------------------------------------------
Sıra dışı öykülerin müthiş bir zekânın ellerinde nasıl yoğrulduğunu, alayın, ironinin yoğrulduğu kapta cıvıklığa dönüşmeden nasıl güzel bir ağzı bozukluğa dönüştüğünü görmek ve duymak istiyorsanız ki, bu bana Hakan Bıçakçı’nın üslubunu da hatırlattı, bu kitabı mutlaka okuyun.

Kitabı ilk okuyuşta biraz irkilip ‘bu ne ya!’ diye başlayabilirsiniz ama eminim ki, bu kitabı, okudukça sizi çok saracak.

İşte okuduğum nüshadaki farklı bir öykücünün kaleminden beni saran farklılıklar:

·        “Sanal satış mağazasından mı arıyorsunuz?... Küfrettim. Bu sefer anasıyla sözel bir beraberliğimiz oldu… Telefondaki devam etti. ‘İsterseniz annemle tanıştırabilirim’ dedi… Ateist olmama rağmen suphanallah, çektim.” S.38

·        “Önümdeki plakada ‘Plüton Köyü İhtiyar Heyeti 2.Sıra Adayı Aris 18 Temmuz 2010 tarihinde burada oturmuştu. Bu etten heykel, 1981 yılında terli bir gecede babası XVII. Kirkor tarafından annesi Sosin Hatun’un rahminde işlenmiştir. Lütfendokunmayın. Heykelinüstüneçıkıpfotoğrafçekmeyin!” s.50

·        “’Bakın gençler buna Pi sayısı derler’ dedi. Güldük ç harfi eksik hocam. Sıfatınızla dalga geçmeyin diye geçirdi öğretmen.” S.83

·        “Ezanlar ve çanlar. İşte bunlar dünden kalan. Küf tutmuş sescağızlar.” S.87

-------------------------------------- 

Alakarga Yayıncılık, Ekim 2015, 1. Basım

4 Eylül 2016 Pazar

Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek, Harun Candan,  799-41/CXVIII
----------------------------------------------------------------------------------
Kendisi ile yeni tanıştığım Harun Candan’ın bu kitabı, bindiği gemide kendisinden sigarasını yakmak için çakmak isteyen güzel bir kadının etkisi altında indiği bir adada, karanlık bir geceyle başlıyor, yağmurlu ve karanlık ortamda karanlık bir şekilde gelişiyor, karanlık sebep sonuç ilişkileri içinde karanlıkla sonuçlanıyor.

Kitap boyunca süregelen bu karanlıkta, roman kahramanının bir banka müfettişi olup olmadığı konusunda ise şüpheye düştüğümü söylemeliyim. Öyle ki, eğitim, bilgi ve birikimleri ile geçirdikleri sınavlar yanında, analitik düşünce yöntemleri ve  güçlü bellek ve zekâları ile daima göze çarpan bu meslek gurubu; kitaptaki banka müfettişinin teftiş ettiği şube ve personeli ile samimiyet dışında laubali davranışları ve evli olmasına rağmen etik olmayan ilişkisi ile daha da hafife alınmış adeta… hadi canım sen de... Neymiş? Yaşadığı hayattan, evliliğinden bıkmış da fırsatını bulsa eşini de işini de bırakıp yeni bir hayata başlayacakmış…

