16 Kasım 2025 Pazar

 



Bu Dünyanın Krallığı, Alejo Carpentier,   

Çeviri: Murat Tanakol
Kapak Tasarımı: Gizem Ulaş

“ Ah yüce hakim, ezeli ve ebedi takdir-İlahi! Kötülükleri tazelemesi için Kolomb’u nereye gönderiyorsun? Bilmez misin, nicedir oraların hâkimi olduğumuzu? “

Lope de Vega

***

Yüz kırk üç sayfalık, çok da uzun olmayan ancak tezlere konu bu roman, bir manifesto, bir tarihi belge olunca… kitap hakkında okuyacağınız anlatıyı, olayların kişilerin isimlerinin ve sokaklara varıncaya kadar yerlerin tarihsel gerçekliğine sadık kalmakla yetinmeyip, günlerce süren titiz bir karşılaştırmalı tarih ve kronolojiye dayanan son derecede net bir dokümantasyon üzerine kurduk. Kitap tanıtımlarında genel tavrımız olmamasına rağmen, tarihsel dizin içinde okuyucunun yolunu biraz daha açmak adına romanın bir özetini de sunmaya çalıştık.

***

Alejo Carpentier, edebiyat dünyasında Büyülü Gerçekçilik olarak anılan akımının babasıdır. Başyapıtı sayılan bu kitabın önsözü akımın manifestosu olarak kabul edilir. Büyülü gerçekçilik, olağan ya da gerçekçi bir çizgide ilerleyen sanat akımlarında bulunmaması gereken sihirli ve mantık dışı ögeleri içeren sanat akımıdır.

“Sarmaş dolaş tropikal bitki örtüsünün, meyvelerin iç içeliğindeki büyünün, zincirinden boşanmış yaradılış formlarının, tüm metamorfozları(=yapısal değişiklikleri ve simbiyozlarıyla(=karşılıklı veya tek taraflı faydalanmalarla) gösteren büyülü gerçekçiliğin yanında… Hokkabazlık hileleriyle, bir arada bulunmayacak, örneğin sansar kürklü kaşıklardan, ameliyat masasında şemsiye ile dikiş makinasını bir araya getiren gerçeküstücülük nedir ki? Amerika’nın tarihi, zaten büyülü gerçekçi bir hikâyeden başka nedir ki?” der, Büyülü Gerçekliği tanıtırken Alejo Carpentier.

Kübalı yazar Alejo Carpentier, “Bu Dünyanın Krallığı (El Reino de Este Mundo, 1949” adlı bu romanın önsözünde, Latin Amerika'ya özgü olduğunu iddia ettiği bir gerçekliği olağanüstü Amerika gerçekliği diye tanımlar. Ona göre tuhaf olanın sıradan olduğunun söylendiği kıtaya özgü bu gerçekliği de ancak Latin Amerikalı yazarlar aktarabilir. Görüşleri büyülü gerçekçiliğin Latin Amerika'ya özgü bir tarz olarak algılanmasında etkili olmuştur. Ama Büyülü Gerçekçilik, -kitaplarında- kolonyalizmi konu edinen yazarların da yararlandığı bir edebi tarzdır. Salman Rüşdi, Gabriel García Márquez, Ben Okri, Isabel Allende, Abdulrazak Gurnah, Günther Grass, Jeanette Winterson, Angela Carter, Robert Nye, Marina Warner, hatta Latife Tekin ve Nazlı Eray gibi batılı ya da kolonyal geçmişe sahip olmayan ülkelerin yazarları bile bu yazarlara örnektir.

Bu Dünyanın Krallığını okumaya başladığımda, kitaba değil dil basmak, dilimi satırların arasında dolaşan Vudu büyücülerinden nasıl kurtaracağımı kara kara düşünmeye başladım. Vudu, köleleri ortak ibadet ve ortak bir iletişimde birleştirir. Romanda ayaklanmayı kutsal kılan, davranış simgeleriyle yayılmasını sağlayan, kölelerin Vudu inancıdır. Davullar, deniz kabukları kalkışmanın yayılması ve yönetilmesinde iletişim aracı olarak kullanılır.

