2 Mayıs 2026 Cumartesi

 



Güz Dönümü, William Melvin Kelley    

Özgün Adı: A Different Drummer

Çeviri: M. Barış Gümüşbaş, Kapak Tasarımı: Aslı Sezer

“Eğer bir insan yoldaşlarının yürüyüşüne ayak uydurmuyorsa,

muhtemelen ayrı bir trampetçiye kulak verdiğindendir.

İster uyumlu olsun ister uyumsuz,

bırakın adımlarını duyduğu ritme uydursun.”

Henry David Thoreau

 ***


Roman, Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyinde yer alan kurgusal Güney Doğu Orta Eyaletinde geçmekle beraber, Amerikan İç Savaşı sırasında, Creek Nation olarak tanınan Konfederasyon Devletlerini; Florida , Alabama , Georgia, Mississippi , Tennessee , Güney Carolina, Kuzey Carolina, Virginia, Louisiana ve Arkansas adlı güneydoğu eyaletleri oluşturuyordu. Teksas, ayrı bir Konfederasyon eyaleti, Missouri ile Kentucky hem Birlikçi hem de Konfederasyoncu eyalet hükümetleri, Maryland ile Delaware ise Birlik'te kalan tarafsız güney sınır eyaletleriydi. Batı Virginia, 1863'te Virginia'dan ayrıldı. Çekişmeli bir şekilde Birlikte kalan bir sınır eyaleti olarak hizmet etti . 1870'lerdeki Yeniden Yapılanma döneminin ardından, birçok Güneydoğu eyalet meclisi, adını, İngiliz komedyen olan Thomas D. Rice'ın 1828'de yarattığı, geri zekâlı, ilkel, her türlü aşağılanmaya maruz kalan bir zenci tiplemesi olan Jim Crow yasalarını çıkardı. Jim Crow yasaları, 19. ve 20. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nin güney eyaletlerinde çıkartılmış ırksal ayrımcı yerel yasalardır. Yasayla Afro-Amerikalılar ile Beyazların sosyal ve politik hayatta ayrı kurumları kullanmalarını amaçlamış, "ayrı, ama eşit" yasal doktrini ile temellendirilmiştir. Amerikan ayrımcılık dönemi, 19. yüzyılın sonlarından 1960'ların ortalarına kadar sürmüştür.

Günümüzdeki Güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihi, yaklaşık MÖ 11.000 veya 13.000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Avrupalı sömürgecilerin gelişinden önce, yerli Amerikalılar birkaç yüz yıl boyunca bu bölgede yaşamışlardır.

Bölgeye gelen ilk Avrupalılar, İspanyol İmparatorluğu ile bağlantılı kolonyalist güçlerdi. 1541'de Hernando de Soto güneydoğudan geçerek Mississippi Nehri'ni aşmış, bölge, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ilk kalıcı Avrupa yerleşimine ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Güneydoğudaki yer alan dört eyalet, Georgia, Kuzey Carolina, Güney Carolina ve Virginia, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda İngilizlere karşı kazandıkları zaferle kurulan İngiliz Krallığı'ndan bağımsızlıklarını ilan eden Philadelphia'daki İkinci Kıta Kongresi'ne delege gönderen On Üç Koloni arasında tarihte yerlerini almışlardır.  

20. yüzyılın ortalarından sonlarına doğru, Güneydoğu nüfus ve ekonomi açısından birçok değişime tanık olur. Güneydoğu, 1930'larda, Tennessee Vadisi Otoritesi asgari ücreti belirleyen Adil Çalışma Standartları Yasası gibi Yeni Anlaşma politikalarından kaynaklanan yeni bir ekonomik büyüme ivmesi belirler ve II. Dünya Savaşı, askeri üsler ve askeri üretim, tarım veya düşük ücretli sektörler, işçileri çektiği için Güneydoğu'daki büyüme daha da artar. 