 “Yıllar süren durağanlığın ve sıkıcılığın ardından ofis masasına mahkûm bir ömrün korkusu ile ilk fırsatta müfettiş olmuştum.” S.9
“Pek çok güzel kadın vardı. Ancak güzellikten öte, beni vuran başka bir şey olmalıydı.” S.15
“’hayatın ne getireceğini bilmeden savrulup gidiyoruz. Haritamız olsa neye yarar. Bence herkes biraz kâşif sayılır.’” S.17
Hoş diyeceksiniz ki tekerleğin icadından öte kadim tarihten bugüne biz ne akıllı, iş bilir ve kendince uyanık erkekler gördük, bir kadının kirpiğinde debelenen ama insaf… kitaptaki müfettiş aynı zamanda dikkatsiz ve sarsak. Gözünün önünde gelişen olayları görüp analiz edecek hali de yok. Kadını kaçışı için bir olanak olarak gördüğünden onun dışında hiçbir şeyle ve kimseyle ilgilenmiyor. Aslında onunla doğru dürüst ilgilenmiyor, onu tanımaya çalışmıyor. Geçmişini bilmediği gibi bugünü hakkında da bir bilgisi yok. Eşi dostu, hatta bir sevgilisi var mı diye bile sormuyor. Zihni ve bedeni çabuk yoruluyor, bazı ayrıntıları kolaylıkla yakalıyor ancak onları birleştirmekle çok fazla uğraşmıyor.  Bir müfettiş böyle mi davranır?  

“… gülüşünün kıvrımlarında saklı bazı eski hatıralar beni korkutmuyor değildi… s.50… Tek sorun, gizemli bir yabancıyken duygularını paylaşma evresinde haddinden hızlı bir şekilde geçiş yapmasıydı.” S.53  “Tüm o romantik dakikalar, duygusallık ve diğer sıcak beklentiler yağmurla karışıp erimişti”.s.67
Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek, karanlık ve soğukkanlı atmosferiyle oldukça farklı bir roman ve iyi işlenip, günümüz Türkiye’sinin sosyo ekonomik koşulları içinde ve her şey ortadayken polisin ve jandarmanın olayı çözememesi kitaptaki bir başka sarkmayken bunun üzerinden Aziz Nesin’e rakip bir roman da ortaya çıkabilirdi.

Sonuç olarak iyi niyetli bir çabanın ürünü olan bu roman için yukarıda yazdıklarım, dost acı söyler dilinden…

Bir de siz değerlendirin demek de boynumuzun borcudur haddimizi bilerekten…
-------------------------------------- 

İletişim Yayınları, 2016, 1. Basım

13 Ağustos 2016 Cumartesi



Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler, José Saramago,  335/CXVII
---------------------------------------------------------------------------------
José Saramago’nun “: Silah sanayinde neden hiç grev olmaz?” s.83 fikri ile başlayıp da bitiremediği, José Saramago Vakfı’nın derleyerek yayıma hazır duruma getirdiği bu kitapla ona olan hayranlığım bir kat daha artarken Yağmurda Aşk, 465/CV,  kitabı ile daha önce içime fenalık getiren kurgusu nedeniyle eleştirdiğim Necip Mahfuz’un neden bir José Saramago, olamadığının ispatı, üstelik yarım kalmış, bu kitapta gizli…

-o-
Kitap, bir silah fabrikasında çalışan ve ağır silahlar bölümüne terfi etmek dışında amacı olmayan, ancak idealist karısının tetiklemesiyle çalıştığı silah fabrikasının İspanya İç Savaşı’nda oynadığı karanlık rolü deşifre etme amacının peşindeki ana figür, Artur paz Samedo’nun, kendini fabrikanın arşivinde bulmasıyla, Işık Ergüden’in mükemmel çevirisi satır, satır ilerlerken;

·          “Yurttaş, yanlış ya da zararlı kabul ettiği faaliyetlere ortak olmamak hak ya da görevine sahiptir. Einstein.” s.99
·          “- eğer etik, aklı yönetmiyorsa, akıl etiği küçümser” s.98
·         “On dakika sonra Artur paz Samedo’nun telefonu çaldı. Arayan Felicia’ydı.’Generel Franco’nun imzası olan emirler arama, asla bulamazsın, diktatörler sadece ölüm hükmü imzalamak için kalem kullanır.’”s.27
·         “ Bütün bir yaşam boyunca, çıkışsız bir otoban gibi dümdüz bir hayat da tutturabiliriz, bir yol ağzına gelip dayanabiliriz de.”s.104