Vudu inancında gönülsüz kurban edilen boğanın böğürmesi durumunda… Maman Loi,(=kadın rahibin) töreni durdurması gibi ben de okumayı ve yorum yapmayı kesmeli miydim? Ama yapamam. Üflenince Strombus Gigas(=büyük deniz kabuklusu) bir ilah tarafından ele geçirilenler ilahlaşır, ilahların kutsal okuma yeri sayılan satır aralarındaki adalara gider, yıllardır gezegenin bazı ruhlarıyla enfekte olmuş tümceleri didikleye didikleye silip süpürerek yaşadıkları sayfalardan kurtarır, okuyucularına armağan eder, ben de öyle yaptım.

***

Çevirmen Murat Tanakol’a göre; Büyük bir dil ustası ve cambazı olarak nitelendirilen Alejo Carpentier’in büyülü gerçeklik fikrini biçime büründüren, Fransız devrimi ile eş zamanlı Haiti devrimini konu alan bu romanı üzerine en çok kitap, tez, vb. yazılmış eserlerden birisidir. Dünya çapında bir klasik müzik eleştirmeni, aynı zamanda mimar,  Marksizm’e gönül vermiş bir yazar olduğunu hiç unutturmayan Carpentier’in tümceleri İspanyolcanın dil kurallarını ve sınırlarını tanımaz. Carpentier’in oldukça uzun tümceleri denizde çarpışan ve sarmal biçimde yükselen dalgalar gibidir. Çarpışan dalgalar tez ve antitez, çarpışmanın ardından yükselen dalga sentez olarak düşünülebilir. Simetride aykırılığı, dengesizliği esas alan barok mimari gibi, yazarın barok edebiyatı da doğanın dengesiz ritmine bağlı kalır ki… bu roman, kurgusu boyunca ortaya çıkan dizinsel zaman boşlukları ve perspektifteki ani değişiklikleriyle buna tipik bir örnektir ve okuyucuya verdiği kaotik izlenim nedeniyle eleştirmesine yol açmıştır. Nitekim bana göre de Carpentier’in yazılarındaki müzikal biçemi okuyucuya yansıtmak için uygun tümceleri kurmak, okuyucunun gözlerini kapatarak okumasını sağlamak, çevirmenlerin en zorlandıkları zamanlar olsa gerektir…  

… ve bu nedenle büyülü gerçekliğin başvuru kaynağı bu kitabı dilimize kazandıran  çevirmen Murat Tanakol’u kutlarım.

Bir sözüm de kapak tasarımcısı Gizem Ulaş’a ki, anlamlı tasarımı ancak aşağıdaki sözlerle anlatılır.

Ölümünü kendi seçen Kral Henri Christope, çürüyecek etinin Gorro del Obispo Tepesinde yaptırdığı kalenin malzemesine karışacağını, mimarisine kazınacağını payandalı binanın cüssesiyle bütünleşeceğini asla bilemezken, kale tümüyle Haiti’nin ilk kralının mozolesine dönüşmüştü. Rengi ne olursa olsun tiranlardan nefret eden kadın, başında Marihuano, Sabah Sefası, Çin Gülü, Gece Yasemini, bulunduğu yerden ruhları uzaklaştıran Ayçiçeği taçları bulunan sepeti, sırtında taşıdığı bebeği ile kaleye alaycı gözlerle bakıyordu.”