***

Kitapla ilgili yazımıza başlamadan önce konusu gereği karakterler ve semboller arasındaki zıtlıkları aynen göstermek, etkisini arttırmak amacıyla, romanda olduğu gibi “siyah” yerine “zenci” sözcüğünü kullandığım için hoşgörünüze sığınırım…

01 Kasım 1937 – 01 Şubat 2017 yılları arasında yaşayan, -Amerikan Edebiyatının kayıp devi- olarak da anılan William Melvin Kelley' nin, izlenimci gerçeklik konusunu içeren…  Henry David Thoreau'nun:- "Eğer bir adam arkadaşlarıyla aynı tempoda ilerlemiyorsa, belki de farklı bir davul sesi duyuyordur..." dizelerine atıfta bulunan "F a r k l ı  B i r  D a v u l c u" adlı romanı, kendisi 24 yaşındayken1962 ‘de yayımlanır. Romandaki anlatımda dış göz, bilinç akışına, çoklu ya da katmanlı zamandizimine ve parçalı betimlemelere başvurur.

Romanı bir tümce ile özetleyen özgün adına karşılık, -yayıncı isteği mi, çevirmenin görüşü mü, nedendir bilinmez- romana, Türkiye’de “ G ü z  D ö n e m i ” adı yakıştırılır!

William Melvin Kelley'nin, on bir bölüme ayrılmış bu romanı, Şerefimiz ve Silahımızla Haklarımızı Korumayı Göze Aldık. “ savsözüyle kurulmuş Kuzeyi Tenessee, doğusu Alabama, güneyi Meksika Körfezi, batısı Mississipi ile çevrelenmiş, başkenti Wilson City, Konfederasyona bağlı Güneydoğu Merkez adlı kurgusal bir Güney Eyaletinde geçer. Başkentini General Lee’den sonra Konfederasyon’un en büyük generali Dewey Willson kurduğu varsayılır.

Romanın konusu ana karakter Tucker Caliban'ın, kişisel direniş ve özgür iradesi ile tetiklediği eyaletin zenci nüfusunun 1957’deki kitlesel göçünün… kasabanın beyaz sakinlerinin bakış açısından anlatısıdır. Sonuç olarak roman, deniz kıyısında kurtarılmış bir deniz yıldızı örneği, bireyin toplumsal değişimdeki rolünün önemini vurgular.

 

Romandaki Karakterler:

•Tucker Caliban: Romanın baş kahramanı, zenci Farklı Davulcu,

•Bethra Caliban: Tucker’ın karısı,

•Bay Harper: Kasabanın filozofudur. Tucker Caliban'ın zenci atası "Afrikalı"’nın öyküsüsünü o anlatır.

•Harry Leland: Tucker Caliban sempatizanı fakir bir beyaz adam,

•Bay Leland: Harry Leland'ın oğlu,

•David Willson: Kurgu eyaletin kurucusu Konfederasyon Generali Dewey Willson'ın torunu,

•Camille Willson: David Willson'ın karısı,

•Dewey Willson III: David Willson'ın oğlu,

•Dymphna Willson: David Willson'ın kızı,

. Bennett T. Bradshaw: David Willson’ın üniversiteden oda arkadaşı ve sivil haklar hareketinde aktif rol alan bir zencidir.

 

***

Roman, Thomason Bakkaliyesinin önünde duran adamların çoğunun, perşembe günü Tucker Caliban’ın çiftliğine gitmeleriyle başlar. Çok az iş yapan dükkanında hiç durmayan Thomason sırtını kirli vitrine dayamış, yirmi beşindeki Bobby-Joe McCollum sundurmanın merdivenlerinde puro içiyor, Loomis ise arka iki ayağı üstüne yasladığı sandalyede oturmakta… Bay Harper'ın Tucker Caliban'ın atası, New Marsails'e köle gemisiyle getirilen ve generalin babası Dewitt Willson tarafından satın alınan dev Afrikalı şefin hikayesini dinlemektedirler. Bay Harper, bu abartılı hikayenin zencilerin eyaletten göçünün nedenlerini açıklamaya yardımcı olacağını anlar ve devam eder…  