·         “…grev olmaz ama İspanyol İç Savaşında Madrit’e fırlatılan bazı obüsler patlamaz! Bunların düzenekleri sökülünce içlerinden çıkan kâğıtlarda şu yazar: ‘Yoldaşlar korkmayın. Benim yüklediğim öbüsler patlamayacak. Bir Alman işçi.’” S.85…


Anlatılanlar ve anlatılacaklar acaba aşağıdaki satırlarda mı gizli?  
-o-
·         “Şu anki genel müdürün büyük babası… tanıdığı birine notlar düşmüştü… ‘tarafların silahlarının menşei ve bunları kimin sağladığı… bunlarla ilgili her iki ülkede de temasa geçilebilecek etkili kişilerin adları.’”s.69
-------------------------------------- 

Kırmızı Kedi, Ocak 2016, 1. Basım

6 Temmuz 2016 Çarşamba



Eve Dönmenin Yolları, Alejandro Zambra,  19/CXVI
---------------------------------------------------------------------------------
 “… darbeden beş gün sonra, 16 Eylül 1973’de doğdum. s.86… Büyükler öldürürken ya da ölürken biz bir köşede resim yapıyorduk. Ülke paramparça olurken biz konuşmayı, yürümeyi, peçeteleri katlayarak kayık ve uçak yapmayı öğreniyorduk. Roman örülürken biz yok olmak için saklambaç oynuyorduk. s.52… Komşuyduk, bir duvarı ve bir sıra çalıyı paylaşıyorduk ama aramızda koca bir mesafe vardı. S.17… Demokrasi gelince okul çok değişmişti. On üç yaşımı bitirmiş geç de olsa okul arkadaşlarımı tanımaya başlamıştım: katledilen, işkence gören, kaybedilen insanların çocukları… ve cellatların çocukları. Zengin, yoksul, iyi, kötü çocuklar. İyi zenginler, kötü zenginler, iyi yoksullar, kötü yoksullar. Benimse ne zengin, ne yoksul, ne iyi ne de kötü ‘olup olmadığımı’ (Benim notum)… düşündüğümü hatırlamıyorum… ve bana öyle geliyor ki bu aslında kötü olmaktı. S.61… Tıpkı bir cinayete tanıklık etmişiz gibi. Cinayeti biz işlememişiz, sadece oradan geçiyormuşuz gibi, ama kaçıyormuşuz gibi… s.122 “

Kütüphaneme giren Alejandro Zambra’nın bu ikinci kitabı, hem geçmişte on yaşındaki bir çocuk tarafından, hem de günümüzde geçmişini kurcalayan yetişkin bir erkek tarafından yazılmış kurgu içinde kurgu… her detayda bambaşka bir öykü gizli ki; her bir detaydan bir roman çıkar… Akıl ve zekâ dolu bu novella, kısa romanı, eski romanından kopyalayıp yapıştırdığı sayfalarla oluşturup ‘ zekâ dolu…’ yeni bir kısa roman yazdığını zanneden bir yazarımızın ve onu öven eleştirmenlerin özellikle okumalarını, sizin ise dönüp dönüp cümlelerinde kaybolduğum bu kitabı zevkle okumanızı öneririm.