***

Latin Amerika edebiyatının ve büyülü gerçeklik akımının simgesi olan kitap, Toussaint Louverture önderliğindeki Haiti Devrimi'nden öncesinden başlayarak, devrimi ve devrimin öyküsünü kitabın kahramanı köle Ti Noël üzerinden anlatır. Bu Haiti’nin 1750-1830 yılları arasındaki tarihidir.  Ne yazık ki, günümüzde 1957’den 1986’ya kadar süren Duvalier rejiminin yarattığı ekonomik ve siyasal krizler altındaki yoksulluk… açlığın doğurduğu sosyal şiddet… şiddetin doğurduğu çeteleşme ile anılan Güney Amerika kıtasının kuzeyindeki küçük bir ada ülkesi olan Haiti’nin; Afrika'dan zorla getirilen ve köleleştirilen siyahilerin, başkaldırıp özgürlüklerine ulaştığı ilk yer, ABD’den sonra bağımsızlığına kavuşan ikinci ülkedir. Güney Amerika’daki ezilenlerin başkaldırı tarihinde özel bir yeri vardır.

Belgelere göre Haiti tarihi der ki;

1700'lü yılların ortasında Avrupa’da artan şeker ihtiyacı, ağırlıklı olarak Fransa’nın kolonisi Karayipler’deki Haiti ve Jamaika’da tarım çiftliklerindeki üretim, yoğun insan emeği gerektiren, Afrika'dan getirilen kölelerle sağlanmaktadır. 1758 yılında kolonilerdeki sınıfsal ayrımın yasalarla tanımlı bir hiyerarşik yapıya dönüştürülmesi çalışması başlar. Birinci grup beyaz toprak sahipleri, ikinci grup çoğu melez olan özgür siyahlardır. Bunların bazıları eğitim görmüş, meslek sahibi, orduda veya çiftlik yönetiminde yer almış kişilerdir. Üçüncü grup ise diğer grupların sayısından kat kat fazla olan Afrika doğumlu kölelerdir. Bu sosyo-ekonomik farklılık nedeniyle beyazlarla köleler arasında sık sık şiddetli çatışmalar çıkar,  kaçak köle çeteleri ormanlarda yaşardı.

Bazı köleler ise evlerde aşçı, kişisel hizmetçi veya zanaatkâr olmuşlardı. Haiti'nin kuzey sahilindeki Plaine du Nord özellikle şeker hasadı için çok verimli bir bölgeydi. Burada güçlü beyaz işletmeciler bulunmakta ve adanın ekonomik olarak Fransa'dan özerk olmasını savunmaktaydılar. Çoğunun amacı çabuk zengin olup tropik iklimin öldürücü hastalığı sarıhummaya yakalanmadan Fransa'ya dönmekti. Alt tabakadaki beyazlar ise meslek olarak zanaatçılık, dükkân sahipliği, köle ticareti ve işçilik gibi işlerde çalışmaktaydılar Ayrıca farklı siyasi görüşler temelinde bağımsızlık isteyenler, Fransa'ya bağlı olanlarİspanya’ya bağlı olanlar ve İngiltere yandaşları bir aradaydı.

1789 Fransız Devrimi İnsan Hakları Beyannamesi ile tüm insanları eşit ve özgür ilan edildiğinde, Haiti’deki sosyal ve etnik sınıflar çok sık taraf ve müttefik değiştirmektedir.  Fransa’ya yüksek ticaret vergileri vermek istemeyen zengin Avrupalı beyaz çiftlik sahiplerinin Fransız monarşisi ve İngilizlerle müttefik olduğunu bilen köleler, köle sahiplerinin hâkimiyetinde ilan edilebilecek bağımsızlığın kendilerinin zaten olmayan haklarını daha da geriletileceğini anlarlar. Özgür siyahlar ve özellikle Julien Raimond 1780 yılından beri Fransa nezdinde sürekli olarak tüm ada halkına eşit statü verilmesi için uğraşmaktadır. Ekim 1790’da zengin ve özgür bir siyah olan Vincent Oge de Paris’ten adaya döndüğünde yürürlükteki devrim yasalarından hareketle melezlere ve özgür siyahlara oy verme hakkının verilmesini ister. Koloni valisi tarafından reddedilince Cap Français bölgesinde kısa süreli bir ayaklanma başlatır. 1791 yılında ele geçirilir ve işkenceyle öldürülür. Sürmekte olan kavga beyazlarla melezler arasındadır, köleler şimdilik sadece gelişmeleri izlemektedir.