Söylendiğine göre; sözü edilen “Afrikalı”, General Dewey Willson’un babası Dewitt Willson’un sahibi olduğu       Afrikalı’yı Dewitt’in New Marseilles limanında ilk görüşü, ısmarladığı ayaklı duvar saatini getiren köle gemisinin boşaltılması sırasında ilgisini çeken panik ortamının başlamasından sonraymış. Köleler boşaltıldıktan sonra arta kalan; Yüksek bir böğürtü ve gemi bordasında su hattına yakın bir yerde açılan delik ile Noel ağacı gibi üzerinde bulunan onlarca zincirle dışarıya çıkarılan Afrikalı’nın kolunun altında korumaya çalıştığı bir bebekmiş.

Afrikalı’ya gördüğünde onun mutlaka kendisinin olması için ne kadar gerekiyorsa ödemeye ve ne gerekiyorsa yapmaya karar veren Dewitt, pazarlık sonrası kaçan Afrikalı’yı  yakalamak için başına ödül koymuş… Afrikalı’nın yanında olan ama ödülün parlaklığına dayanamayan biri yerini söylediğinde Afrikalı ile karşı karşıya gelmiş…direnen ve bebeğinin köle olmasını engellemek için t a ş l a r l a öldürmeye kalkışan Afrikalı’yı vurmuş… bebeği ve taşlardan en küçüklerinden bir tanesini, beyazı alarak, vaftiz ismi First olan Caliban olacak bebekle evine dönmüş… Tucker Caliban’ın dedesi ise John Caliban olarak kayıtlara geçmiştir.

Tucker’ın damarlarında dolaşan kan Afrikalı’nın kanıdır. Kanında özel bir şey  varsa o da Tucker Caliban’dadır. Afrikalı kanı bunlara sebeptir. Bu kadar basit.” …

diyen Bay Harper hariç, hiçbiri bunun bir başlangıç olduğunun farkında değildir. Cuma ve cumartesi gününü ise ellerindeki valizlerle kendilerini tren istasyonuna götürecek otobüsü bekleyen zencileri boş gözlerle seyrederek geçirirler.  

Hepsi de valinin “Kaygılanmayın. Onlara hiçbir zaman ihtiyaç duymadık ve onları hiç istemedik. Onlar olmadan da iyi olacağız.” Duyurusunu okumuşlar ama gidişlerine diğer kasabalar gibi öfkelenmemişler hatta Harry Leland onların da ayrılmaya hakları var diyerek görüşünü açıklarken oldukça ileri gitmişti.

Burada "Afrikalı" bir halkın kendi iradeleri dışında nasıl köleleştirildiğini açıklayan bir simgedir. Bay Harper'ın yokluğunda Bobby-Joe McCollum ve verandadaki diğer beyazlar tarafından Bennett T. Bradshaw'a karşı işlenecek son şiddet eyleminin bir öncülüdür.

 

Yazar, Tucker Caliban'a dolaylı bir şekilde, önce Afrikalı atasının hikayesiyle, ardından da Caliban'a sempatik ama biraz mesafeli bir bakış açısı sunan baba-oğul Leland'lar aracılığıyla yaklaşır. Bu bakış açısı topluluk içinde mevcut olsa da – mahalle baskısı ve yasalarla ırklar arası yakınlığın teşvik edilmemesi nedeniyle- ne yazık ki, topluluk tarafından paylaşılmaz.

 

Öte yandan yazar, kurgusal Güney eyaleti üzerinden birbirine bağlı zenci ve beyaz ailelerin tarihiyle, Güney tarihinin anlamını anlamanın bir yolunu arar. Daha da öteye özgürlük teması ile köleliğin hem zencileri hem de beyazları nasıl aşağılandığı kaygısını paylaşır.