-------------------------------------- 

Natos Kitap, Ocak 2016, 3. Basım

23 Haziran 2016 Perşembe



Segâh Makamı, Esra Kahraman,  154/CXIII
---------------------------------------------------------------------------------
Sımsıcak ev ortamları, yardımsever komşular, dostlar, arkadaşlar, sobalarında sevgi tüten, yalnızlığın uğramadığı renkli gecekondular, sahip olduklarına şükreden, kendinde olanı cömertçe ve kolayca paylaşan muhteşem insanlar… Güçlü, yürekli ve güler yüzlü insanlar… aşırı iyimserlik dolu sayfalar, sıra dışı yan kahramanı Naciye Teyzesi ile 555 sayfalık kitabın özeti; aşk geçicidir, sevgi ise hiç kaybolmaz…  Kısaca Türkiye’de yakın sol geçmişi temel alan kurguda bir aşk romanı… Bu kötü bir şey mi?
Değil ama yazarın yukarıda anılan kitabının 253. sayfasında dediği gibi “… Kitaplar her şeyi anlatmıyor…” Bence bu kitap da uzun erimli uçarken, alevlerin üstünden cesaretle süzülen ve gagalarında taşıdıkları suyla devasa yangını söndürmeye çalışan, ama bırakın yangın söndürmeyi sert esen rüzgârın tesiriyle kanatları tutuşan,  yüreği yanık ki yazarın kendisi de yanık insanların, yaşadıklarından fersah fersah uzakta bir kitap…

-------------------------------------- 

Ayrıntı Yayınları, Ekim 2015

11 Haziran 2016 Cumartesi

Siyah Yıldız Nairobi, Mùkoma Wa Ngùgi,  812-57/CXII
---------------------------------------------------------------------------------
“Piyanonun beyaz tuşlarıyla bir melodi çalabilirsin. Siyah tuşlarıyla da bir melodi çalabilirsin. Ama gerçek bir harmoni için hem beyaz hem de siyah tuşları kullanman gerekir.” (*)
Kitaptaki hikâyesini azgelişmiş ülkelerde kaos yaratıp yeniden yapılanmayı ve yönetmeyi amaçlayan bir örgütün UDEGK'nin eylemlerine dayalı bir komplo teorisi üzerine inşa eden, ABD doğumlu, ilk ve orta öğrenimini Kenya’da yapmış, Kenya’lı yazar Mùkoma Wa Ngùgi’nin bu romanı, seçim kazanmak uğruna; bir ülkede neler yapılabileceğini, yaratabilecek kaos ortamını, cinayetleri, sahte delillerle açılan davaları, sahtekarlıklarla karartılan hayatları anlatırken beş duyum tüm kapasitesi ile harekete geçip kitabın sayfalarında tanıdık nesneler, kokular, sesler, tatlar bulmak için iz sürmeye başladı.
Bakın neler buldum:
¡      “Seçimlerin ertesi günü… etnik milliyetçiliğin ivme kazandığı görülüyordu… Ayrık otları… Muddy, ‘eşim’, Ruandalı bir Tutsi’ydi. Kenya’da ona ayrık otu diyorlardı. Ama Kenya’da Luo’lar ile Gikuyu’lar da birbirlerini ayrık otu olarak görüyorlardı.”s.110
¡      “UDEGK nedir? Diye sordum… güçlü adamlara bir bakın. Peki ya güçlü ve gerçek adam gölgeyse ve gölge gerçek adamsa? “ s.246
¡      Mesela, “Irak’ta gerçeğin damarlarında demokrasi afyonu ile Petrolun komisyonu dolaşırken, gölgenin damarlarında petrol dolaşıyor olabilir mi? s.184
¡      “… demokrasiye saygılı gençlikten yeni bir liderlik oluşturulacaktı.” S.265
Satırları ve aralarını benden daha iyi okuyan siz, arkadaşlarım, fazla söze ne gerek… biraz tercümesinde sıkıntılar olan bu kitabı sanki okumak gerek.
-------------------------------------- 
Ayrıntı Yayınları, Mayıs 2016




(*) Booker T. Washington,  1856-1915, eğitmen, yazar, dönemin Afro-Amerikan toplumunun lideri ve ABD Başkanlık danışmanı.