Ancak 22 Ağustos 1791 günü Jean François ve Georges Biassou'nun önderliğinde başlayan köle ayaklanmasıyla, köleler kuzey sahilinde denetimi ele geçirecektir. Köleler zorla çalıştırıldıkları çiftlikleri yakmış, yalıtılmış korunaklarında yaşayan köle sahiplerini ve diğer beyazları öldürmüşlerdir. Fransızlar, başlarda bu isyanı da kesinlikle bastıracaklarından emindirler ama 4 Nisan 1792'de Fransa'da alınan bir kararla koloniler dâhil tüm insanların deri renklerinden bağımsız olarak eşit ve özgür olduğunun bildirilmesiyle ayaklanma durur.

Ayaklanmadaki Siyah komutanlardan en devrimci karakter kendi kendisini yetiştirmiş bir ev hizmetkârı olan Toussaint L'Ouverture'dür. Fransızlar kendisine tüm kölelerin özgürleştirileceğine dair teminat verilince Mayıs 1794'te Fransa saflarına geçer. Ancak iktidarı ele almış olan Toussaint, iktidarı Fransızlara vermez ve özerk olarak ülkeyi yönetmeye başlar. 1798'de adaya çıkartma yapan İngiliz kuvvetlerini yenilgiye uğratır. Komşu ada Santo Domingo'yu işgal ederek buradaki köleleri de özgürleştirir. 1801 yılında Louverture, Haiti için Anayasa yapar ve kendisini de ömür boyu yönetici ilan eder. Buna karşılık olarak Napolyon Bonapart  Charles Leclerc komutasında bir orduyu adaya gönderir. Birliğin adaya çıkmasıyla Toussaint'in müttefiklerinden Jean-Jacques Dessalines, Leclerc saflarına geçer ve yenilen ve 1802'de teslim olan Toussaint L'Ouverture Fransa'da hapishanede ölür.

Fransızların köleliği tekra kurmak istediği anlaşılınca Dessalines ve diğer komutanlar tekrar saf değiştirerek Ekim 1802'de Fransızlara saldırmaya başlarlar. Kasım 1802'de Fransız komutan Leclerc sarıhummadan ölür, ordusu hastalıklardan kırılmaya ve Fransa saflarından kaçmaya başlar. İngiliz ablukası ile Napolyon'dan da yardım gelmeyeceği belli olunca... 1803 yılında isyancı ordu Fransızları tamamen yener 1 Ocak 1804'te Dessalines adanın bağımsızlığını ilan ederek yerel Arawak diliyle adaya Haiti adını verir.  

***

Yukarıdaki tarihsel anlatım, bu romanda Carpentier’ın diliyle beyaz toprak sahipleri ile siyah köleleri arasındaki karşıtlığı artırmak, kölelerin bakış açılarını aktarmak amacıyla büyülü bir anlatımla… beyazların anlatımı ise gerçek olaylarla satırlara düşmüştür. Yazar tarafını ise kölelerden yana seçmiştir.

Öykü ve karakterler

Kitap da sömürgecilere karşı başkaldırının filizlenmesine neden olaylarla başlar. Vudu, köleleri başkaldırıya teşvik eden ve ilham veren tek şeydir.  Kitabın ana karakteri Ti Noël, bir kolu şeker kamışı değirmeninde ezilmiş başkaldırının ilk lideri, gerçek kişi, Mackandal (= Çolak)’ı kölelerin ortak inançları Vudu üzerinden Bu Dünya Krallığı'nın merkezine oturtur. Sonra, başa geçen melezlere karşı siyahların ayaklanması başlar. En sonunda da, kendi içlerinden birisinin krallığına karşı ayaklanırlar. Ezenlerle, ezilenlerin döngüsünün tarihinden ibaret dünya tarihinde Haiti’nin tarihi kitabın da konusudur.

Ti Noël ile efendisi Lenormand de Mezy, öykünün taraflarını oluşturan, kendi sosyo-ekonomik kimliklerinde iki ana karakterdir. Ti Noël tanık, Lenormard de Mezy yalnızca tarihin bir figürdür. Nitekim roman,  Ti Noël’in aynı sofrada rengi atmış dana kelleleriyle beyaz efendilerin kellelerinin yan yana servis edildiğini düşünerek gevrek gevrek eğlenmesiyle başlayarak bu yorumumuza renk katar. Ti Noël, Vudu’ya, büyüye olan inancı temsil eden, diğer yandan da özgüveni yüksek, özgürlük tutkunu bir adamdır.

Ardından Haiti devriminin önderlerinin ilki, Mackandal’la kitabın büyülü gerçekliğinin satırlarını tuşlamaya başlar, Ti Noël’İn anlattığı öykülerle birlikte Afrika inançlarıyla Hristiyanlığın iç içe geçtiği Vudu’yla tanışırız. Bakış açısı, Afrika tanrılarına olan inanç da dâhil olmak üzere, halkın bakış açısını yansıtır.

Vudu’nun olağanüstü ve tanrıların gücüyle donatılmış Mackandal, büyük bir köle isyanı başlatır. Bu Spartaküs’ten sonra belki de tarihin gördüğü en büyük köle isyanlarından biridir. Parmaklarının arasında ezip biriktirdiği zehirli mantarlarla zehrin efendisi olmuş… Suyun Öte Yakasındaki Egemenler tarafından üstün yetkilerle donatılmış beyazları yok etmek ve özgür siyahlardan mürekkep büyük bir imparatorluk kurmak için imha amaçlı sefer ilan etmiş… Ti Noël ile birlikte yakaladıkları Lenormand de Mézy’nin av köpeklerinden birini, sonra da her otu yeme alışkanlığındaki en iyi iki süt ineğini zehirlemişler, başkaldırıyı başlatmışlardı. Kuzey Ovasında ahırları ve çayırları istila ederek yayılan ve kullandıkları yedikleri her şeyde pusuya yatmış zehirle mülk sahipleri çoktan telef olup gitmişlerdi. Çolak ve sahneye çıkan diğer kahramanlar, -kölelikle sömürülen, iğdiş edilen Afrikalılar- beyaz adamdan intikam alırken ölümsüzleşen masalsı karakterlere, öldüklerinde bile kaçıp uzaklaşan büyülü birer kuşa dönüşmüşlerdi. Çolak bir metamorfozdan diğerine çeşit çeşit hayvana dönüşerek her an her yerdeydi. Dönüşümünü tamamlayıp büyük deniz kabuklarını üflemesiyle başkaldırıyı başlatmasını umanlar bunu dört yıl bekledi. Dört yıl sonra Kuzey Ovası kölelerinin toplantısında Fransa’nın zencilere özgürlük verilmesi gerektiğini ilan ettiğini, ama Cape Town’ın kralcı orospu çocuğu mülk sahiplerinin buna itaat etmediğini öğrenildiği günlerde…

***

Lenormand de Mézy İkinci eşinin ölümünden sonra Cape Town tiyatrosuna gide gele, koloniye onca sövüp saymasına, ikliminden şikâyet etmesine, yerleşimcilerin yontulmamış kimseler olduğu söylemlerine rağmen Paris tiyatrolarının drama yeteneğinin kıt olması nedeniyle kapı dışarı etti ikinci sınıf bir aktris, Matmazel Floridor ile beraber haciendaya geri dönmüş… çamaşırcı kadını bir müddet odasına aldıktan sonra Limonade kilisesi rahibi çamaşırcıyı zengin, topal ve sofu bir dul adamla evlendirerek Hıristiyanlık çatısı altında çiftleşmeyi kutsarken… Ti Noël ve yandaşları Dufrené haciendasındaki tüm ateşli silahları duvarlardan indirmişlerdi.

Aynı anda Vali Blanchelande de Kurucu Meclis’te azat edilmişlerin çocukları olan zencilere siyasi haklar verilmesi için yapılan çalışmalar ve “ İlkeler yok olacağına sömürgeler yok olsun.” diyen liberallere kızgın ve düşüncelerini dile getirmekten bitkin gece yeni yetme kızlardan birine tecavüze yönelirken…  uzaklarda, Vudu inanışında denizlerin efendisi Agwe’nin simgesi deniz kabuklusu, lampilerden üflenen boru sesleri sonunda ovalara ve vadilere yayılmaya başlamıştı.

Maccandel’ın ardılı ve yoldaşı Bouckman da Bayazların tanrısı bize suç işlemeyi emretti. Tanrılarımız öç istiyor” diyerek savaş ilan etmişti.  Ayaklanmanın genelkurmayını oluşturan Jean François, Biassou ve Jeannot ile Kuzey Ovası köleleri Cape Town’a girdiklerinde Mackandal bağlandığı işkence direğinde alevler ona doğru yükselirken bedeninde eksik kolunun hıncını alırcasına çoktan uçup gitmiş… çok ayaklı veya kın kanatlı ya da uzun antenli böceklerin gizemli dünyasına girmiş, ayaklanma bastırılmış Bouckman, Macandal'ın diri diri yakıldığı yerde öldürülmüştür. Bastırılan ayaklanma sonrası, Ti Noël ve on iki köle kışla avlusunda sırt sırta bağlı, barut tasarrufu olsun diye kesici silahlarla yapılacak infazları beklerken, Lenormand de Mézy tam zamanında yetişmiş, Havana köle pazarında en az altı bin İspanyol pesosu edecek bu köleler için… kölelerle birlikte tüm zenci ve özgür birinci derece melezlerin kökünün toptan temizlenmesinden yana Vali Blanchelande’den infazın ertelenmesini istemişti.

Ama Beyazlar, bir Pirus Zaferikazanmış, buna karşın Suyun Öte Yakası’nın Ulu Egemenleri, -köleler- tarafından tokatlanmış, Bu Dünyanın Krallığı fikren ilan edilmiştir. Mackandal’ın o zamandan beri bir kelebeğe dönüştüğü düşünülür ve bugün Haiti'ye özgü bir kelebek türüne Mackandal adı verilir. Mackandal, kölelerin idolüdür çünkü özgürlüğü ve katı Afro-Amerikan güçlerini sembolize eder.

***

Bir devrimin tarihi olarak da okunabilecek kitapta, her devrimin çocukları yediği gibi köleler efendilerine, ezilen ezene dönüşür. Sürecin bu aşamasında, bu sefer de ezenin kimliği, zamanında dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin memnun kalmasını sağlayan mükemmel baharatları ve bol malzemeli yemekleriyle ünlü, siyah Kral Henri Cristophe’nin varlığında cisimleşir. Henri Cristophe, siyah nüfusu Fransız yönetimi altında yaşananlardan daha kötü bir köleliğe tabi tutar.  Ti Noël’i en çok hayrete düşüren Cap-Haitiën’de Fransız valilerin bile bilmediği SİYAH bir dünyanın varlığıdır. Kraliyet şapelinin büyük mihrabı üzerine dikilmiş, ilahi provası yapan siyah müzisyenlere tatlı tatlı gülümseyen Bakire Meryem bile siyahtır.

Bu dönemde bir gün, sırtına dehşetli bir değnek inip, onun kadar siyah, onun kadar kıvırcık; onun gibi bir dudağı yerde bir dudağı gökte biri tarafından hücreye tıkıldığında… Ti Noël:- “ Kralın kendisini tanıdığını, onun da yanlış hatırlamıyorsa Lenormand de Mézy’nin haciendasıına sık sık uğrayan dantelci siyah Maria Luisa Coidavid’le evli olduğunu bildiğini anlatmaya çalışır ama nafile… Kralın, Gorro del Obispo Tepesinde yaptırdığı Sans-Souci kalesinin yapımında çalıştırılan Ti Noel, yapımın sonuna yaklaşılırken artık pek işe yaramadıkları için gitmelerine izin verilenler arasındadır. Rejimin Fransız yönetimi altındaki kölelikten daha kötü olduğunu, çünkü siyahların artık diğer siyahları köleleştirdiğini gören Ti Noël her şeye rağmen geleceğe, değişime, mücadeleye inanmaya devam eder.

Rejim acımasız işkenceler yapar ve halkı korku içinde bırakır. Sözde reformcu Henri Christope kırbaçla Katolik Beyler kastı yaratarak Vudu’yu bilmezden gelmek istemiş,  kralın tüm sırlarını bilen gözdesi Peder Juan de Dios üzerine duvar örülmüş dua odasında canlı ölüme mahkûm edilmişti.

Sonunda siyahlar onun yönetimine karşı ayaklanınca, kendini yalnız ve terk edilmiş bulur. Davasına ihanet edenler arasında Aziz Petrus, kapusenleriyle Aziz Francis, Nursialı Siyah Aziz Benedikt, mavi mantolu esmer çehreli Bakire, her bağlılık yemininde kitaplarını öptüğü Evangelistler de vardır, intihar eder, cesedi Sans-Souci kalesine götürülür ve burası onun mozolesi olur.

***

Eski Lenormand de Mezy plantasyonundaki arazi ölçümcüleri, plantasyonda yaşayanların huzurunu bozarken, bu sefer de melezler iktidara gelir; yüzlerce siyah mahkûmu kırbaçla çalışmaya zorlarlar. Kölelik döngüsü devam ederken… Ti Noël, geri dönmüş, günlerini Mezi'deki Lenormand'ın evinin yıkıntıları arasında, hayatının amacının ne olduğunu merak ederek geçirir ve bir hayvana dönüşme sanatını keşfeder. Bir kuşa, bir aygıra, bir eşek arısına, ardından bir karıncaya dönüşür. Sonunda kaz olur, ancak kaz öbeği tarafından reddedilir. Kaz olmanın tüm kazların eşit olduğu anlamına gelmediğini anlar,  insan formuna geri döner. Ti Noël, Mackandal gibi olamadığı için kendini aşağılık hisseder. Onun büyüklüğü ve Bu Dünyanın Krallığı üzerine kendi iç muhasebesini yapar. Günler sonra, her şeyi yok eden cehennem gibi bir fırtına kopar ve bundan sonra Ti Noël hakkında hiçbir şey bilinmez. Bu fırtınanın olasılıkla arkadaşı Mackandal tarafından alınmış bir kararla olabileceği söylenir.

***


Bu Dünyanın Krallığı'nın Haiti devrimine yakılmış bir ağıt, daha çok bir destan olduğunu söyleyebiliriz. Caprentier, ezen ve kişiliksizleştiren her türlü düzene karşıdır. Bazen ezilenler alt ettikleri efendilere dönüşebilirler ama bu mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmeyecektir. Carpentier’in, gerçeği Vudu inancında tutarak yazdığı, tezlere konu bu olağanüstü, hatta olağandışı roman, üstünden atladığımız bir coğrafyanın, bir tarihin ve kültürün içinde adeta kelebeğe çeviriyor bizleri. Kalın sağlıkla ve kitapla… Bu Dünyanın Krallığında…

 

16 Kasım 2025 mehmetealtin, 651/ CCXXIV
SİA Kitap, 1. Baskı, Ocak 2025

https://iskenderiyekutuphanesi.blogspot.com.tr/