 

Örnekler ve Dewey Willson III’ ün anılarından bazılarını satırlara paylaştırırsak: “Onuncu doğum günümde uyandığımda odanın köşesinde kromajları ve beyaz şeritli lastikleriyle ışıl ışıl parlayan bisikleti gördüm. Tucker’ı ikna edebilirsem bisiklet sürmeyi bu sefer öğrenecektim. Havanın kararmasına yakın işi biten Tucker’la uzakta bir araç parkına gittik. Eve geç döndük. O gece yemeğimi yerken, yakıcı kayışın Tucker’in kaba etlerinde şaklamasını duyabiliyordum. 

 

Düşünürken Tucker’ı bugünlere getiren onu delirtecek şeyi neden yaptığını anlamaya çalışırken aklıma gelen ilk şey… generalin faytonunu süren First Caliban John’un öldüğü geçen yaz oldu. Cumartesi günleri John pırlanta kravat iğnesi, inci grisi şapkasını takar otobüsle New Mersails Garajına gidip Kuzey Yakasına yolculuk yapar, renktaşları ile barlarda sohbet ederdi. Geçen yaz oraya giderken otobüste öldüğünde cenazesine çok az kişi gelmişti. Kendi insanları arasında pek sevilmediklerini, bağlılıklarının bize olduğu için sevgimizin onları diğerlerinden kopardığını fark ettim. Törende birisi ‘her zaman kendini feda edecek iyi bir insandı.’…dediğinde arkadan ‘Feda etmek? Hepsi bu mu? Lanet olsun fedakârlığa…’ diyen de Tucker’dı. ‘Eğer düşündüğümü yapmazsam bunların hiç birisi sona ermeyecek. Sonsuza kadar size çalışmak zorunda kalacağız.’”

Sundurmada ötekilerden biraz uzakta ayakta dikilerek oğlu Harold’u bekleyen Harry Leland, yolun karşısında gelen bir kamyonun geçmesini bekleyen, Bay Leland diye anılan oğluna baktı. Thomason’un dükkânının önünde duran ve on ton tuz taşıdığını söyleyen kamyon sürücüsü Caliban’ın çiftliğini sordu. Bir müddet Thomason’un dükkânında oyalanan baba oğul Lelandlar, dışarı çıktıklarında… arabasını kazıklayarak durduran Stewart’ı gördüler. Gözleri faltaşı gibi açılmış doğru Bay Harper’e koşan Stewart, Tucker’ın tarlasına darı eker gibi tuz döktüğünü söyleyince; dükkândaki herkes fırlayıp Tucker’ın çiftliğine doğru koşturmaya başladılar. Biraz ilerde doru atının terkisinde Wallace Bedlow’un yanından geçtiler. Çitlere varıp Tucker’ı ne yaptığı konusunda sorguladıklarında tek bir yanıt alamadılar. Onu durdurmak isteyenleri engelleyen Bay Harper:

“O bir şey başlattı ve artık onu durduramazsınız.”

Tarlayı tuzlayan, çiftlikteki kadim ağacı kesen, atlarını, küçük ve büyükbaş hayvanlarını vurduktan sonra evini ateşe veren, küçük b e y a z t a ş  cebinde, kucağında bebeğiyle karısı Betrah’ı da alan Tucker geceye dönen karanlıkta kaybolur..

Tucker Caliban, tıpkı Afrikalı gibi, insan haklarını savunmak için beyaz ya da zenci herhangi bir örgüte bel bağlamamış, bireysel hareket etmesi gerektiği için, kendisini özgürleştirmenin tek yolunun bu olduğu sonucuna vardığı için eyaleti terk etmiştir. Tucker Willson'larla olan bağını kabul eder, ancak artık kendi eylemleri için emsal teşkil etmelerine izin vermez.  