4 Haziran 2016 Cumartesi

Beş Parasız, George Orwell, 2/CXI
---------------------------------------------------------------------------------
Viktorya dönemi sonrasında kapitalizmin sanayi devrimi ile henüz şekillendiği, giderek zenginleşen azınlığın yanında, giderek yoksullaşan işsizler ve ölümüne sömürülen işçiler… yanında onlara sunulan cennet kapılarının ardındaki ahlaksız ahlak kuralları… Orwell’in yazdığı bu ilk romanda, açığa çıkarmak istediği her türlü ikiyüzlülük mü, toplumun değer yargılarındaki her türlü çarpıklık mı, doğrusu anlayamadım?
Çünkü daha önce tanıtımını yaptığım “Katalonya’ya Selam” adlı yapıtında tanıdığımız Orwell ile bu kitaptaki Orwell arasında ahlakî değer ve normlar arasında oldukça büyük farklar olduğu gibi aşağıdaki satırlarda okuyabileceğiniz şovenist yaklaşımlar ile zamanının egemen sınıflarının ahlakî değerlerini satır aralarından haklı çıkaran güzellemeler şaşkınlık katsayımın değerini daha da arttırdı.
 “Orwell’a göre “ Jack London’ın kitaplarında Amerikan berduşluğuna dair okuduklarımız gibi kasti, alaycı asalaklık İngiltere’de geçerli değil. İngilizler vicdanlarıyla hareket eden bir ırktır, yoksulluğun bir günah olduğunu derinden hissederler.” S.232 
“Bir Yahudi mon ami, gerçek bir Yahudi! Yahudiliğinden utanmayacak kadar da edepsiz… Eski Rus ordusunda bir Yahudi’ye tükürmenin çok kötü bir şey olduğunu… ‘çünkü’ bir Rus subayın tükürüğünün bir Yahudi’nin üstünde harcanmayacak kadar değerli olduğunu düşünürdük…” s. 46-47
 “ kapıcı, bana her akşam on altı frank veriyordu ve Pazar günleri ödeme yapmayarak dört frangı cebe atmıştı. Dolandırıldığımı son haftamda fark edebildim. Kapıcı kandırılabilecek kadar budala olan tüm çalışanlara benzer oyunlar oynuyordu. Yunan olduğu söyleniyordu ama Ermeni’ydi. Onu tanıdıktan sonra şu sözü daha iyi anladım: ‘ Yahudi’ye güveneceğine yılana güven, Yunan’a güveneceğine Yahudi’ye güven ama Ermeni’ye asla güvenme.” S. 88
-o-
 “Yoksullukla ilk temas çok ilginç… korkunç olduğunu zannediyorsunuz ama sadece sefil ve sıkıcı… Bütün gün yalan söylüyorsunuz”  s.24-25
Aç kalmanın nasıl bir şey olduğunu keşfediyorsunuz. Yoksulluğun ayrılmaz bir parçası olan can sıkıntısını keşfediyorsunuz ” s.26…
“ insanlığını yok eden, doğuştan gelen bir karakter bozukluğu değil, yetersiz beslenmeydi.” s.178 
“’Giderek’ kindarlaştırılmış bir ateistti ( Tanrı’ya inanmamaktan ziyade Tanrı’dan şahsen hiç hazzetmeyen türden bir ateist)” s.194
“Dilencilerin çalışmadıkları söyleniyor; peki o zaman iş nedir?... onlar da bir işadamı… ve ellerinin altındaki imkanlarla geçimlerini sağlıyorlar.” S.200-201
“’ … oysa sadaka alan biri, velinimetinden hemen her zaman nefret eder… ve arkasına destek aldığında… bu nefreti gösterir. S.212
“Tüm bu kaosun içindeki düzeni ancak sonraları, otelin işleyişini anlayınca görebildim.” S.79 “O pis, küçük bulaşıkhaneye bakıp aramızda yalnızca çift kanatlı bir kapının bulunduğunu düşünmek çok komikti. Yan tarafta tüm ihtişamı içinde müşteriler… burada, tüm pisliğimiz içinde biz.” S.82 “Otelde temiz hazırlanan tek yemek personelin ve patronun yemeğiydi… ‘Patronu kolla, müşteri kimin umurunda!’” s.98
-------------------------------------- 

Can Yayınları, 4. Baskı, Ekim 2015