 

***

David Willson'ın 1931'den 1957'ye kadar olan yılları kapsayan günlüğü, Güney kökeninin getirdiği sınırlamaların üstesinden nasıl gelmeye çalıştığını ortaya koyar:

“Tucker, yangını çıkararak hem kendini hem de beni özgürleştirmişti.” diyen David Willson, Öğrenciyken bir gece Sosyalistlerin bir toplantısında Bennet Bradshaw adlı bir zenciyle  tanıştım. Konuşurken bana “Benim halkımın da yeni bir şeye, hayati önemde bir şeye ihtiyacı var. Belki yanıtı Sosyalizm veya Komünizm ’dir. Ama bu gece tanık olduğumuz gibi içi boş çeşidinde değil.” demiş… “Köşe yazılarıma gereksinim duyacakları için mezuniyetten sonra Güney’e dönmemi, bir yazı işi bulmamı öğütlemişti. Ama daha sonra da fikirlerini değiştirerek benimle iletişimi kesmek istediğini bildirmişti!”

David Willson, üniversitede radikal Bennett T. Bradshaw ile arkadaş olmuş, Sosyalist davaları, zenciler için eşit hakları savunmuş ve daha sonra ailesini geçindiremeyeceğinin anlaşılması üzerine ideallerinden ödün vermek için eve dönmüştür. David Willson, ailesinin çelişkili tarihini yansıtır. "Afrikalı"da isyankâr bir zenciyi sahiplenmeye çalışan, kölenin bağımsızlığına  hayranlık duyan aile, Tucker'a karşı da dönüşümlü olarak saygılı ve küçümseyici davranır. Aile, çözemediği çelişkili duygular karmaşasının içinde sıkışıp kalmıştır.

 

David'in karısı Camille, kocasının kendisine duyduğu tam güveni kabul edememesinden dolayı incinir ve David'in inançlarının zayıflaması evliliklerini oldukça hırpalar. Oğlu Dewey Willson III Dewey, babasının gençlik ideallerinden nasıl vazgeçtiğini fark etmez ve sadece cömertlik eksikliği ve iletişim kurma isteksizliği görürken kendine şu soruları sorar;

İki ay sonra babamın plantasyondaki çiftliği Tucker’a nasıl sattı, anlayamadım? Benim çıkaramadığım ama beni tanıyan…  Yahudi karşıtı, Kavgam, Kapital ve İncil karışımı bir doktrini olan ABD’nin Zenci İsa’sının Yeniden Diriliş Kilisesinden Rahip B.T. Bradshaw: -“ öğlenden sonra New Marsails Belediye İstasyonunda şimdiye kadar hiç ve hiçbir zaman da olmayacağı kadar çok zenci olduğu…”  Buhranla ve İspanya İç Savaşı ile büyüyen ve Komünizmle beraber flört ettikleri babamı tanıdığını” ve “Sutton’daki zencilerin buralardan taşınması, bildikleri her şeye sırtlarını dönüp sıfırdan başlamaları gerektiğini…” söyleyip… “ İşte, efsane böyle doğar.” dedi.

***

Romanın bitiminde dış gözün söylediği ve yazarın aklından geçenlere göre, Tucker'ın vazgeçme eylemi Güney kimliğinde bir boşluk bırakmıştır. Bu boşluğu beyaz bağnazlar bile rahatsız bir şekilde hissederler. Güney, ancak Tucker kendi kimliğiyle birlikte geri döndüğünde bütünleşecektir.

Ama aynı coğrafyanın günümüzdeki sosyo-ekonomik koşullarında ( benim notumla ) bu sefer de diğer göçmenlerine karşı saf tutup onları dışlayacaklar, dünyanın ezenlerin, ezilenler karşısındaki zulmü, ticaret, siyaset ve din sundurmasının altında devam edecektir.

Kalın sağlıkla ve kitapla… Sömürüsüz bir dünyada…

========================



02 Mayıs 2026, mehmetealtin, 835/ CCXXVI
Sel Yayıncılık, 1. Baskı, Eylül 2020 

https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/

 

https://substack.com/home/post/p-196208698

 

 

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder